Son dönemde adını duyduğumuz andan itibaren yüzümüzde gülümseme yaratan bir kız müzik grubumuz var: Manifest! Şarkılarını çok severek dinliyorum ve avaz avaz söylüyorum. Durum böyle olunca, ben de ‘Manifest ‘ ile ilgili kendi gözlemlerimi ve düşüncelerimi bir araya getirdim.

Biliyorsunuz ki yazılarım son dönemde hep sinemayla alakalı oldu. Sinemanın içinde yer almaktan aşırı mutlu oluyorum evet, ama ben her zaman sinemanın yanına diğer kültür sanat renklerinin içinde de yer almak ruhuma çok iyi geliyor. Bu renklerden bir tanesi de müzik. Müzik ne zaman kaliteliyse, bana iyi geldiğini hissettiğim anda beni iyi bir noktaya getiriyor ve buna inanıyorum. Müzik dediğimizde de son dönemlerde Türkiye’de müzik gruplarının öne çıktığını ve hatta yeniden yeşerdiklerini görüyoruz. ‘Model’ grubunun yıllar sonra yeniden bir araya gelmesi çok önemli. Yepyeni kız veya erkek grupları da karşımıza çıkıyor. Ama Türkiye’de bu yeni müzik grubu hareketini görünür hale getiren en önemli gelişmelerden bir tanesi, kesinlikle Big 5 Türkiye ve bu yarışmadan şampiyon olarak çıkan Manifest oldu.

Türkiye’de uzun zamandır eksik olan ‘girlband’ kültürünün yeniden görünür hale gelmesini sağladıklarını söylemek mümkün. Ben de 30 yaşını geçmiş biri olarak, grubun çıkartıtkları şarkıları avaz avaz bağıra bağıra söylüyorum. Bir anda onların danslarını yapmaya çalışırken buluyorum da kendimi aynı zamanda. Onlar aslında her yaşa hitap ediyorlar ama ağırlıklı olarak çocuk kitleleri var bence. Ankara’da haziran başında gerçekleştirdikleri “Manifestival” e bile gitmiştim. Orada yaşın çok küçük kız çocuklarının dans figürlerini yapmaya çalışmalarına, ebeveynlerinin sırtına çıkıp konseri izlemelerine ve avaz avaz şarkıları söylemelerine şahit oldum. Aynı zamanda yaş kitlesi biraz daha büyük insanların da konsere geldiğini ve şarkılarını söylediğini gördüm. Her kitleye hitap edebilmek ve büyük bir hayran kitlesi edinebilmek çok zordur, ama hepimiz de onları çok sevdik. Ben de aşırı sevdiğimiz bu kız grubunu ele almak; hem kişisel fikirlerime hem de genel olarak gözlemlediğim bilgilerle bir araya gelerek şarkılarını ve süreçlerini konuşmak istedim.

Manifestimiz tuttu!

‘Manifest’ kelimesi “kişinin hayal ettiği, arzuladığı veya ulaşmak istediği bir durumu yoğun bir inanç, odaklanma ve pozitif düşünce yoluyla hayatına çekmesi, yani gerçeğe dönüştürmesidir (tezahür ettirmesidir). Çekim yasasına dayanır” diye yorumlanıyor. Bizim kızlarımız ise ‘Manifest’ ismini, yer aldıkları yarışmanın kamp süreci boyunca deklere ediyor. "Bunu manifestliyorum", "manifestimiz tutacak" gibi ifadeleri kullanmaları, belki de onların kaderinde vardı. Altı ay süren bu yarışmada, aslında hiç tanımadığımız bilmediğimiz on beş kız bir araya geliyor. Dans ve şarkı söyleme hünerlerini gösteriyorlar ve bu kamp süreci boyunca da yetenekleri daha çok gelişiyor. Ve aralarından beş kişi seçilecek derken bu sayı altı oluyor ve altı şahane kadın bu şöhreti yaşıyor.

Aslında kız gruplarının ülkemizde iki güçlü temsilcisi var. Y kuşağının çok yakından tanıyabileceği bu iki grup ‘Hepsi’ ve ‘Çıtır Kızlar’ aslında. Hatta Manifest kızlarına bir röportajda ‘Küçükken hangi Hepsi kızıydınız?’ diye soruluyor ve onların da o grupla büyüdüğünü verdikleri cevaplarda görüyoruz. Hatta Hepsi’nin eski üyelerinden Gülçin Ergül‘ün yarışma jürisinde yer alması ve vokal derslerinde kızlarla beraber çalışması önemli bir detay. Ayrıca Hepsi’nin eski üyelerinden Cemre Kemer bir röportajında, Manifest’in çalışmalarında Hepsi grubu döneminde beraber çalıştıkları eski ekipten insanlar da olduğunu söylüyor. Kızların ‘Yaşanacaksa’ şarkılarının nakaratını da Çıtır Kızlar’ın ‘Yaşanacaksa Yaşanacak’ şarkısından almaları da bir anlamda bu ekolü yaşattıklarının göstergesi. Bu noktada Tolga Akış çok akıllıca bir strateji kurdu, bir kız grubu projesini yarışma ile beraber çıkartarak. Hem aslında eski kız gruplarının stratejisini de ekleyerek, daha önce o grupların süreçlerinde yer almış kişileri de bu gruba destek olarak sürece dahil etmesi ve geçmişi de günümüzü de bu gruba entegre etmesi, hem yaş hem cinsiyet olarak homojen bir kitlenin bu grubu sevmesini sağladı bence. Ayrıca grup üyelerinin karakterlerinin birbirinden farklı olması ve farklı yeteneklere sahip olmaları ’uyumsuz gibi görünen uyumu’ gösteriyor. Ayrıca son olarak, ilk albümleri için bir film hazırladıklarını yeni keşfettim. “Bi’ Hayal İşte” adlı şahane bir 19 dakikalık filmleri var. kızların oyunculuğunu da bence bu filmde keşfedebilirsiniz çünkü harika oynamışlar, ayrıca Zoktay’ın geçmişini incelerseniz pek çok reklam filminde oynadığını da görürsünüz. Burada da oyunculuğunun çok öne çıktığını görmek mümkün. Bütün kızlar çok iyi oynamış, orman içinde maceralı ve tatlı tatlı bir hikaye yaratılmış, izlemediyseniz tavsiye ederim.

Hangi Manifest kızısın?

Şu sıralar sosyal medyada ve dışarıda herkesin birbirine sordugu soru şu “Hangi Manifest kızısın?” Ben de bu soruya, beni takip edenlerin de bildiği üzere paylaşımlarımda da belli ediyorum bunu, cevap olarak ‘Esin’ diyorum. Tolga Akış’ın da bir röportajında dediği gibi. Esin’de bir yaşam sevinci hissi alıyorum. Bütün kızlarda var ama Esin’in çok daha farklı bir enerjisi bana geçiyor galiba. Hem dans ederken o enerji patlamasını yaşıyor, hem de karşısındakini mutlu etmesini seven bir iyilik hissi alıyorum. Biliyorsunuz Esin grupta ‘Main Dancer’ görevinde ve ağırlıklı olarak dans kısmını alıyor. O yüzden şarkılarda da vokal olarak onu az görüyoruz. Zaten yarışmaya girdiğinde de sesi konusunda düşük performans sergileyip sonrasında arttırıyordu. Ama burada ibreyi birazcık döndüreceği bir gelişme yaşandı ‘Tozpembe’ şarkısı sayesinde. Şarkıda isminin sadece 11 saniyelik bir vokali var ve ‘gittiysen gelme geri, hiç bozma ezberleri’ bölümü intro olarak şu an sosyal medyayı kasıp kavuruyor durumda. Hatta bence hileli şarkısında da hem dansı ile hem de vokalleriyle şarkıyı uçuran isimlerden kendisi. Evet grupta kızların kendi görevleri var, ağırlıklı olarak bu görevlerini yerine getiriyorlar ama bazen de bu değişebiliyor. Zaman geçiyor ve kızlar da büyüyor. Ama ben Esin‘in çok daha büyük görevler alabileceğini düşünüyorum ve kendini bir yıldız olarak kanıtlıyor.

Hem kliplerini keyifli izlediğim hem de konserlerinde de canlı bir şekilde gördüğüm kızlar, kamerayla da izleyenleriyle de bağ kurabiliyorlar. Sahne ışıkları güçlü; dansları ve vokalleri de sahne performanslarını taşıyacak kadar etkileyici. Lidya’nın şarkıları ele alış tarzını, bir ‘lead vokal’ e yakışır şekilde buluyorum, çok parlak ve çok yetenekli olduğunu kanıtlıyor. Bu arada Lidya’nın vloglarda da diğer grup üyelerinin şarkı söylediği ve dans ettiği kısımları izlediğinde büyük bir ‘fan girl’ lük yaptığını gözlemledim, ne bir egosu ne bir öne çıkma hevesi var, pırıl pırıl bir genç. Bir çok şarkının başlangıcını Lidya’ya yaptırıyorlar, ben de çok keyif alıyorum. Ama bence diğer üyelere de başlangıç hakkı verilmeli, bazı şarkılarda yapılıyor bu ama genel anlamda eleştiri de bu olduğu için vokallerde birazcık daha denge sağlanmalı sanki. Hilal’in sesini de dansini da bir o kadar enerjik hissediyorum. Özellikle konserlerde Hileli’de Ajda Pekkan kısmındaki dansı çok konuşuldu. Hilal daha önce ‘Pinkeu’ olarak piyasaya çıkmış ama kendini çok gösterememiş. K-pop tarzını çok güzel benimsemiş ve grupta da o popüler hissi yaşatan isim olduğunu belirtmeli. Mina ise grubun en olgun üyesi olarak, sahnede parlayan bir güzellik. Ama pek çok vlogda enerjik olduğunu hissediyorum. Konserlerde ’Zehir’ şarkısındaki kendi vokal kısmında kamera ele alıp konser alanındaki ekranlarda kamera ile yaptığı şova bayılmıştım mesela. Ayrıca buraya gelene kadar, çok fazla sanatçının arkasında dansçı olarak görev aldığını da gördüm, hak ettiği takdiri almış.

Grubun asi ve aykırı ruhu olarak tanımladığım Zoktay (yani Zeynep Sude); daha özgür ruhlu ve sözünü sakınmayan tarafıyla ayrışarak Manifest’in karakterini tamamlıyor. Gerçekten de Zoktay karakter olarak, bu grubun olmazsa olmaz üyelerinden bir tanesi. ‘Snap’ ve ‘Tozpembe’ şarkılarındaki rap kısımlarını mükemmel söylüyor, gelecek şarkılarda da olabildiğince rap kısımları eklenmeli ve noktaya bu adımda destek olunmaya devam edilmeli. Bu arada tıpkı Mina gibi Zoktay da pekçok sanatçının arkasında geçmişte dans etmiş, o da o günlerin takdirini alıyor. Ve en genç üyemiz olan Sueda’nın sesinin yük bir fanıyım. Bir ses, kendini duyduğun belli edebilir mi? Çok karakteristik ve kendine has bir ses stili var bence Sueda’nın. Şarkılardaki vokal kısımları da sesine çok güzel yakışıyor ve kendini dinlettiriyor, ayrıca genç enerjisini de net bir şekilde hissedebiliyorum. Yaş aldıkça çok daha bambaşka bir noktaya gelecek gibi hissediyorum Sueda için.

Başarının takdiri

Evet genel olarak çok öfkeliyiz. Bir yenilik çıktığında hemen eleştirmek istiyoruz. Manifest grubu da yaptığı her hareketle, bilinçli ya da bilinçsiz, konserlerinde, dışarıda ya da sosyal medyada yaptıkları her ufak hareketle gündem olmayı başaran bir popülerite konumunda. Başarıyı takdir etmek her zaman büyüklüktür, ki bunun takdirini çok büyük bir şekilde aldılar bence. Büyük bir başarı, beraberinde büyük bir görünürlük getiriyor. Görünürlük ise elbette eleştiriyi de beraberinde getiriyor. Ancak eleştiriyle linç kültürünü birbirinden ayırabilmek de önemli. Ama biz onları globalde ve ülkemizdeki başarılarıyla desteklemeyi sürdürmeliyiz bence. Evet herkesin fikri aynı değil, herkes aynı düşünmek zorunda da değil. Ama ortada başarılmış bir şey varsa tebrik etmeyi de bilmek gerekli.

Biliyorsunuz grup ilk uluslararası yurt dışı festival performansını, Kosova'da düzenlenen Sunny Hill Festivali'nde gerçekleştirdi. Bununla beraber onlara çok büyük kapılar açılıyor. Evet ülkemizdeki sosyal medya içerik üreticileri ve onlar gibi olmak isteyen gençler de takip ediyor onları. Ama bu globalle beraber mesela ben yabancı YouTuberların da manifest kliplerini izlemeye başladığını, şarkılarını aynı anda söylemeye çalıştığını ve dans ettiğini gördüm. Ayrıca güzel yorumlar da yapıyorlar. Bu başarının sağlamış olması da çok değerli. Manifest ardından yeni genç müzik grupları da geldi, gelmeye de devam edecek. Bir zamanlar “Manifestimiz tutacak” diyen 6 genç kız vardı. Şimdi ise onların şarkılarını söyleyen, danslarını yapmaya çalışan, konserlerine giden ve hatta dünyanın farklı yerlerinde onları keşfeden milyonlarca insan var. Belki de Manifest’in en büyük başarısı yalnızca bir kız grubu yaratmak değil; Türkiye’de yeniden “hangi kız grubunu tutuyorsun?” sorusunu sordurmak oldu.