<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Medya Koridoru | Cesur, çünkü bağımsız!</title>
    <link>https://www.medyakoridoru.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve objektif habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.medyakoridoru.com/rss/roportaj" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 11 Apr 2026 12:01:57 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/rss/roportaj"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Pump’tan cayır cayır 70’ler: “Hiç Konuşmayalım”]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/pumptan-cayir-cayir-70ler-hic-konusmayalim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/pumptan-cayir-cayir-70ler-hic-konusmayalim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1990’lı yıllarda Ankara’da fırtına gibi esen Distortion Blues Band üyeleri Volkan Şenkal ve Bülent Batmaca tarafından 2019’da kurulan Pump yepyeni bir şarkı ile geri döndü: “Hiç Konuşmayalım"]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/03/18/18032021210039_2443049_21_0.jpg" style="width: 217px; height: 209px;" /></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<em><strong>Gizem Ertürk / Serbest Gazeteci</strong></em></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<em>2020'de 22 yaşındaki genç yetenek Ege Özdemir ve geçmişte Distortion Blues Band ve Türkiye'nin rock ve metal sahnesinin efsane grubu Dr. Skull'da yer alan Serdar Tuksal'ın da 2021'de gruba katılmasıyla son şeklini alan Pump, gücünü, özgürlüğünden ve içinden geldiği gibi müzik yapma tutkusundan alıyor. Rock müzik severlerin duymaya hasret kaldığı sertlikte melodisi, enerjisi hiç eksilmeyen tarzıyla Pump; türün müdavimlerine özledikleri tarzda bir rock'n roll ziyafeti sunuyor.</em></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<em><img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/05/17/17052021155226_6731990_15_52.jpg" style="width: 700px; height: 311px;" /></em></p>
<p>
	<strong>Herkese merhaba, Volkan ve Bülent, Pump fikri nasıl ortaya çıktı, nasıl hayata geçti?</strong></p>
<p>
	<strong>Bülent: </strong>Bu soruyu çok seviyoruz. Arkasındaki hikayeyi anlatmak çok hoşumuza gidiyor. Bize göre tam bir hayata dönüş, özlerine dönüş ve özgürleşme hikayesi. Hemen başlayayım anlatmaya. Bizim yolumuz 1990'larda Distortion Blues Band'te kesişti, sonra 90'ların ortasında herkes başka yola gitti, dostluk baki kaldı. Hayat koşulları beni müzikten biraz uzağa itmişti. Volkan ve Serdar ise hep içinde kaldı müziğin.  2019 Ağustos'ta kurumsal iş hayatıma radikal bir şekilde bir gecede son verdim ve evde daha fazla davul çalmaya başladım.8 Kasım 2019'da Ankara'da Dr. Skull konseri vardı. O gün kendi kendime 'Ben tekrar başlıyorum' dedim ve birkaç gün sonra Volkan'ı aradım. 'Bül, tek başına girme stüdyoya, beraber girip pas atalım' dedi Volkan ve sadece bas ve davul olarak 15 Kasım 2019'da ilk stüdyomuzu yaptık. Bir anda aydınlandık neredeyse. Aklımıza estiği gibi özgürce çaldık o gün ve hala öyle devam ediyoruz.</p>
<p>
	<strong>Volkan:</strong> Bülent'le sürekli görüşüyorduk ama 2007'den beri beraber çalmamıştık. Serdarla da hiç kopmamıştık, en nihayetinde bizler 30 küsur yıllık sıkı dostlarız. Bir itirafım olacak, 15 Kasım'da stüdyoya girdiğimizde ben de uzun süredir bas çalmıyordum. Hatta bas gitarım bile yoktu.</p>
<p>
	<strong>Bülent:</strong> Bir sonraki çalışmaya Volkan öğrencilerinden Doğukan Buyrukoğlu'nu getirdi. Onun besteleri üzerinde çalışmaya başladık. Sonra aramıza Deniz katıldı gitarist olarak ancak yollarımız çabuk ayrıldı.</p>
<p>
	<strong>Volkan:</strong> Çok motive oldum bu süreçte, beste ve söz fabrikası moduna girdim. 2020 ikinci yarısı Ege aramıza katıldı. Ege benim gitar öğrencimdi. Pump'ın oluşum sürecinin en başında o yoktu ama adını koyduğumuzda artık Ege demirbaş olmuştu. Bülent ile başladığımızda, Serdar'a konudan bahsetmiştim, ama Kuzey Kıbrıs'ta olduğundan o dönemde bize katılamamıştı. 2021'de ise Doğukan gruptan ayrılınca, bu sefer 'Bu bir mesaj' dedik ve Serdar aramıza katıldı. Adaptasyonu da çok kolay oldu Serdar'ın çünkü o da benim gibi müzikten hiç kopmamıştı, daha önemlisi birbirimizi çok iyi tanıyoruz.</p>
<p>
	<strong>Genç grup üyeleri ile yola tekrar çıkmak gruba nasıl bir enerji getirdi?</strong></p>
<p>
	<strong>Volkan:</strong> Pump'ın ilk başlangıcında planımız her zaman genç olan Serdar ile tekrar bir araya gelmekti. Biraz önce anlattığım gibi en başta bu hayata geçemedi. Bizde o kadar çok enerji vardıki dürüst konuşmak gerekirse, grubu beraber hayata geçirdiğimiz gençler o enerjiyi bambaşka bir formata getirdi. Yaratıcılık konusundaki etkisi çok fazla oldu. Bülent 47 yaşında hiç olmadığı kadar sert çalmaya ve ikili bas davul pedalı kullanmaya başladı, ben ise daha coşkulu çalmaya daha coşkulu besteler yapmaya başladım. Öte yandan grubun nüfus kağıdı olarak en genci Ege müzisyenliği, dostluğu, dinamizmi ve gitar çalış tarzı ile bize farklı bir motivasyon sağlıyor. Ruhumuzun gençliğini parlatıyor. Özetle ruh genç kalınca enerji eksilmiyor.</p>
<p>
	<strong>Müziğe başladığınız yıllardan bugünlere baktığınız zaman nelerin nasıl değiştiğini görüyorsunuz?</strong></p>
<p>
	<strong>Serdar: </strong>Çok güzel soru, teşekkürler. Beni geçmişe götürdü getirdi. Müziğe ilk başladığımız 1980'li yıllarda bugünkü gibi her şeye anında ulaşabilme şansınız yoktu. Enstrüman almak bir dert, beğendiğiniz sanatçıları dinlemek ayrı bir dertti.</p>
<p>
	İyi, kaliteli, sizi yıllarca idare edebilecek bir enstrümanı bulmak mesele, almak ayrı meseleydi. Şimdi bütçenize göre her şeyi bulabiliyorsunuz. Aynı şekilde müziğe ulaşım da kolay değildi. Dünyada rock rüzgarı hala çok şiddetliyken anlık olarak yeni albümlere ulaşmak çok zordu, küresel starları ise canlı izlemek hayaldi. Şimdi her şey daha kolay ama rock müziğinin starlarını canlı izlemek nerdeyse imkansızlaştı, öncelikleri yaşları nedeniyle. Eskisi gibi klasikleşme de çok mümkün değil artık, çünkü büyük talep var yeniye. Yeniye olan yoğun talep, yeninin klasik hale gelme sürecini biraz engelliyor.</p>
<p>
	Rock müzik de değişti yıllar içerisinde. Enerjisi farklı bir yöne gitti biraz da talep o yönde olduğundan. Biz birazcık o rotanın dışındayız, eski tarza yakınız, enerjimiz yüksek o nedenle, kıpır kıpır bir müzik yapıyoruz.</p>
<p>
	<strong>Nisan Sonu ve hemen ardından Hiç Konuşmayalım teklileri geldi. Nasıl tepkiler aldı?</strong></p>
<p>
	Ege: Biz biraz daha sert tonlu düşünmüştük Nisan Sonu'nu, ama kafamızdakinden daha yumuşak çalmışız. Nisan Sonu çok yüksek tempoda olmamasına rağmen enerjisini hissettiren bir şarkı. Aynı zamanda hüzün içeriyor, duygu yoğunluğu var. Ama melodisi hüzünlü değil. Biz hüznün bile enerjiyi düşürmeden verilebileceğine inanıyoruz. Duygusal şarkıların boynu bükük olması gerekmiyor. Bu nedenlede hemen her yaş grubundan olumlu tepkiler aldı. Bu arada Nisan Sonu ile ilgili kafamızda planlarımız var. Şimdilik anlatmayalım detayları.</p>
<p>
	Hiç Konuşmayalım'ın Nisan Sonu'na göre çok farklı olduğu söylendi genelde. Aynı grubun iki şarkısı gibi değerlendirenler de oldu, iki farklı grup çalmış diyenler de oldu. Her iki şarkının da insanlara dokunabildiğini söylediler. Aslında Hiç Konuşmayalım'ın alışık olmadık bir tarzı olsa da çok fazla insanı etkileyebildiğine defalarca şahit oldum.</p>
<p>
	<strong>Genç grup üyeleri ile yola tekrar çıkmak gruba nasıl bir enerji getirdi?</strong></p>
<p>
	<strong>Volkan:</strong> Pump'ın ilk başlangıcında planımız her zaman genç olan Serdar ile tekrar bir araya gelmekti. Biraz önce anlattığım gibi en başta bu hayata geçemedi. Bizde o kadar çok enerji vardıki dürüst konuşmak gerekirse, grubu beraber hayata geçirdiğimiz gençler o enerjiyi bambaşka bir formata getirdi. Yaratıcılık konusundaki etkisi çok fazla oldu. Bülent 47 yaşında hiç olmadığı kadar sert çalmaya ve ikili bas davul pedalı kullanmaya başladı, ben ise daha coşkulu çalmaya daha coşkulu besteler yapmaya başladım. Öte yandan grubun nüfus kağıdı olarak en genci Ege müzisyenliği, dostluğu, dinamizmi ve gitar çalış tarzı ile bize farklı bir motivasyon sağlıyor. Ruhumuzun gençliğini parlatıyor. Özetle ruh genç kalınca enerji eksilmiyor.</p>
<p>
	<strong>Müziğe başladığınız yıllardan bugünlere baktığınız zaman nelerin nasıl değiştiğini görüyorsunuz?</strong></p>
<p>
	<strong>Serdar: </strong>Çok güzel soru, teşekkürler. Beni geçmişe götürdü getirdi. Müziğe ilk başladığımız 1980'li yıllarda bugünkü gibi her şeye anında ulaşabilme şansınız yoktu. Enstrüman almak bir dert, beğendiğiniz sanatçıları dinlemek ayrı bir dertti.</p>
<p>
	İyi, kaliteli, sizi yıllarca idare edebilecek bir enstrümanı bulmak mesele, almak ayrı meseleydi. Şimdi bütçenize göre her şeyi bulabiliyorsunuz. Aynı şekilde müziğe ulaşım da kolay değildi. Dünyada rock rüzgarı hala çok şiddetliyken anlık olarak yeni albümlere ulaşmak çok zordu, küresel starları ise canlı izlemek hayaldi. Şimdi her şey daha kolay ama rock müziğinin starlarını canlı izlemek nerdeyse imkansızlaştı, öncelikleri yaşları nedeniyle. Eskisi gibi klasikleşme de çok mümkün değil artık, çünkü büyük talep var yeniye. Yeniye olan yoğun talep, yeninin klasik hale gelme sürecini biraz engelliyor.</p>
<p>
	Rock müzik de değişti yıllar içerisinde. Enerjisi farklı bir yöne gitti biraz da talep o yönde olduğundan. Biz birazcık o rotanın dışındayız, eski tarza yakınız, enerjimiz yüksek o nedenle, kıpır kıpır bir müzik yapıyoruz.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/05/17/17052021155254_9137233_15_52.jpg" style="width: 700px; height: 700px;" /></p>
<p>
	<strong>Nisan Sonu ve hemen ardından Hiç Konuşmayalım teklileri geldi. Nasıl tepkiler aldı?</strong></p>
<p>
	<strong>Ege:</strong> Biz biraz daha sert tonlu düşünmüştük Nisan Sonu'nu, ama kafamızdakinden daha yumuşak çalmışız. Nisan Sonu çok yüksek tempoda olmamasına rağmen enerjisini hissettiren bir şarkı. Aynı zamanda hüzün içeriyor, duygu yoğunluğu var. Ama melodisi hüzünlü değil. Biz hüznün bile enerjiyi düşürmeden verilebileceğine inanıyoruz. Duygusal şarkıların boynu bükük olması gerekmiyor. Bu nedenlede hemen her yaş grubundan olumlu tepkiler aldı. Bu arada Nisan Sonu ile ilgili kafamızda planlarımız var. Şimdilik anlatmayalım detayları.</p>
<p>
	Hiç Konuşmayalım'ın Nisan Sonu'na göre çok farklı olduğu söylendi genelde. Aynı grubun iki şarkısı gibi değerlendirenler de oldu, iki farklı grup çalmış diyenler de oldu. Her iki şarkının da insanlara dokunabildiğini söylediler. Aslında Hiç Konuşmayalım'ın alışık olmadık bir tarzı olsa da çok fazla insanı etkileyebildiğine defalarca şahit oldum.</p>
<p>
	Hiç Konuşmayalım 45 yaş üstü kuşak tarafından hemen kabul edildi, benim kuşağım ise dinledikçe daha çok sevmeye başladı. İlk soruları 'Niye hemen sözler girdi?' oldu. İçimizden geldiği gibi müzik yaptığımız için bu tür tepkiler çok hoşumuza gidiyor.</p>
<p>
	Dinlenme istatistikleri 18 – 25 grubunun Hiç Konuşmayalım'ı tamamen benimsediğini gösteriyor, en çok dinleyicimiz 18 – 25 yaş grubundan. Dinleyen herkesin dinlerken hareketlenmeye başladığını gördük. Kıpır kıpır bir şarkı.</p>
<p>
	<strong>Pump bundan sonra yola nasıl devam edecek?</strong></p>
<p>
	<strong>Bülent:</strong> Pandemi süreci gurubun çalışmalarını yavaşlatsa da Volkan'ı yavaşlatmıyor, beste yapmaya devam ediyor. 24 Mayıs haftasında yeni teklinin davul kayıtlarına başlıyorum bir aksilik olmazsa. Mümkün olan sıklıkta yeni tekliler çıkartmayı planlıyoruz ve bunu uzunca bir süre devam ettirebilecek kadar çok parçamız var kaydedilmeyi bekleyen.</p>
<p>
	Albüm çıkartmak için uzun süre beklemek yerine kısa aralıklarla yeni şarkı yayınlamak, özellikle üretken ve bağımsız müzisyenler için daha mantıklı görünüyor.</p>
<p>
	Biz canlı çalmayı çok seven, canlı çalarken çok eğlenen müzisyenlerden olduğumuz için, sahnede seyircilerimiz ile eğleneceğimiz günleri sabırsızlıkla bekliyoruz. Yaz aylarında düzenlenmesi muhtemel festivallerde yer almayı hedefliyoruz. Pandemi süreci sonrasında da bizleri daha sık izleyeceğiniz organizasyonların içerisinde olacağız.</p>
<p>
	Yabancı müzik eleştirmenlerinden aldığımız tepkileri dikkate alarak birkaç tane de İngilizce şarkı yayınlamayı planlıyoruz. Hatta bir tanesinin bestesi tamam, aranjmanına başladık.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Türkiye'deki alışılmış rock müziği kalıbına çok uymayan bir tarzımız var, daha önce de ifade ettiğimiz gibi. İlk dinlediğinde biraz şaşırıyor insanlar. Söz, müzik, yapı ve trafiği ile değişik bir tarz oluşuyor ülkemiz için belkide. Hüznümüz, dertlerimiz bile enerjik, heyecanlı ve tempolu. Karamsarlıkla bir yere varılması zor. Belki de müziğimiz aslında 1970'lerin o isyankar ruhunu tekrar ortaya çıkartıyor. Her şeyi şartsız kabul eden değil, reddeden, sorgulayan, başını öne eğmeyen.</p>
<p>
	Özgür ve enerjik olmaya devam edeceğiz, tüm rock severleri de bizimle özgür ve enerjik olmaya, eğlenmeye davet ediyoruz.</p>
<p>
	 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/pumptan-cayir-cayir-70ler-hic-konusmayalim</guid>
      <pubDate>Mon, 17 May 2021 15:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2021/05/17/17052021155205_3384059_15_52.jpg" type="image/jpeg" length="81831"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aslı Şafak, Medyakoridoru'na konuştu: Bu yeni Aslı Şafak'ı çok sevdim!]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/asli-safak-medyakoridoruna-konustu-bu-yeni-asli-safaki-cok-sevdim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/asli-safak-medyakoridoruna-konustu-bu-yeni-asli-safaki-cok-sevdim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de talk show'un başarılı kadın temsilcilerinden Aslı Şafak, Medyakoridoru'nun YouTube kanalında Canan Kaya'nın sorularını yanıtladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	Türkiye'de kadın talk show'cu denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri <strong>Aslı Şafak</strong>... Zaten ülkemizde televizyonda talk show yapan kadın sayısı da oldukça az ne yazık ki... <strong>Bloomberg HT</strong>'de hafta içi her gün <strong>'Aslı Şafak'la İşin Aslı' </strong>programını sunan Aslı Şafak'la Medyakoridoru'nun YouTube kanalında buluştuk.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Uzun yıllar ekonomi gazeteciliği yapan ve iki buçuk yıl önce talk show alanına geçiş yapan Şafak,<strong> 'Bu yeni Aslı Şafak'ı çok sevdim'</strong> diyor...</p>
<p>
	Röportajın tamamı Medyakoridoru'nun <strong><a href="http://U6o_PMEYIa4" rel="nofollow" target="_blank">YouTube </a></strong>kanalında!</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/asli-safak-medyakoridoruna-konustu-bu-yeni-asli-safaki-cok-sevdim</guid>
      <pubDate>Sun, 04 Apr 2021 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2021/04/04/04042021142927_1988948_14_29.jpg" type="image/jpeg" length="50609"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kızına yamalı pantolon giydirdiği için eleştirilen gazeteci Gönül Yılman Saygan, Medyakoridoru'na konuştu!]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/kizina-yamali-pantolon-giydirdigi-icin-elestirilen-gazeteci-gonul-yilman-saygan-medyakoridoruna-konustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/kizina-yamali-pantolon-giydirdigi-icin-elestirilen-gazeteci-gonul-yilman-saygan-medyakoridoruna-konustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Twitter'da paylaştığı bir videoda kızının pantolonunda yama olduğu için eleştiri içerikli mesajlar aldığını ifade eden gazeteci ve kadın hakları savunucusu Gönül Yılman Saygan, eleştirilere bir kez de Medyakoridoru aracılığıyla cevap verdi. Aynı zamanda sanatçı Suavi'nin de eşi olan Saygan, Suavi'nin olayı ilk duyduğunda üzüldüğünü ama sonrasında "Bunda utanılacak bir şey yok" yorumunu yaptığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	Gazeteci, kadın hakları savunucusu ve aynı zamanda sanatçı <strong>Suavi'</strong>nin eşi <strong>Gönül Yılman Saygan</strong>, geçtiğimiz günlerde Twitter'da kızı <strong>Suada</strong>'nın dans edip şarkı söylediği bir videosunu paylaşmıştı. Videoda bazı kullanıcıların dikkatini çeken detay ise Suada'nın pantolonundaki yama olmuş, Saygan ise bu eleştirilere yine sosyal medyadan yanıt verererk şu ifadeleri kullanmıştı:</p>
<p>
	<strong>'Kızımın yayınladığım videosunda pantolonunda yama var diye bir kaç mesaj aldım. Evet yama var, hayır utanmıyorum. Kızımın bir çok pantolonunda yama var, çünkü hızla eskitiyor ve yırtılan pantolonu atmak yerine yama yaptırıp yeniden giydiriyoruz. Hem terziler kazanıyor hem biz' </strong></p>
<p>
	<strong>Medyakoridoru</strong>'nun <strong>YouTube </strong>yayında eleştirilere bir yanıt daha veren Saygan, <strong>'Bu utanılacak birşey değil. Suada o pantolonla ya da yırtık tişörtü veya çorabıyla okula gidiyor. Onun yamalı olduğunu biliyor ama ondan utanmıyor.'</strong> dedi.</p>
<p>
	Saygan, eşi Suavi'nin konuyla ilgili yorumunu ise şöyle aktardı:</p>
<p>
	<strong>'Suavi göz önünde olmayı ve hakkında haber çıkmasını sevmez. Hele hele Suada'yla ilgili haber çıkmasını hiç sevmez. Önce üzüldü tabii duyunca. Çünkü ben bu tweet'in bu kadar ilgi göreceğini ve sonra haber olacağını bilmediğim için, konuyu kendisine haber olduktan sonra  anlattım. 'Keşke Suada bu kadar göz önünde olmasaydı Gönül'cüğüm, keşke bunu yapmasaydın' dedi ama iş işten geçmişti. Sonrasında o da bunda utanılacak bir şey olmadığını söyledi tabii ki.'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Röportajın tamamı Medyakoridoru <a href="https://www.youtube.com/watch?v=4iU6xhWbByI&t=3s" rel="nofollow" target="_blank">YouTube</a> kanalında!</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/kizina-yamali-pantolon-giydirdigi-icin-elestirilen-gazeteci-gonul-yilman-saygan-medyakoridoruna-konustu</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Apr 2021 19:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2021/04/03/03042021191846_4455531_19_18.jpg" type="image/jpeg" length="70815"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[OFF THE RECORD | İpek Özbey: Demirören, gerçek Hürriyet'e sahip olamadı!]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/off-the-record-ipek-ozbey-demiroren-gercek-hurriyete-sahip-olamadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/off-the-record-ipek-ozbey-demiroren-gercek-hurriyete-sahip-olamadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhuriyet gazetesi Yazı İşleri Müdürü İpek Özbey, Medyakoridoru'nun YouTube programı OFF THE RECORD'a konuştu!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong>Cumhuriyet </strong>gazetesinde her pazartesi <strong>'360 Derece'</strong> isimli köşesinde gündem yaratan röportajlara imza atan gazetenin<strong> </strong>Yazı İşleri Müdürü<strong> İpek Özbey,</strong> Medyakoridoru'nun YouTube programı <strong>OFF THE RECOR</strong>D'da <strong>Canan Kaya'</strong>nın sorularını yanıtladı. </p>
<p>
	Röportajda, mesleki tecrübelerini, medyadaki röportaj geleneğini ve sendikalı olduğu için <strong>Hürriyet</strong> gazetesindeki görevine son verilme sürecinyle ilgili önemli açıklamalarda bulunan Özbey, Doğan Medya Grubu'nu satın alan <strong>Demirören Medya Grubu</strong>'nun, <strong>asla gerçek Hürriyet'e sahip olamadığını </strong>ve eğer görevine son verilmeseydi <strong>Hürriyet'te çalışmaya devam edebileceğini </strong>söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Röportajı tamamı Medyakoridoru YouTube kanalında!</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/off-the-record-ipek-ozbey-demiroren-gercek-hurriyete-sahip-olamadi</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Mar 2021 13:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2021/03/27/27032021163504_8605464_16_35.jpg" type="image/jpeg" length="37202"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şarkıcı Mavi'den, müzisyenler için kampanya çağrısı: Gelin, bu dayanışma ağını birlikte büyütelim!]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/sarkici-maviden-muzisyenler-icin-kampanya-cagrisi-gelin-bu-dayanisma-agini-birlikte-buyutelim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/sarkici-maviden-muzisyenler-icin-kampanya-cagrisi-gelin-bu-dayanisma-agini-birlikte-buyutelim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medyakoridoru'nun YouTube kanalına konuşan Mavi, Şimdi Derneği aracılığıyla başlattıkları 'müzisyen dayanışma ağı'nın detaylarını anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	Bir yılı aşkın süredir tüm dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgınıyla başlayan kısıtlamalarla birçok sektör ekonomik açıdan ciddi bir darboğazın içine girdi. Bu sektörlerin başında ise kültür sanat ve onun en önemli yapı taşlarından müzik geliyor... Tüm dünyada birçok müzisyen hayatının en zorlu süreçlerini geçiriyor ama Türkiye'de bu durum çok daha içler acısı... Kültür Bakanlığı'nın müzisyenlere yönelik kalıcı çözüm üretecek bir çıkış yolu açmamış olması, ne yazık ki çok sayıda müzik emekçisinin canına mal oldu... Müzik ve Sahne Sanatçıları Sendikası'nın (Müzik-Sen) açıkladığı verilere göre, son 1 yılda 102 müzisyen geçim sıkıntısı nedeniyle intihar etti. Üstelik bu rakamın çok daha fazla olduğu düşünülüyor...</p>
<p>
	Hal böyle olunca bu kötü gidişata dur demek için müzisyenler dayanışma çağrılarında bulunmaya başladı. Bu isimlerden biri olan müzisyen <strong>Mavi,</strong> geçtiğimiz günlerde sosyal medyadan <strong>Şimdi Derneği </strong>aracılığıyla bir dayanışma ağı oluşturdukarını açıkladı ve duyarlı vatandaşları ihtiyaç sahibi müzisyenlere destek olmaya davet etti.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/03/21/21032021185510_4445002_18_55.jpg" style="width: 650px; height: 645px;" /></p>
<p>
	Bu yardım çağrısını tek başına başlatmadığını, birkaç yakın arkadaşıyla bir araya gelerek 'çorbada tuzumuz olsun' diyerek yola çıktıklarını belirten <strong>Mavi,</strong> müzisyen dostlarına <strong>'Gelin bu yardım ağını birlikte büyütelim' </strong>çağrısında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	<strong>Medyakoridoru</strong>'ndan <strong>Canan Kaya</strong>'ya konuşan <strong>Mavi</strong>, <strong>Şimdi Derneği</strong>'ni ve kampanyanın detaylarını anlattı...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/sarkici-maviden-muzisyenler-icin-kampanya-cagrisi-gelin-bu-dayanisma-agini-birlikte-buyutelim</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Mar 2021 18:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2021/03/21/21032021183256_1565059_18_32.jpg" type="image/jpeg" length="59580"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazar Altay Öktem: Sanal imza günümde, Tüyap'takinden iki kat fazla kitap imzaladım]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/yazar-altay-oktem-sanal-imza-gunumde-tuyaptakinden-iki-kat-fazla-kitap-imzaladim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/yazar-altay-oktem-sanal-imza-gunumde-tuyaptakinden-iki-kat-fazla-kitap-imzaladim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yazar Altay Öktem, Medyakoridoru'ndan Gizem Ertürk'ün sorularını yanıtladı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/03/18/18032021210039_2443049_21_0.jpg" style="width: 217px; height: 209px;" /></p>
<p>
	<em><strong>Gizem Ertürk / Serbest Gazeteci</strong></em></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<em><strong>Şeytan Ayetleri, Sokaklar Tekin Değil, Tanrı Acıkınca</strong> ve <strong>Thomas Düşerken</strong> gibi çok sayıda kitaba imzasını atan, sürekli üreten bir yazar <strong>Altay Öktem</strong>...Edebiyat dünyasına şiir, öykü ve roman dallarında çok sayıda eser kazandıran, aynı zamanda dergi dünyasında da önemli bir yere sahip olan Öktem'le, Türkiye'deki birinci yılını geride bırakan pandemi döneminin edebiyata olan etkilerini, yarattığı dönüşümü, edebiyatın geleceğini ve yeni projelerini konuştuk...</em></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/03/18/18032021210300_2123378_21_3.jpg" style="width: 650px; height: 433px;" /></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<strong>'GERÇEK ÇOK SERTSE, KURGU İSTER İSTEMEZ ONUN ALTINDA EZİLİR'</strong></p>
<p>
	<strong>Covid-19 Türkiye'de ilk yılını geride bıraktı... Bu son bir yıla baktığımızda dünyada nasıl değişimler oldu?</strong></p>
<p>
	Geçtiğimiz bir yılı, önümüzdeki yılların bir prototipi olarak görüyorum. Zaten yeni bir yaşam biçimine doğru evriliyorduk, bu pandemi sayesinde süreç hızlandı. Uzun zamandır tıp dünyasında, tüm dünyayı etkisi altına alacak bir virüs salgını bekleniyordu zaten. Devamı da gelecek büyük olasılıkla. Bu yüzyılın, gelecekte, dünyayı sarsan salgınların yüzyılı olarak adlandırılacağını düşünüyorum.</p>
<p>
	Covid-19 salgını başlamadan önce, küresel ısınma nedeniyle buzulların erimesinden dolayı, dünyanın ilk dönemlerinden kalma hangi bakteri ve virüslerin tekrar açığa çıkabileceğini ve hiç karşılaşmadığımız bu mikro organizmaların ne tür salgınlara yol açabileceğine dair bazı bilim insanlarının öngörülerini ve çalışmaları araştırıyordum. Hatta bu konuda distopik bir hikaye yazma niyetim vardı. Covid-19 ile birlikte bu fikirden vazgeçtim. Gerçek çok sertse, kurgu ister istemez onun altında ezilir.</p>
<p>
	<strong>'SANAL İMZA GÜNÜMDE, TÜYAP'TAKİ İMZA GÜNÜMDEN İKİ KAT FAZLA KİTAP İMZALADIM'</strong></p>
<p>
	<strong>Okurların ve yazarların bir araya gelemediği, fiziksel temasın ortadan kalktığı bir süreçteyiz. Bu edebiyat dünyası için hangi sonuçlara yol açan bir değişim oldu?</strong></p>
<p>
	Bir araya gelmenin koşulları değişti ama uyum sağlandı mı, elbette sağlandı, çünkü başka seçenek yok. Geçen gün, eşofmanımın üstüne gömleğimi giyip, masanın başında, laptopumla, yaklaşık seksen kişiyle birlikte, jürisinde olduğum bir şiir yarışmasının ödül törenine katıldım. Aynı akşam, otuz kişiyle, yine aynı eşofmanın üstüne bir tişört giyip, aynı masada, şiirimizin dönemleriyle şarap çeşitlerini bir araya getirdiğimiz ve farklı şarapları tattığımız bir etkinlik gerçekleştirdik. Bundan üç, dört ay önce bir sanal imza gününe katılmıştım, son katıldığım Tüyap'taki imza günümden yaklaşık iki kat fazla kitap imzaladım; yine aynı masada. Çok değil, iki yıl önce bunları öngördüğüm bir öykü yazsaydım, ne tuhaf bir distopya derdi okuyanlar. Yazarın ne zengin bir hayal gücü varmış, derlerdi büyük olasılıkla. Oysa bu durum hızla yeni bir gerçeklik olarak karşımıza çıktı ve uyum sağladık.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/03/18/18032021210348_9637111_21_3.jpg" style="width: 650px; height: 433px;" /></p>
<p>
	<strong>Türkiye Yayıncılar Birliği bu süreçte online satışlarda artış yaşandığını söylüyor. Senin yorumun nedir?</strong></p>
<p>
	Her şeyde olduğu gibi kitapta da online satışlar arttı elbette; bunun olumlu bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Butik kitapevlerinin kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalması insanı üzüyor ama çok hızlı bir değişim yaşanıyor. Bazı alışkanlıkların değişmesi kaçınılmaz. Online satışların artması yayınevleri açısından ne ifade ediyor bilmiyorum ama yazarlar açısından bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Kitapevlerinde raf ömrü son dönemlerde neredeyse bir haftaya kadar düşmüştü. Oysa dijital platformlarda raf sıkıntısı yok. Bir yazarın kitabını arayan okur, aynı yazarın yayınevlerinde hala mevcut olan diğer kitaplarına da ulaşabiliyor. Son bir yıl içinde, yıllardır baskısı bitmemiş olan ama kitabevlerinde ve dağıtım şirketlerinde bulunması olanaksız olan kitaplarımdan birkaçı tükendi mesela. Kendi adıma, zaten yıllardır online sitelerden ya da sahaflardan alışveriş yapıyordum.</p>
<p>
	<strong>'MÜZİK HER ZAMAN ÖNCÜLDÜR'</strong></p>
<p>
	<strong>Pandemide hepimiz evlere ve biraz da içimize kapandık. Üretimlerine ne gibi faydaları oldu?</strong></p>
<p>
	Yazarlar ya da sanatsal üretim yapan kişiler açısından bu sürecin çok verimli geçtiğini düşünüyorum. Üretim için gereken koşullar, kendiliğinden oluştu. Bizim için en değerli şey zaman; onun da büyük kısmı gündelik hayatın hayhuyu içinde, kontrolümüz dışında elimizden kayıp gidiyordu. Elbette bireysel üretime dayalı sanatlar için söylüyorum bunu. Tiyatro, sinema gibi alanlarda sıkıntılı bir süreç yaşandığı aşikar. Ancak o alanlarda da yakın gelecekte farklı formatlar geliştirileceği kesin. Müzik her zaman öncüldür. Müzik alanındaki dönüşüm çok hızlı; onu takip edersek neyin neye evrileceğini tahmin etmek çok zor değil. Tabii ki sosyal hayatın büyük bir hızla yok oluşu, bunun kişisel tercihle değil de bir zorunlulukla meydana gelmiş olması insanın kolay kabul edebileceği bir şey değil. Geçici bir süreyle depresif bir ruh haline neden olabilir bu. Ancak bunun, kısa sürede atlatılabilecek bir sorun olduğunu düşünüyorum. İnsan beyni inanılmaz bir hızla, her koşula uyum sağlayabilecek özellikte. Zaten Homo Sapiens'in on binlerce yıldır hayatta kalmasını sağlayan özellik bu.  </p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/03/18/18032021210501_4189418_21_5.jpg" style="width: 650px; height: 433px;" /></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<strong>'DERGİLERİN SATIŞLARI DA ONLİNE PLATFORMLARA KAYDI'</strong></p>
<p>
	<strong>Dergi dünyasında durum ne peki? Edebiyat dergileri nasıl etkilendi bu durumdan?</strong></p>
<p>
	İzlediğim kadarıyla, dergiler kısa süreli bir sarsıntı yaşadıysa da, çoğu basılı olarak yayınlanmaya devam ediyor, ancak onların da satışlarının büyük kısmı online platformlara kaydı. Dijital platformlarda yayınlanan dergiler de sayıca arttı bu dönemde. Asıl üzerinde durulması gereken, bu gelişmeler sonucunda isteyen herkesin kendi dergisini yapabilecek duruma gelmiş olması. Kitap için de benzer bir durum söz konusu. Bu, bir yanıyla güzel: çeşitlenme ve zenginlik getiriyor, aynı zamanda otoritelerin ortadan kalkması anlamına geliyor. Ancak niteliğin düşme tehlikesini de beraberinde getiriyor. </p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/03/18/18032021210430_8184932_21_4.jpg" style="width: 650px; height: 433px;" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	 </p>
<p>
	<strong>'YENİ BİR ÇOCUK KİTABI GELİYOR'</strong></p>
<p>
	<strong>Yeni kitap hazırlığı var mı?</strong></p>
<p>
	Bu yıl, sonbaharda yeni bir çocuk kitabım yayınlanacak. Şu sıralar yoğun olarak ona çalışıyorum. Şiir kitaplarımın çoğunun, beş altı yıldır baskısı bulunmuyordu piyasada. Büyük ihtimalle şiirlerimin toplu baskısı da yapılacak. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/yazar-altay-oktem-sanal-imza-gunumde-tuyaptakinden-iki-kat-fazla-kitap-imzaladim</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Mar 2021 21:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2021/03/18/18032021210239_8262752_21_2.jpg" type="image/jpeg" length="94220"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[OFF THE RECORD | Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, yeni kitabını Medyakoridoru'na anlattı!]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/off-the-record-medya-ombudsmani-faruk-bildirici-yeni-kitabini-medyakoridoruna-anlatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/off-the-record-medya-ombudsmani-faruk-bildirici-yeni-kitabini-medyakoridoruna-anlatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici geçtiğimiz gün piyasaya çıkan "medyanın ombudsmanı, saray'ın medyası" adlı yeni kitabını Medyakoridoru'nun YouTube kanalında yayınlanan "OFF THE RECORD" programında anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong>Medyakoridoru</strong>'nun YouTube kanalında yayınlanan <strong>OFF THE RECORD</strong>'un ikinci bölüm konuğu <strong>Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici </strong>oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Gazeteciliğe 40 yılını vermiş ve 9 yıl boyunca <strong>Hürriyet</strong> gazetesinin <strong>Okur Temsilciliği'</strong>ni yapmış olan Bildirici, yeni kitabı <strong>'medyanın ombudsmanı, saray'ın medyası' </strong>adlı yeni kitabının detaylarını anlattı.</p>
<p>
	Kitapta, Hürriyet'te Okur Temsilcisi olduğu dönemde yaşanan etik tartışmalarına yer veren Bildirici, olaylarda adı geçen isimlerin görüşlerini de aktardı.</p>
<p>
	Yazılarının defalarca <strong>sansüre</strong> uğradığını ancak önünde ya 'gitmek' ya da 'kalıp savaşmak' gibi iki seçeneğin bulunduğunu belirten Bildirici, ikinci seçeneği seçtiğini bu yüzden bazı şeylere göz yummak zorunda olduğunu ifade etti. Bu nedenle kendisinin de çok hatalar yaptığını söyleyen deneyimli gazeteci, <strong>Aydın Doğan</strong>'ın kitaba yönelik gösterdiği sert tepkiye de şaşırdığını dile getirdi.</p>
<p>
	Bildirici, röportajda Kanal D'nin referanduma 'hayır' diyeceğini açıklaması nedeniyle işine son verdiği ekran yüzü <strong>İrfan Değirmenci </strong>ve ekibindeki <strong>Ertuğrul Albayrak</strong>'a o dönemde sahip çıkmadığı yönündeki eleştirilere de<strong> 'OFF THE RECORD'</strong> aracılığıyla cevap verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/off-the-record-medya-ombudsmani-faruk-bildirici-yeni-kitabini-medyakoridoruna-anlatti</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Mar 2021 12:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2021/03/14/14032021123634_5448115_12_36.jpg" type="image/jpeg" length="80277"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gazetecilikte Kadın Koalisyonu Türkiye ve Ortadoğu Koordinatörü Damla Tarhan: Türkiye, kadın gazeteciler açısından en riskli ülkelerden biri]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/gazetecilikte-kadin-koalisyonu-turkiye-ve-ortadogu-koordinatoru-damla-tarhan-turkiye-kadin-gazeteciler-acisindan-en-riskli-ulkelerden-biri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/gazetecilikte-kadin-koalisyonu-turkiye-ve-ortadogu-koordinatoru-damla-tarhan-turkiye-kadin-gazeteciler-acisindan-en-riskli-ulkelerden-biri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazetecilikte Kadın Koalisyonu (Coalition For Women In Journalism - CFWIJ) Türkiye ve Ortadoğu Koordinatörü Damla Tarhan, Medyakoridoru Genel Yayın Yönetmeni Canan Kaya'nın sorularını yanıtladı. Medyakoridoru'nun YouTube kanalına konuşan Tarhan, Türkiye'nin kadın gazeteciler açısından en yüksek riskli ülkelerin başında geldiğine vurgu yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong>Gazetecilikte Kadın Koalisyonu'nun (Coalition For Women In Journalism - CFWIJ)</strong>, 2017 yılında Pakistanlı kadın gazeteci <strong>Kiran Nazish </strong>tarafından kurulduğunu belirten <strong>Damla Tarhan, </strong>tacize, baskıya ve şiddete maruz kalan Nazish'in tamamen bireysel çabalarıyla bu yapıyı oluşturduğuna dikkat çekti.</p>
<p>
	Koalisyonda, kadın gazetecilere mentörlük desteğinin sağlanmasının yanında, savunucuuk çalışamalarına öncelik verdiklerini ifade eden Tarhan, dünyanın herhangi bir yerinde bir kadın gazeteci şiddete maruz kaldığında basın bildirileri yayımladıklarını ve bu bildirileri medya kuruluşlarıyla paylaştıklarına dikkat çekti. Buradaki ilk amacın toplumsal bir farkındalık yaratmak olduğunu söyleyen Tarhan, ikinci önemli amaçlarının da yetkilileri uyarıp onların üzerinde bir baskı oluşturmak olduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Son yayımladıkları raporla ilgili çok çarpıcı veriler de paylaşan Damla Tarhan, dünyada 48 kadın gazetecinin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü demir parmaklıklar ardında karşılayacağını belirtti. 10 tutuklu kadın gazetecinin yer aldığı İran listenin ilk sırasında yer alırken, ikinci sırada ise 7 kadın gazetecinin tutuklu bulunduğu Türkiye yer alıyor... Yani utanç listelerinin yineilk sıralarında yer almayı başabilmiş bir ülkeyiz!</p>
<p>
	Damla Tarhan'ın hem Women In Journalism'in yaptığı çalışmalarla ilgili, hem de kadın gazetecilerle yönelik hak ihlallerinin yer aldığı güncel raporların detaylarıyla ilgili bilgilere videodan ulaşabilirsiniz...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/gazetecilikte-kadin-koalisyonu-turkiye-ve-ortadogu-koordinatoru-damla-tarhan-turkiye-kadin-gazeteciler-acisindan-en-riskli-ulkelerden-biri</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Mar 2021 21:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2021/03/07/07032021212732_9923976_21_27.jpg" type="image/jpeg" length="19478"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Oyuncu Burcu Görek: Bu oyun bana güç veriyor. Aynı gücü seyirciyle sonsuz kere paylaşayım istiyorum]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/oyuncu-burcu-gorek-bu-oyun-bana-guc-veriyor-ayni-gucu-seyirciyle-sonsuz-kere-paylasayim-istiyorum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/oyuncu-burcu-gorek-bu-oyun-bana-guc-veriyor-ayni-gucu-seyirciyle-sonsuz-kere-paylasayim-istiyorum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oyuncu Burcu Görek, kadrosunda yer aldığı "Uyandığımda Sesim Yoktu" oyununu Medyakoridoru'na anlattı!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/02/26/26022021100919_6956904_10_9.jpg" style="width: 245px; height: 184px;" /></p>
<p>
	<strong><em>Sercan Meriç / Serbest Gazeteci</em></strong></p>
<p>
	<strong><em>sercanmericc@gmail.com </em></strong></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<em>Dünyanın birçok ülkesinde kapalı gişe oynayan ve baskı gören kadınların hikayesini konu alan Kanada'nın en ünlü oyunlarından 'Mouthpiece', 6 Şubat 2021 tarihinde 'Uyandığımda Sesim Yoktu' adıyla ilk kez Türkiye'deki seyirciyle buluştu.</em></p>
<p>
	<em>Oyuncu ve yönetmen Tamer Levent rejisiyle hazırlanan oyun, Burcu Görek ve Dişad Çelebi performanslarıyla hayat buluyor... Yeni tip koronavirüs Covid-19 tedbirleri kapsamında bir süredir seyirciden uzak kalan bu güçlü kadın hikayesini, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesi Burcu Görek'ten dinledik...</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/02/26/26022021095740_5200465_9_57.jpg" style="width: 599px; height: 569px;" /></p>
<p>
	<strong>Oyunun Türkiye'de ilk kez gösterildiği tarihin üzerinden tam 1 yıl geçti. Nasıl bir deneyimdi, ilgi nasıldı?</strong></p>
<p>
	Oyunu sıkı bir provayla üç ayrı bölümde çalıştık. Birincisi drama, diğeri fiziksel tiyatro olduğu için hareket,  üçüncüsü de oyun boyu akapella olduğu için müzik. Tabii provaların sonları hepsinin harmanlanması ile devam etti. O nedenle çok ayakta tutan ve öğretici bir deneyimdi. Oyuna seyircinin ilgisi de yüksekti.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/02/26/26022021095833_7293055_9_58.jpg" style="width: 700px; height: 636px;" /></p>
<p>
	<strong>Seyirciyle buluşma tarihinin pandemiye denk gelmesi de büyük talihsizlik oldu. İlk normalleşme döneminde yeniden izleyiciyle buluşabildi ama sonra tekrar kapandık... Bu zorluklarla mücadele etmek motivasyon düşüklüğü yarattı mı?</strong></p>
<p>
	Doğru. Prömiyerimizi 6 Şubat'ta yaptık ve son oyunumuzu 8 Mart'ta oynadık. Bir ay doya doya oynadık oyunumuzu. Yoğun bir takvimimiz vardı. Zaten oyun eğer bir gün oynamazsanız provasız oynayamayacağınız türden. O nedenle eğer bir hafta oynayamazsak, oyun günü daha erken gelip oyunu bir kez asıl temsilden önce, enerjimizi muhafaza ederek oynuyorduk. Sonrasında 1 Ekim'e kadar durduk. Yine devam ettik, yine durduk… Belirsizlik insanı en çok yoran şeylerden biri. Tabii motivasyon düşüklüğü yaratmıyor diyemem bu durum. Bir de kondisyonu da olumsuz etkiliyor. Ama oyuna karşı özlemim arttı.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/02/26/26022021095945_3587916_9_59.jpg" style="width: 700px; height: 525px;" /></p>
<p>
	<strong>Tamer Levent'le çalışmak nasıl peki, neler kattı?</strong></p>
<p>
	Tamer Hoca hem yeni yaklaşımlara hem de temel yöntemlere çok hakim. Kendi fikirleri kadar bizimkilere de değer vererek yönetiyor süreci. Bizden çıkmasını bekliyor bir şeylerin, anlamamızı istiyor. Bunu da kendi üslubuyla, hiç yorulmadan ve çok yoğun olmasına rağmen büyük bir özveriyle yapıyor. Hem oyunculuk anlamında hem hayatı yaşamakla ilgili çok şey kattı hayatıma. Özellikle onun önderliğinde yürütülen 'sanata evet' hayatımda uygulamaya çalıştığım bir bakış oldu.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/02/26/26022021100036_3937648_10_0.jpg" style="width: 592px; height: 897px;" /></p>
<p>
	<strong>Peki ya Dilşad'la? Ortak bir motivasyon metodunuz var mı mesela?</strong></p>
<p>
	Dilşad bu oyuna hazırlanırken en fazla yan yana olduğum ve bundan çok büyük keyif aldığım, oyun arkadaşından öte biri oldu. Oyunla birlikte geçirdiğimiz zamandan belki de, çoğu zaman aynı şeyleri düşünüp, aynı şeyler motivasyonumuzu arttırırdı. Sanıyorum ikimizin de en büyük motivasyonu kadınların sesi olmak. Madem o 60 dakika biz sahnedeyiz, bunu en güzel nasıl anlatırız ve seyirciyle bir bağ kurabiliriz buna odaklanıyoruz. Oyunun anlattıkları bizim büyük motivasyonumuz. Sonrasındaki seyirci yorumu da öyle. Kulise gelen çiçekler ayrı tabii :)</p>
<p>
	<strong>Uyandığımda Sesim Yoktu, güçlü bir kadın hikayesi... Bir kadın olarak böyle bir oyunun kadrosunda yer almak ne hissettiriyor sana?</strong></p>
<p>
	Oyunun da cümlelerinden biri 'Onca yol kat ettik, artık dönmeyiz geri'. Bu oyun bana güç veriyor. Aynı gücü seyirciyle sonsuz kere paylaşayım istiyorum.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/02/26/26022021100118_8564418_10_1.jpg" style="width: 700px; height: 475px;" /></p>
<p>
	<strong>Önümüzde 8 Mart var biliyorsun... Her yıl olduğu gibi bu yıl da 'Kadınlar vardır' diyeceğiz. Bunu söylemek zorunda kalmak da çok acı... Senin mesajların neler?</strong></p>
<p>
	Bir pankart vardı ya 'Hala bu saçmalığı protesto ettiğime inanamıyorum' diye. Biyolojik olarak ayrılsak da homosapiens olarak bunu söylüyor olmamız, ki bunca yazılı kanun, hukuk ve bilgi aktarımına rağmen çok primitif düzeyde bir şeyleri protesto etmek bence insanlık namına utanç verici. Ama belirli günlerin bazı konular üstünde dikkat çekmesi adına bir gün değil her günü insanlığın, kadının, erkeğin, LGBTİ'li bireyin günü olduğunu bilerek yaşayabilmek umudundayım.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/02/26/26022021100148_3779109_10_1.jpg" style="width: 700px; height: 875px;" /></p>
<p>
	<strong>Normalleşme adımlarıyla ilgili yeni gelişmeler olacağı söyleniyor. Tiyatrolar toparlanır mı sence?</strong></p>
<p>
	Tabii tiyatrolar epey yara aldı. Seyirci de keza. Onların oyun seyretmeye gelme eğilimi olduğu sürece, tedbirler kapsamında oynayacağız. Pek yakın zamana kadar sıcak bakmıyordum ama bir süre dijital tiyatro yaparak devam edebiliriz. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/oyuncu-burcu-gorek-bu-oyun-bana-guc-veriyor-ayni-gucu-seyirciyle-sonsuz-kere-paylasayim-istiyorum</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Feb 2021 10:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2021/02/26/26022021100610_708430_10_6.jpg" type="image/jpeg" length="61145"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Halk TV'nin işten çıkardığı editör Medyakoridoru'na konuştu: Cafer Mahiroğlu üzerimize yürüdü]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/halk-tvnin-isten-cikardigi-editor-medyakoridoruna-konustu-cafer-mahiroglu-uzerimize-yurudu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/halk-tvnin-isten-cikardigi-editor-medyakoridoruna-konustu-cafer-mahiroglu-uzerimize-yurudu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[halktv.com.tr'de editör olarak çalışan ve dün işine son verilen 3 çalışandan biri olan Ali Isıyel, Medyakoridoru'ndan Canan Kaya'nın sorularını yanıtladı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong>Halk TV</strong>'nin dijital haber portalı <strong>halktv.com.tr</strong>'de, editör olarak çalışan <strong>Ali Isıyel, Fırat Yeşilçınar</strong> ve <strong>Batuhan Batan'</strong>nın görevlerine dün itibariyla son verilmişti...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Çalışanlar, Clubhouse'ta açtıkları 'Halk TV'den nasıl kovulduk?' adlı odada ve Twitter'da yaptıkları paylaşımlarda, <strong>sansür</strong> ve <strong>mobbinge</strong>'e maruz kaldıklarını öne sürmüşlerdi. Halk TV'nin imtiyaz sahibi iş insanı <strong>Cafer Mahiroğlu'</strong>nun, kendilerini abcgazetesi.com adlı haber sitesine de haber yazdıkları gerekçesini öne sürerek işten çıkardığını beyan eden çalışanlar, bu siteye haber yazdıklarını ve bunun etik olmadığını kabul ettiklerini de ifade etmişlerdi.</p>
<p>
	<strong>Medyakoridoru</strong>, bu gelişmelern ardından işten çıkarılan editörlerden <strong>Ali Isıyel'</strong>e ulaştı ve dün <strong>Halk TV</strong> binasında neler yaşandığını sordu.</p>
<p>
	<strong>Isıyel</strong>, halktv.com.tr'nin özellikle de <strong>TELE1 </strong>ve<strong> KRT TV </strong>kanallarıyla ilgili haberlerin neredeyse tümüne, <strong>CHP </strong>ile ilgili de olumsuz haberlere sansür uyguladığını belirtirken, dün işlerine son verildikten sonra Cafer Mahiroğlu'nun şoförünün tartışma esnasında üzerlerine yürüdüğünü söyledi.</p>
<p>
	Isıyel'in beyanlarını sormak için sorularımızı ilettiğimiz <strong>Cafer Mahiroğlu </strong>sorularımızı yanıtsız bırakırken, bugün telefonla ulaştığımız halktv.com.tr'nin Genel Yayın Yönetmeni <strong>Hakan Çelenk </strong>ise cevap hakkını kullanmak istemediğini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/halk-tvnin-isten-cikardigi-editor-medyakoridoruna-konustu-cafer-mahiroglu-uzerimize-yurudu</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Feb 2021 21:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2021/02/23/23022021210518_2212642_21_5.jpg" type="image/jpeg" length="19305"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[OFF THE RECORD | Eski DHA muhabiri Ferit Demir: Haberlerime sansür uygulandı, istifaya zorlandım!]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/off-the-record-eski-dha-muhabiri-ferit-demir-haberlerime-sansur-uygulandi-istifaya-zorlandim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/off-the-record-eski-dha-muhabiri-ferit-demir-haberlerime-sansur-uygulandi-istifaya-zorlandim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Demirören Haber Ajansı'ndan (DHA) geçtiğimiz eylül ayında ayrılan muhabir Ferit Demir, ayrılığın ardından ilk kez Medyakoridoru YouTube kanalının yeni programı "OFF THE RECORD"da Canan Kaya'nın sorularını yanıtladı. Doğan Medya Grubu'nun, Demirören Medya Grubu'na satılmasıyla ajansta mobbing ve sansürün boy gösterdiğini söyleyen Demir, istifaya zorlanarak işten çıkarıldığını açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/off-the-record-eski-dha-muhabiri-ferit-demir-haberlerime-sansur-uygulandi-istifaya-zorlandim</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Feb 2021 21:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2021/02/21/21022021133742_9346126_13_37.jpg" type="image/jpeg" length="27240"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SANATSEVER MARKALAR | Anadolu Hayat Emeklilik Kurumsal İletişim Müşaviri Nihan Güney: Projelerimizde kadınlara öncelik veriyoruz]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/sanatsever-markalar-anadolu-hayat-emeklilik-kurumsal-iletisim-musaviri-nihan-guney-projelerimizde-kadinlara-oncelik-veriyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/sanatsever-markalar-anadolu-hayat-emeklilik-kurumsal-iletisim-musaviri-nihan-guney-projelerimizde-kadinlara-oncelik-veriyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anadolu Hayat Emeklilik Kurumsal İletişim Müşaviri Nihan Güney, 2007 yılında hayata geçirdikleri "Kadın Gözüyle Hayattan Kareler" adlı fotoğraf yarışmasını Sanatsever Markalar'a anlattı. Güney, bu yıl 15'nci yılını kutlayan yarışmaya başvuru şartları ile projenin bu yılki temasına yönelik de bilgiler aktardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	Türkiye'de kültür sanata yönelik ilginin ve desteğin artırılması amacıyla hayata geçirdiğimiz <strong>'Sanatsever Markalar' </strong>röportaj dizimiz, bu hafta da yine değerli bir projeyle kaldığı yerden devam ediyor...</p>
<p>
	Bu haftanın ilham veren konuğu, <strong>Anadolu Hayat Emeklilik Kurumsal İletişim Müşaviri Nihan Güney...</strong></p>
<p>
	11 yıla yakın süredir Anadolu Hayat Emeklilik'in Kurumsal İletişim Müşavirliği'ni yürüten Güney, 2007 yılında başlattıkları sosyal sorumluluk projesi <strong>'Kadın Gözüyle Hayattan Kareler Fotoğraf Yarışması'</strong>yla ilgili önemli bilgiler verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Bu yıl 15. yılını kutlayan yarışma, her yıl olduğu gibi bu sene de <strong>'Hayata Dair' </strong>temasıyla gerçekleştirilecek. </p>
<p>
	18 yaşını dolduran amatör ve profesyonel tüm kadınlara açık olan yarışmanın bu yılki başvuruları <strong>10 Mart 2021 </strong>tarihine kadar devam edecek ve sonuçlar <strong>8 Nisan 2021 </strong>tarihinde açıklanacak. Başvurular, <strong>anadoluhayat.com.tr</strong> ve <strong>https://tfsf.org.tr/ </strong>adreslerinden yapılabiliyor.</p>
<p>
	<strong>Güney'in açıklamalarının satır başları ise şöyle:</strong></p>
<p>
	'Kadınların toplumsal, kültürel ve sosyal gelişimine katkıda bulunacak projeleri hayata geçirmeye önem veriyoruz. Dolayısıyla hem ürün geliştirirken, hem de sosyal sorumluluk projelerimizi hayata geçirirken kadınlara öncelik veriyoruz. Bu amaçla 2007 yılında 'Kadın Gözüyle Hayattan Kareler' fotoğraf yarışmamızı hayata geçirdik. Türk kadınının yaratıcılığını fotoğraf sanatı aracılığıyla destekelemeye karar verdik. Kadınların dünyayı ve hayatı özgürce ifade edebilecekleri bir platform yaratmaktı aslında amacımız.</p>
<p>
	<strong>TÜRKİYE'DE KADINLARA ÖZEL İLK VE TEK FOTOĞRAF YARIŞMASI</strong></p>
<p>
	'Hayata Dair' teması ile 18 yaşını doldurmuş olan tüm amatör ve profesyonel kadın fotoğrafçılara açık olan bir yarışma. Sadece kadınlar katılabiliyorlar. Türkiye'de de kadınlara özel ilk ve tek fotoğraf yarışması olma özelliğini halen taşıyor. Aynı zamanda Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu danışmanlığında düzenlenen yarışmalar arasında 15'nci yılına ulaşan tek yarışmayız.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/sanatsever-markalar-anadolu-hayat-emeklilik-kurumsal-iletisim-musaviri-nihan-guney-projelerimizde-kadinlara-oncelik-veriyoruz</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Feb 2021 15:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2021/02/19/19022021151054_961726_15_10.jpg" type="image/jpeg" length="71805"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Capital Dergisi'nden Selçuk Ergenç: Karantina döneminde ekonomi yayınlarına olan ilgi arttı]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/capital-dergisinden-selcuk-ergenc-karantina-doneminde-ekonomi-yayinlarina-olan-ilgi-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/capital-dergisinden-selcuk-ergenc-karantina-doneminde-ekonomi-yayinlarina-olan-ilgi-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Capital Dergisi'nden Selçuk Ergenç, Medyakoridoru'ndan Canan Kaya'nın sorularını yanıtladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong>Medyakoridoru</strong>'nun YouTube kanalına konuk olan <strong>Ergenç,</strong> Türkiye'nin önde gelen şirketlerinin CEO'larıyla yaptığı instagram canlı yayınları ve pandeminin ekonomi yayıncılığına olan etkileriyle ilgili açıklamalarda bulundu.</p>
<p>
	İş dünyasının dijitalleşmeye çok çabuk ayak uydurduğunu belirten Ergenç, instagram canlı yayınlarına olan ilginin en büyük nedeninin interaktif bir yayın yapmış olması olduğunu açıkladı.<strong> 'Yayınlarımda çok set ekonomi soruları sormuyorum. Daha günümüzün içinden, daha hepimizin anlayabileceği bir üslupla soruyorum soruları' </strong>diyen Ergenç, zamanla kemikleşmiş bir izleyici kitlesinin oluştuğunu söyledi.</p>
<p>
	<strong>'İNSANLAR PANDEMİ DÖNEMİNDE EN ÇOK EKONOMİ YAYINLARINI OKUDU'</strong></p>
<p>
	Pandemi döneminde özellikle de ekonomi yayınlarına olan ilginin arttığını belirten Ergenç, şu ifadeleri kullandı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	'Doğan Burda Dergi Grubu, Türkiye'de hemen hemen her alanına dokunabilen yayınlar yapan en büyük medya kuruluşlarından bir tanesi. Ekonomiden, dekorasyona, otomotivden, teknolojiye ve bilime kadar çok geniş bir yelpazemiz var. Kriz dönemlerinde genellikle ekonomiye olan ilgi artar. Çünkü insanlar iş dünyasının neler yaptığıyla ya da elindeki yatırımların geleceğinin ne olacağıyla ilgili birçok sorular sorarlar. Dolayısıyla bizim ekonomi alanında yayınlanan dergilerimizin okunurluğu da bu dönemde artış gösterdi. Abone sayımızda ciddi bir artış var. Bayilerdeki satışlar aboneye dönmüş durumda. Buna paralel olarak dijitaldeki okur sayımızda da ciddi bir atış oldu.'<br />
	 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/capital-dergisinden-selcuk-ergenc-karantina-doneminde-ekonomi-yayinlarina-olan-ilgi-artti</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Dec 2020 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2020/12/28/28122020101920_4633601_10_19.jpg" type="image/jpeg" length="17963"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Öğretim Görevlisi Pınar Karahan: Üniversitelerin her bölümünde iletişim dersleri artırılmalı]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/ogretim-gorevlisi-pinar-karahan-universitelerin-her-bolumunde-iletisim-dersleri-artirilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/ogretim-gorevlisi-pinar-karahan-universitelerin-her-bolumunde-iletisim-dersleri-artirilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İletişimci ve Öğretim Görevlisi Pınar Karahan, Medyakoridoru'nun sorularını yanıtladı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<em>İletişimin neredeyse her alanında çalışan, adını sık sık duyduğumuz biri Öğretim Görevlisi Pınar Karahan. Üniversitelerde iletişim dersleri veren, milliyet.com.tr'de '257. Cadde' köşesinden kültür sanat yazılarına devam eden ve danışmanlık yapan Karahan, 'Geçen yıl Gazetecilik Bölümü son sınıf öğrencilerine 'Sosyal Medyada Habercilik' dersi anlattım. Günümüzde habercilik ciddi anlamda dijital medyada ilerlerken mesleğe başlamaya son adımları kalan öğrencilere bunu anlatmak beni üzdü. Sonra 'Neden gazetecilik okuyanlar gazeteci olamıyor?' diye soruyorlar mesela… Fakültelerde hala son ana kadar piramit tekniğiyle haber yazımı anlatılıyor. Ben bunu ilk müdürüme söylediğimde 'Ya bir an önce 300 vuruşa sığacak şekilde yaz da hangi teknikle yazarsan yaz' demişti. Teorik ve pratikte uçurumlar var anlayacağınız. Bunlar düzelmeden bir adım öteye gitmez meslek' diyor. Karahan, ayrıca bölümü ister tıp, ister hukuk, ister öğretmenlik olsun üniversitelerin her bölümünde iletişim derslerinin artırılması gerektiğini belirtiyor. </em></p>
<p>
	<strong>Henüz üniversite öğrencisiyken gazetecilik mesleğine başlayanlardansın. Nasıl bir dönemdi? Bildiğim kadarıyla çok farklı bölümler okumuşsun çünkü…</strong></p>
<p>
	Evet :) Ben hayatımın hiçbir zamanında tek bir eğitimle sınırlı kalamadım ve tek işte çalışamadım. Ancak bir şekilde dağınıklık içinde kendi düzenini oluşturabilen biriyim. Ailem Alanya'da olduğu için iş imkanı açısından ya turizm yapacaktım ya da bankacı olacaktım. İktisat okuyup yazları bankada çalıştım. 2. sınıftayken Halkla İlişkiler okuyan arkadaşlarım dergi çıkardı. Ben de liseden beri şiir yazarım ama pek kimsenin haberi yoktur. Israr ettiler bir sayfada şiirimi yayınladılar. Hala o sayfaya bakar gülerim. Çünkü Cahit Sıtkı Tarancı etkisiyle o dönemler ölüm üzerine çok karalıyordum. Onlar da şiiri akan bir görüntüyle sonbahar yaprakları üzerine koymuşlar. Benim dönüm noktam o andır. Sayfada benim yan yana getirdiğim kelimelerin adımla yer alması çok hoşuma gitti.</p>
<p>
	<strong>Bir yazar için ne müthiş duygudur yazdıklarını basılı haliyle görmek…</strong></p>
<p>
	Kesinlikle öyle. Sonra ben Halkla İlişkileri ikinci bölüm olarak okumaya başladım, arkadaşlarım mezun oldu ve Öğr. Gör. Nafiz Akgün hocama gidip 'Bu dergiyi ben devam ettirmek istiyorum' dedim. Tabii sponsor bulmak gerekiyordu. Ben dergi peşine düşmüşken hocam bir gün yanına çağırdı ve 'Sen seviyorsun yazma işlerini. Hürriyet her üniversitede gönüllü bir muhabir arıyor. Sen yaparsın' dedi. 'Ben haber yazmayı bilmiyorum, öğretirseniz yazarım' dedim. Hocamın 'O zaman gel üniversitenin basınında çalış, yazdıklarını Hürriyet'e de yollarsın' demesiyle ben aynı anda iki bölüm okuyan iki işte çalışan biri oldum.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/10/24/24102020130530_9235652_13_5.jpg" style="width: 650px; height: 815px;" /></p>
<p>
	<strong>Öğrencilik ders kadar eğlenme zamanıdır aslında. Çok zor olmadı mı?</strong></p>
<p>
	Hem de nasıl zor oldu anlatamam. Yine de inanılmaz zevk alıyordum. Dersten çıkıp akşam tıp konferansına gidiyordum anlatılanlar inanılmaz geliyordu. Sonra güzel sanatlara gidiyordum tiyatrocularla röportaj yapıyordum. Bilim TV'miz vardı. Tüm meslek yüksekokullarının tanıtım filmini istediler. Ben hocalarımla Isparta'nın ilçelerini dolaşıp filmde asistanlık yaptım. Benim eğlencem de buydu. </p>
<p>
	<strong>Sonra İstanbul'a taşındın ve Hürriyet'te çalışmaya başladın.</strong></p>
<p>
	İşte orası hiç kolay olmadı. Ben 1 yıl boyunca gönüllü muhabirlik yaptım. Hatta ilk yolladığım yazıyı Facebook'tan profil fotoğrafımı alıp köşe yazısı gibi koymuşlardı. Görünce havalara uçtum tabii :) Karar vermiştim gazeteci olacaktım. Defalarca İstanbul'a geldim, o zaman Genel Yayın Yönetmenimiz Serdar Devrim'di, 'Git, başka meslek seç' dedi. Dinlemedim, ısrar ettim. İlk 'Tamam başla' dedikleri gün yine almazlar diye birkaç kıyafetimle gelmiştim İstanbul'a, masama oturdum bir süre sonra kalkıp 'Ben ev aramaya gidebilir miyim?' demiştim. O zaman da Hürriyet İkitelli'de 13 katlı binasında düşün yani :)</p>
<p>
	<strong>'Keşke dinleseydim bu mesleği seçmeseydim' dedin mi hiç?</strong></p>
<p>
	Sanırım hiç demedim. Benim en büyük korkum sevmediğim bir işi yapmaktı. Sevmediğim hiçbir ortamda kalamam. Ama seversem beni üzse de kırsa da sinirlenir yine de durma gücünü bulurum kendimde. Ben mesleğine aşık biriyim. Ama meslek beni sevdi mi bilmiyorum. Genelde bana 'Aa ne cesaret' diyorlar bu hikayeyi duyanlar. Benimki sadece mecburiyetti. Severek çalışabileceğim bir hayat istiyordum. Bu yüzden maaşının yerlerde olması, çok yorulmam, gece yarıları eve dönmem pek de umurumda olmadı. Sürekli yeni birileri ile tanışmaya ve kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Gelir gelmez de Marmara Üniversitesi'nde Halkla İlişkiler Bölümü'nde yüksek lisansa başladım.</p>
<p>
	<strong>Evet o konuya gelecektim ben de… Çünkü yazdığın tez sektör için çok değerli gerçekten. 5 yıl boyunca uğraştın.</strong> </p>
<p>
	En sondan başlayarak anlatayım o zaman bu konuyu. Ben şimdilerde çok sevdiğim bazı kurum ve kişilere basın danışmanlığı da yapıyorum. Geçen gün bir muhabire 'Haberimizi değerlendirirseniz çok sevinirim. Röportaj yapmak isterseniz de yardımcı olmaktan mutluluk duyarım' gibi bir bülten yolladım. Hemen telefon numarasıyla beraber 'Detayları konuşalım' yazan bir cevap geldi. Aradım ve bana dedi ki 'Sanatçınızın PR'ını çok uygun bir fiyata yapabilirim. Sadece benim köşemde röportaj isterseniz de size indirimli şekilde yaparım'. Bu iletişimde benim zaten o kişiyi temsil eden basın danışmanı olduğumu bile anlayamamış birinden gelen teklifi anlatıyorum. İşte ben 5 yıl boyunca bunları yazdım. Masanın iki tarafında da çalışan biri olarak sektörün koridorlarından çoktan silinen etik kuralları, % 80'i çöpe giden bültenleri… Hem gazetecilerle hem de PR'cılarla röportajlar yaptım. Onların özeleştirilerini de iki taraf için önerileri de tek tek yazdım. Bu meslekleri başka birileri gelip düzeltmeyecek, yüceltmeyecek. Biz ne yaparsak öyle ilerleyecek çünkü.   </p>
<p>
	<strong>İnanılmaz gerçekten bu kadar açık bir şekilde bunu söylemesi, cesaret etmesi…</strong></p>
<p>
	İşini hala çok dürüstçe yapmaya çalışanlar var onları asla bu konunun içine dahil edemem ama burada bir sorunlar zinciri var. En kısa haliyle gazeteci önce müdürüne sonra patronuna bağlı. Araştırmacı gazetecilik yapamıyor, istediğini yazamıyor. Geçinecek kadar bile para kazanamıyor. İstemediği haberleri sırf ya patrona yakın ya da müdürü istiyor diye yazmak, yayınlamak zorunda kalıyor veya gazeteye ilan gelsin de 'İşsiz kalmayayım' diye düşünüyor. Deli gibi gazetecilik yapmak isteyen birini açlık sınırında yaşatırlarsa o da kendine bir yol bulmaya çalışıyor. PR'cıdan gelen hediyeye de 'Hayır' diyemiyor. Sen de biliyorsun sabah Çırağan'da basın toplantısında kahvaltı yapıp çıkışta gazeteye nasıl döneceğini bilemeyen gazeteciler var. Gazetenin ulaştırma servisini çağırsa yeri geliyor çok kullandığı için azar işitiyor yeri geliyor saatlerce kapıda bekliyor. Çünkü 5 kişiye aynı aracı yolluyorlar. Biri Levent'te biri Üsküdar'da. Şaka gibi. Taksiye zaten binemez. Ben bir gün başka bir muhabir arkadaş bizi araçta bekletti diye kızmıştım, şoför ağabeyimiz de 'Kızma, ay sonu geldi dolmuşa binecek parası bile yoktur mecbur bizi çağırmıştır' demişti.</p>
<p>
	Haliyle gazetecinin günün birçok zamanında hıncını alabileceği kişi PR'cı oluyor. Haberini yayınlatmaya çalışan PR'cı gazeteci ne derse desin çıtını çıkartamıyor. PR'cıya baktığında zaten gazeteciden laf yiyor, ajans patronundan baskı yiyor. Müşteriyi kaybetmemek uğruna 'Her yol mübah'a dönüyor iş. Tabii ki bunların hiçbiri haberi satmayı haklı göstermiyor.<br />
	<strong>   <br />
	Yine de haklı olamazlar yaptıklarında.</strong></p>
<p>
	Elbette. Ben sadece ortada bir sorun var ve bu sorunu her yönüyle anlamak gerektiğine inanıyorum. En baştan sorunları tek tek ele almak gerekiyor. </p>
<p>
	<strong>Peki yıllarca araştırdın ve çözüm olarak ne buldun?</strong></p>
<p>
	Geçen yıl adını vermeyeyim bir üniversiteden 6 Halkla İlişkiler öğrencisi bana geldi. Hocaları ödev vermiş. Gidin sektörden biriyle konuşun, röportaj yapın demiş. Ben yaptığım işleri anlattım anlattım ve bir yerde 'Akşam röportaj uzadı' dedim. 'Nasıl yani, akşam da çalışıyor musunuz?' dediler. Bizde mesai kavramı hiç olmadığından benim aklımda bir yeri bile yoktu bu sorunun. 'Gazeteciyken tüm yazılar ofiste yazılmıyor, akşam mutlaka bilgisayar başına geçiyorsun. Araştırıyorsun, bilgi topluyorsun, gerekirse tüm yazıyı da hazırlıyorsun sabaha. Ya da akşam etkinliklerine, basın toplantılarına katılıyorsun. PR yaparken zaten mesai lüksün yok. Müşterin nereye sen oraya. Bir şarkıcıyı temsil ediyorsan ve konsere basın gelecekse senin gitmeme gibi bir şansın olabilir mi?' dedim. Biri, 'Ben bir ajansa gireceğim ve sabah 9 akşam 5 çalışacağım diye düşünmüştüm' dedi. Mesleği bu yüzden seçmiş. Düşünebiliyor musun? 3. sınıfa gelene, hocası bu ödevi verene kadar da araştırmamış hiç. İşte sorunun büyük bir kısmı üniversitede başlıyor. Ne kendi mesleklerini tanıyorlar ne de birlikte çalışacaklarını. Empati kuramıyorlar. Bu işin çözümü, dersleri günümüze uyarlamak ve sektörü tanıyan eğitmenlerin ders vermesini sağlamaktır!</p>
<p>
	Meslekte ise cezalandırılma ve meslekten men edilme olmalı bence. Örneğin bana alenen köşesini satmaya çalışan kişi bu olay duyulduğu taktirde hiçbir şey olmayacağını bildiği için bu kadar rahat.   </p>
<p>
	<strong>Haklısın. Öğrencilerin bu duruma bakışı nasıl?</strong></p>
<p>
	Yapılan birçok araştırma öğrencilerin meslek hakkında gerçekleri öğrenmek istediğini, meslek etiği hakkında daha fazla ders almak istediğini ortaya koyuyor. Çünkü bilmedikleri şeyden çok korkuyorlar. Bir şekilde iş bulduklarında hayallerinden çok başka bir dünya ile karşılaştıklarında da bocalama başlıyor. Artık yaş da ilerlemiş, başa dönmek istemiyorlar. Eğer bilirlerse ve bunları bilerek mesleğe başlarlarsa çok daha dayanıklı olurlar. Kendilerini bunlara hazırlarlar. Ben derslerde her sordukları soruya elimden geldiğince açıkça cevap veriyorum bu yüzden.</p>
<p>
	<strong>En çok neyi öğrenmek istiyorlar? </strong></p>
<p>
	Hangi derse girersem gireyim öğrenciler sürekli bana 'Bize haber veya bülten yazmayı öğretir misiniz?' diyorlar. Bir gazeteci için haber, bir PR'cı için de olmazsa olmaz bülten yazımıdır. Fakat son sınıfa kadar '1-2 defa yazmayı denedik sadece' diyen öğrencilerim oldu. Başka bir örnek, geçen yıl Gazetecilik Bölümü son sınıf öğrencilerine Sosyal Medyada Habercilik dersi anlattım. Günümüzde habercilik ciddi anlamda dijital medyada ilerlerken mesleğe atılmaya son adımları kalan öğrencilere bunu anlatmak beni üzdü. Sonra 'Neden Gazetecilik okuyanlar Gazeteci olamıyor?' diye de soruyorlar mesela… Fakültelerde hala ters piramit ve düz piramit tekniğiyle haber yazımı anlatılıyor uzun uzun. Elbette temel anlatılmalı ama bir yerde günümüze de gelmeli. Ben bunu ilk müdürüme söylediğimde 'Ya bir an önce 300 vuruşa sığacak şekilde yaz da hangi teknikle yazarsan yaz' demişti. Teorik ve pratikte uçurumlar var anlayacağınız. Bunların bir an önce düzeltilmesi gerekiyor. Ben gazete ziyaretlerine de götürüyorum öğrencilerimi. 'İstediğinizi sorun' diyorum. Gazetecilik okuyup gazetedeki departmanları bilmiyorlar. Şimdi bu çocuk magazinci mi olacak istihbaratta mı çalışacak? İkisi bambaşka dünya. Hangisinin kendine uygun olduğunu nereden bilecek? 'Aman iş olsun da…' mantığıyla hareket edince de ortaya facialar çıkıyor.  </p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/10/24/24102020130555_1170161_13_5.jpg" style="width: 650px; height: 778px;" /></p>
<p>
	<strong>Sen iletişim derslerinin sadece İletişim Fakültesi öğrencilerine verilmemesi gerektiğini de söylüyorsun…</strong></p>
<p>
	Bir öğrenci ister tıp, ister hukuk, ister öğretmenlik okusun üniversitelerin her bölümünde iletişim dersleri artırılmalı. Çünkü bugün baktığınızda doktorlar da kendini tanıtmaya, sosyal medyalarını aktif kullanmaya çalışıyor. Röportajlar veriyorlar, programlara konuk oluyorlar, reklamlar alıyorlar. Öyle bir zamana geldik ki hastalar gidecekleri doktorları sosyal medyadan seçiyor. Ne kadar popülerse o kadar hasta tarafından tercih ediliyor. İletişimi profesyonel olarak yürütmek artık herkes için önemli.      </p>
<p>
	<strong>Özellikle hangi dersler olmalı ya da artırılmalı sence?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Benim ilk verdiğim ders Haliç Üniversitesi'nde 'Medya ve Sektörel Yayıncılık'tı. Bölüm hiç fark etmiyordu. Lojistik sınıfına da Gastronomiye de Bankacılık Bölümüne de verdim dersi. Önce genel bir medyayı tanıyorduk. Sonra herkes kendi sektöründen biriyle röportaj yapıyordu ve o röportajlardan bir dijital dergi yaptırıyorduk. Sınıf kontenjanı 20 kişi ise 20 farklı kişiden sektörü dinlemiş oluyordu öğrenciler ve soru-cevap nasıl yapılır, nasıl yazılır, basıma hazır hale nasıl getirilir öğreniyorlardı. Sonra etik dersi şart. Kendi meslek birliklerini, örgütlerini, kurallarını öğrenmeleri gerekiyor ki yarın meslekte o mesleğe sahip çıkacak bireyler çalışsın. Bu çok büyük eksiklik. En başlarda Medya Okuryazarlığı ile İtibar Yönetimi derslerini sayabilirim. Medya Analizi, Medyada Etkili İletişim, alanına göre mesela sağlık alanındaysa Sağlık Haberciliği, Dijital Medya İletişimi, sonra Vatandaş Gazeteciliği önemli dersler. Bugün yine kadına şiddet olayında olayı kameraya alan kişi tartışma konusu oldu. Orada kadını mı kurtarmalıydı yoksa görüntüleri mi kaydetmeliydi? Sokakta bir anda herkesin başına gelebilir.</p>
<p>
	<strong>Bu kadar iletişimin içinde biri olarak pandemiyi nasıl geçirdin ve geçiriyorsun. Seni ve işlerini nasıl etkiledi?</strong></p>
<p>
	Ben sokağa çıkma yasağı başlayan Mart ayına kadar çok acayip bir koşuşturma içindeydim. En son üniversitede dersimi bitirip eve döndükten sonra ciddi rahatsızlık geçirdim ve bir aya yakın zor bir süreç yaşadım. Sonrasında da başka rahatsızlıklar oldu ve ben doktor raporuyla sokağa çıkma yasağı varken hastaneye gidip geldim. Bizim için hep tarih kitaplarından okuduklarımızdır ya sokağa çıkma yasağı vs bu yüzden çok ilginç anlardı benim için. Hatta o gün seninle telefonda konuşmuştuk :) Tüm hayatımı sorgulamadım, gerek yoktu buna ama büyük bir minimalizm hareketi başladı içimde. Bu istekli veya isteksiz bir durum da değil. Zamanıymış ki oldu. Pandemi başlamadan 4-5 ay önce iki kediyi sahiplenmem de buna sebep olmuş olabilir. Evimi, eşyalarımı değiştirdim, fazlalıkları attım, ihtiyaçları tamamladım. Bütün işlerimi toparladım. Tüm listelerimi baştan yaptım. İşimle ilgili web sitemi kurdum, sosyal medyalarımı açtım ve toplu e-posta yollamalarım için özel bir yazılım yaptırdım. İşlerimde değişiklik olmadı çünkü üniversite derslerine online devam ediyorduk. Danışmanlık yaptığım kurum ve kişilerle belli gün ve saatlerde toplantılarımız vardı. Yapılacaklar çoktu. Asıl kriz dönemlerinde iletişimin değeri anlaşılıyor çünkü biliyorsun :) </p>
<p>
	Bu sırada kedim Pier doğurdu. 3 gün boyunca bir masa altında kedi doğumu yaptırmak bütün diğer her şeyi kenara attırdı bana.   </p>
<p>
	<strong>Gazetecilikte yaşadığın ilginç bir anını anlatır mısın bize…</strong></p>
<p>
	İlk aklıma gelen ulaştırma konusu oldu :) Ben Hürriyet'te çalışmaya başladığımda habere giderken bizi gazetenin ulaştırma servisinin araçlarının götürüp getirdiğini bilmiyordum. Açıkçası kimse de söylemedi. Bana 'Boğaziçi Üniversitesi'ne git, öğrenciler eylem yapıyormuş' diyorlardı. Ben İkitelli'den Boğaziçi Üniversitesi'ne otobüs, minibüs, metro, metrobüs artık ne varsa kullanıp gidip geliyordum. Çok uzun sürüyordu tabii :) Yaklaşık 2 ay sonra internet editörümüz Koray Özgan sordu gidip gelmemin neden bu kadar uzun sürdüğünü. Anlattım ve 'Neden araç istemiyorsun?' diyerek şok eden cevabı aldım. Fakat o yollar bana çok şey öğretti :)  </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/ogretim-gorevlisi-pinar-karahan-universitelerin-her-bolumunde-iletisim-dersleri-artirilmali</guid>
      <pubDate>Sat, 24 Oct 2020 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2020/10/24/24102020125203_1340602_12_52.jpg" type="image/jpeg" length="76451"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Selçuk Tepeli, Fatih Portakal'ın ratingini yakalar mı' diye bakmamız yanlış olur']]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/selcuk-tepeli-fatih-portakalin-ratingini-yakalar-mi-diye-bakmamiz-yanlis-olur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/selcuk-tepeli-fatih-portakalin-ratingini-yakalar-mi-diye-bakmamiz-yanlis-olur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[The Walt Disney Company, Türkiye Medya Birimi, Genel Müdür Yardımcısı ve Satış Grup Başkanı Mehmet İçağasıoğlu, Medyakoridoridoru'nun sorularını yanıtladı.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<em>Eylül ortasında yeni sezon tanıtım filmini izleyiciyle buluşturan FOX, bu sezonda da iddialı olacağının sinyallerini verdi. Dizi ve program yüzlerinin tanıtıldığı filmde, yeni iki dizisinin müjdesi de verilmiş oldu. Tanıtımda, Savaşçı dizisi ekibinin yer almaması ise kafalarda soru işaretleri bırakırken, neredeyse tüm kanalların tanıtım filmlerinde yer verdiği Ana Haber sunucuları FOX'un filminde bu yıl da yoktu.</em></p>
<p>
	<em>The Walt Disney Company, Türkiye Medya Birimi, Genel Müdür Yardımcısı ve Satış Grup Başkanı Mehmet İçağasıoğlu'la hem FOX'un yeni sezon ekranını, hem çok konuşulan Fatih Portakal'ın ayrılığı ile FOX Ana Haber'ın yeni sunucusu Selçuk Tepeli'nin aldığı ratingleri, hem de Covid-19'la tanışan televizyonculuk sektöründe ortaya çıkan değişimleri konuştuk.</em></p>
<p>
	<strong>FOX Networks Group'un The Walt Disney Company bünyesine katılma sürecinin 2019'un Mart ayında finalize olmasıyla kurumda ne gibi değişimler oldu?</strong></p>
<p>
	Biz zaten 21st Century FOX'a bağlı olarak dünyanın en büyük medya şirketlerinden birinde çalışıyorduk. Türkiye'deki en büyük global medya şirketiydik. The Walt Disney Company'nin FOX Networks Group'u satın alışı küresel medya ve eğlence sektöründe yeni bir çığır açtı. The Walt Disney Company çatısı altında dünyanın en büyük franchise'ları, sinema ve televizyon içeriklerinden oluşan çok büyük bir IP havuzuna sahip olduk. Disney, benzersiz hikaye anlatımı sayesinde çok çeşitli yaş gruplarından hayranlarını eğlendirmeyi, bilgilendirmeyi ve onlara ilham vermeyi amaçlayan dünyanın bir numaralı eğlence markası. Böyle bir şirketin bünyesine katılmış olmak Türkiye'de drama açısından ortaya çok daha etkili işler çıkarmamızı sağlıyor. Ayrıca Disney gibi dünya çapında çalışanlarının iyiliğini ve gelişimini ön planda tutarak, onların performansını desteklemeye yönelik imkanları seferber eden bir grubun bünyesine girmekten çalışanlar olarak da gayet memnunuz.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/10/01/01102020064913_7361567_6_49.jpg" style="width: 800px; height: 482px;" /></p>
<p>
	<strong>'SAVAŞÇI DİZİSİ YAPIMCISIYLA YENİ SEZON İÇİN ANTANT KALMAMIZ GEREKEN BAZI KONULAR VARDI'</strong></p>
<p>
	<strong>Yeni sezon tanıtım filminiz eylül ortasında yayınlandı. Gayet de keyifli olmuş. Ancak neredeyse tüm yapımların yer aldığı filmde Savaşçı dizisi ekibi yoktu. Neden?</strong></p>
<p>
	Savaşcı dizisi için sezon başında yapımcımızla aramızdaki sözleşmede yeni sezon için antant kalmamız gereken bazı konular vardı, henüz konuları netliğe kavusturmadığımız için sezon filmi çekimlerine Savaşcı ekibi katılım göstermemiş oldu.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/10/01/01102020065106_172847_6_51.jpg" style="width: 800px; height: 686px;" /></p>
<p>
	<strong>'ANA HABER SUNUCUMUZ DEĞİŞTİĞİ İÇİN BU SENE İÇİN PLANLANAN TANITIM FİLMİNİ HAYATA GEÇİREMEDİK'</strong></p>
<p>
	<strong>Peki tanıtım filmlerinizde FOX Ana Haber'in ekran yüzleri neden yer almıyor?</strong></p>
<p>
	Sabahları İsmail Küçükkaya ile başlıyorduk ve istifa edinceye kadar da bizim merkezimiz Fatih Portakal'dı. Fatih Portakal'ı günün ortasına koyduktan sonra üstünü İsmail'e kadar, altını da gece saat 00:30'a kadar dolduruyorduk. Bu iki program da, habercilerimiz de olağanüstü bir performansa sahip. Sahadaki muhabirimizden, ofisteki Genel Yayın Yönetmenimize kadar muazzam bir başarıları var. Bu ratinglere de yansıyor zaten. Böylece de Türk halkı nezdinde olağanüstü bir güven kazanıyorlar. Bizim için haber dediğimiz konu da kanalın genel eğlencesiyle iç içe olan bir konu olsa da, FOX Haber kendi ayrı sezon tanıtımını hak ediyor. Haber ekibimiz ve pazarlama ekibimizin aldığı ortak kararla, her yıl, yeni sezon için FOX Haber için ayrı bir tanıtım filmi planlanıyor ve hemen hemen kanal tanıtımı ile eş zamanlı olarak yayına giriyor. Bu sene ana haber sunucumuzdaki değişiklik sebebiyle prodüksiyon süreçleri yetiştirilemediği için tanıtım için planlanan filmi hayata geçiremedik.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/10/01/01102020065231_5573237_6_52.jpg" style="width: 750px; height: 750px;" /></p>
<p>
	<strong>'SELÇUK TEPELİ 'FATİH'İN RATİNGİNİ YAKALAR MI' DİYE BAKMAMIZ YANLIŞ OLUR'</strong></p>
<p>
	<strong>Fatih Portakal'la FOX Ana Haber, rahmetli Mehmet Ali Birand'tan sonra bir haber bülteninin ratinglerde dizileri nasıl solladığını gösterdi bizlere. Fatih Portakal'ın gidişiyle bu başarının kaybedileceğine yönelik bir tedirginlik de oluştu kamuoyunda. Bir alışkanlık var ve bu alışkanlık bir anda değişiyor... Fakat Fatih Portakal'dan koltuğu devralan Selçuk Tepeli'nin de benzer bir başarı sergilediğine şahit olduk. En azından şu anki rating verileri bize öyle söylüyor. Peki sizin görüşünüz nedir? Umduğunuz ve hedeflediğiniz bir sonuçla mı karşılaştınız?</strong></p>
<p>
	Fatih Portakal gittikten sonra toplumdaki birçok kişide tedirginlik oldu. Kanal içerisinde ise hiçbir tedirginlik olmadı. Bunu açık söyleyebilirim. Fatih bizler için çok değerliydi, hala da çok değerli ve her zaman değerli olmaya da devam edecek. Bir yandan, orada işini eksiksiz, başarılı ve her detayı göz önünde bulundurarak çalışan bir ekip var. Haberin mutfağı diye tabir ettiğimiz haber merkezi. Fatih'in önüne bu haberleri getiren, bunu getirirken de korkusuzca, hiçkimseden çekinmeden ve korkmadan, sadece vicdanının sesiyle ve doğru bildiği habercilik anlayışıyla işini yapmaya çalışan bir ekip var. Bu ekibin mutfağı o kadar iyi ki… Doğan Şentürk tarafından yönetiliyor. Mutfak iyi olunca, oraya koyacağınız kişinin de aslında orada çok da fazla mucizeler yaratmasına gerek kalmıyor. Çünkü muazzam bir ekip ruhu var. Oraya gelen haberci arkadaşımız bugün Selçuk olur, yarın başkası olur. Ama o mutfak bu şekilde çalışmaya devam ettiği sürece hak ettiği listedeki yerleri her zaman alacaktır. Selçuk'un şu anki ratingine baktığınız zaman 2019'un Eylül ayında Fatih'in aldığı ratinglerden yaklaşık 3 ila 5 share arasında düşük olduğunu görüyorsunuz. Fakat Fatih'in 2018 yılında aldığı rating rakamıyla kıyaslarsanız, benzer rakamlar olduğunu söylemek mümkün. Tabii ki Fatih'in kendine has ve özel bir yorumu vardı. O yorumu da izleyiciye oturtması yaklaşık 4-5 yıl sürdü. Yani Ana Haber bültenini ilk sunmaya başladığı yıllarda bu ratingleri almıyordu. Kendine has yorumuyla birlikte izleyiciyle kurduğu bağ, Fatih'e ekstra bir izlenme olarak döndü. İnsanlar Fatih'i bir marka olarak gördü, öyle kabullendi ve nitekim de Fatih bir marka oldu. Selçuk, Fatih'ten gelen FOX Haber'in önemli bir habercilik mirasını devraldı. Bence şu anda da her gün üzerine koyarak bunu sürdürüyor. Bana göre, 'Fatih'in ratingini yakalar mı' diye bakmamız yanlış olur. Önemli olan bizim orada güvenilir habercilik yapmamız. Zaten biz güvenilir habercilik anlayışımızla devam ettiğimiz sürece Selçuk'un sunduğu haber bültenimiz çok daha iyi yerlere gelecektir. O yüzden de hiçbir telaşımız, korkumuz ve paniğimiz en azından izlenme anlamında yok. Çünkü Türkiye'nin en güvenilir markası olduğumuzu biliyoruz. Zaten güvenilir bir marka olduğunuz zaman da izleyici sizi hak ettiğiniz yere koyuyor. Selçuk'un ilk günkü aldığı ratingler ve şu an aldığı ratingler de bunu gösteriyor.</p>
<p>
	<strong>'TELEVİZYON DÜNYASI PANDEMİ SÜRECİNİ İYİ ATLATTI'</strong></p>
<p>
	<strong>'YÜKSEK MALİYETLİ İŞLERİ YAYINA GİRMEMELERİ PEK ÇOK KANALI KARLI DURUMA GETİRDİ'</strong></p>
<p>
	<strong>Peki gündemdeki en önemli konumuz olan koronavirüsün yarattığı etkileri de konuşacak olursak, pandemi süreci televizyon dünyasında ne gibi değişimler yarattı veya yaratıyor?</strong></p>
<p>
	Birincisi dizilerimiz çekilemedi. Aynı dönemde ortalama 44-47'lerde olan toplam televizyon izlenme oranlarının, 54-55'lere kadar çıktığı oldu. Dolayısıyla insanlar evden çıkamadıkları için televizyona ve dijitaldeki platformlara yüklendi. Fakat prodüksiyonlar durdu. Tüm dizilerimiz durunca da kanallar ister istemez dizilerin tekrarları ve ellerindeki envanterlerdeki sinema filmleri gibi içeriklere yöneldi. Daha önce böyle bir şey yaşamadığımız için hepimiz bu konuda tecrübesiz yakalandık. Ama bence kanallar bunu iyi atlattı. Çünkü TV izleme oranlarının yüksek olduğu bir dönemde, yüksek maliyetli işleri yayına girmemeleri pek çok kanalı o dönemde karlı duruma getirdi. Fakat bu sürdürülebilir bir şey değildi. Bunun sebebi de izleyicilerimizi hayranı oldukları dizilerle buluşturabilmeye devam edebilmek için bu dizilerden ciddi bir yurt dışı geliri de bekliyor olmamız. Bu ihracatlarla hem kendi gelirlerimize, hem de ülke gelirine katkıda bulunuyoruz. Örneğin 5 dizi için 50 bölüm üzerinden bir hesaplama yaparsak ve yaklaşık 100-150 bin dolar bir yurt dışı geliriniz olduğunu varsayarsak, çok ciddi gelirleri dışarıda bırakmış oluyorsunuz. Bu da sizin orta ve uzun dönemde yapacağınız yatırımları etkiliyor. Dolayısıyla diziler yayına girmediği için gelecekte gelecek olan gelirden feragat etmiş olduk.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/10/01/01102020065328_3032649_6_53.jpg" style="width: 800px; height: 1208px;" /></p>
<p>
	<strong>2020'nin ilk yarısına ait açıklanan gelir rakamları sizi memnun etti mi?</strong></p>
<p>
	Önemli olan, benim memnun olmamdan ziyade, yönetimi memnun etmesi. Onları da memnun ettiğini söyleyebilirim.</p>
<p>
	<strong>'2020'NİN İLK ALTI AYINI BÜTÜN KANALLAR MUTLU KAPATTI'</strong></p>
<p>
	<strong>Hedeflerinize ulaşabildiniz mi?</strong></p>
<p>
	Bizim öncelikli hedefimiz -ki bunu yakın zamanda Genel Müdürümüz Cenk Soner de söyledi; Türkiye'nin en sevilen, en güvenilir kanalı olmak. Bu bizim için olmuş, gerçekleşmiş ve her gün titizlikle yapılan yayıncılık anlayışıyla beraber devam etmesi zaruri olan bir durum. İkincisi, ticari olarak baktığımız zaman, bu anlamdaki gelir beklentimiz gerçekleşmiş oldu. Fakat buradaki önemli olan şey, çok yüksek gelirler yapıp da karlılık anlamında kötü durumda olmak değil, kanalınızı döndürebildiğiniz bir ekosistemin içerisinde var olmak. Burada da elimizden gelen en büyük şey bu ekosisteme kavuşmaya çalışmak. Aslında Türkiye'deki televizyonculuğun en büyük sıkıntısı bu. 2020'nin ilk 6 ayına baktığımızda tahmin ediyorum ki bütün kanallar mutlu ve memnun olmuştur.</p>
<p>
	<strong>'TELEVİZYONCULUK, REKLAM PASTASI BAKIMINDAN TÜM DÜNYADA CİDDİ BİR YARA ALDI'</strong></p>
<p>
	<strong>Reklam gelirleri açısından durum nedir?</strong></p>
<p>
	Reklam pastası bakımından televizyonculuk tüm dünyada ciddi bir yara aldı. Reklamveren ne yönde ve nerede yer alacağını bilmediği için Türkiye'de de ister istemez reklam yatırımları kısıldı. Fakat bu dönemde reklam yatırımı yapan markaların ileriye dönük çok daha iyi dönüşler aldığını düşünüyorum. Hatta aldılar, aldıklarını da biliyorlar. Reklam yatırımlarını kesen markalar tabii ki de sektörü etkiledi. O da yeni yeni kendine geliyor şu anda ama ikinci bir dalgadan söz ediliyor tüm dünyada. Bu nedenle olası bir ikinci dalga durumuna göre markalar artık daha tecrübeli. Olası bir ikinci dalganın sektörü nisan-mayıs ayında etkilediği kadar etkileyeceğini düşünmüyorum açıkçası. Ama bekleyip göreceğiz tabii ki.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/10/01/01102020065410_4304164_6_54.jpg" style="width: 800px; height: 533px;" /></p>
<p>
	<strong>'TÜM KANALLAR DİZİLERDEN 3-4 BÖLÜM STOKLAMAYA BAŞLADI'</strong></p>
<p>
	<strong>Bu senaryoya karşı bir ön hazırlığınız var mı?</strong></p>
<p>
	Tüm kanallar gibi biz de bir ön hazırlık yaptık. Çünkü aynı tecrübeyi yaşadık. Herkes dizilerini 3-4 bölüm stoklayarak yola çıktı. Bu avantaj mı, dezavantaj mı onu da hep beraber görüyoruz. Fakat olası bir kapatmaya karşı bütün dizilerimizden elimizde 3-4 bölüm gibi bir stok oldu. Bütün yapımcılar ve kanallar bu kasını geliştirdi. Fakat ikinci bir dalganın gelip, ne kadar süreceği ve kanalların ne kadar etkileneceğini bilmiyoruz. Sonunda 10 haftalık bir sıkıntı olursa, hiçbir kanalın 10 hafta yetecek kadar stoğu olduğunu düşünmüyorum ama böyle bir durumun içerisinde kalırsak, bunun da bir şekilde üstesinden geleceğimizi tahmin ediyorum.</p>
<p>
	<strong>'TÜRKİYE'DEKİ TELEVİZYONCULUK SEKTÖRÜNÜ ÇOK PARLAK GÖRÜYORUM'</strong></p>
<p>
	<strong>Özellikle de pandemi döneminde dijitale olan rağbet daha da arttı. Dijitali, klasik televizyonculuk açısından bir tehdit olarak görüyor musunuz? Televizyonculuğun yerini alır mı Türkiye'de?</strong></p>
<p>
	Kısa dönem açısından bir tehdit oluşturmuyor. Uzun dönem içinse tabii ki bir tehdit. Dönemsel bir değişimin içerisindeyiz. Resmen bir devrim değil, evrimin içerisindeyiz. Televizyon dijitale evrimleşiyor ve bu da her ülkenin farklı izleme alışkanlıklarına göre hızlı veya daha yavaş oluyor. Türkiye'de ulusal kanalların yani free tv dediğimiz şeyin çok çok uzun yıllar devam edeceğini düşünüyorum. Dünyanın en pahalı tüketim olaylarından biri Türkiye'de gerçekleşiyor o da dizi tüketimi. Biz bunu bedava olarak halka sunuyoruz ve reklam karşılığında bunu kompanse etmeye çalışıyoruz. Böyle bir ekosistem modeli dünyada sürdürülebilir değil. Zaten sürdürülebilir de olmuyor. Türkiye'de de öyle. Ama Türkiye'de yurt dışı satışlarla Türk dramalarının, dünyada Amerikan aksiyon dizilerinden sonra en fazla tüketiliyor olmasının sebebi de bundan kaynaklanıyor. Bu sebeple beraber bizler de doğru bütçeleri yönetebiliyoruz. Türk izleyicisine dünyadaki en kaliteli içerikleri veriyor ve sunuyoruz. Dünyada bu kadar kaliteli içeriği her gün hiçbir televizyon kanalı izleyicisine vermiyor. Buna ABD'de dahil. Fakat Türkiye'de bunu yapıyoruz. Biz bunu yapmaya devam ettiğimiz sürece ulusal kanalların Türkiye'de her zaman devam edeceğini düşünüyorum. Evet, dijitale tabii ki de bir geçiş oldu, tabii ki her yıl daha fazla geçiş olacak, bu yadsınamaz bir gerçek. Ancak son 10 yıldaki televizyon izlenme oranlarına baktığınız zaman, izlenme oranları küçülmüyor. Son 10 yıldaki dijitaldeki izlenme oranlarına, artan platform sayısına, üretilen dizi sayısına, harcanan paraya baktığınız zaman evet korkunç bir büyüme var. Dolayısıyla Amerika'da 3 sene önce dijital harcamalar televizyon harcamalarını geçti. İngiltere'de de aynısı oldu. Türkiye'de de bu olacak. Fakat Türkiye'de halkın güvenini kazanmış, doğru bütçeyle doğru işler yapmayı başarabilen ulusal kanalların en azından uzun dönemde de hayatına devam edeceğini düşünüyorum. Bu nedenle de Türkiye'deki televizyonculuk sektörünü çok parlak görüyorum. Tabii ki doğru içerikleri yaratıcı bir şekilde izleyiciye sunmaya devam ettiğimiz sürece.</p>
<p>
	<strong>'FOXplay İÇİN YENİ DİZİ PROJELERİMİZ VAR'</strong></p>
<p>
	<strong>Geçtiğimiz yıl ocak ayında hayata geçirdiğiniz FOX'un dijital içerik platformu FOXplay'in şu anki konumundan memnun musunuz? Başarılı oldu mu sizce?</strong></p>
<p>
	FOXplay, çok iddialı bir şekilde pazara girdi. FOXplay'deki en önemli özelliğimiz, dünyanın ilk izle al özelliğine sahip platform olmasıdır. Yani izlediğiniz bir şeyi dokunarak satın alabiliyorsunuz. Pandemiyle beraber FOXplay'e yapacağımız yatırımlar da ister istemez yavaşladı. FOXplay için bir iki dizi düşüncemiz var. Şu anda bunları söylemem uygun olmaz ama FOXplay'in izleyiciye sunduğu yeniliğin devamını getirememiş olması açısından üzüntülüyüz. Ama şu andaki planlarımız bunun tekrar devamını getirmek üzerine. Dijital, yayın ve drama ekiplerimizle beraber sürecin planlamasını yapıyoruz. Dolayısıyla yakın zamanda FOXplay'in ismini izleyicilerimiz de, reklamverenlerimiz de, platform ortaklarımız da daha fazla duyuyor olacak diye tahmin ediyorum.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/10/01/01102020065542_6390803_6_55.jpg" style="width: 800px; height: 533px;" /></p>
<p>
	<strong>Yeni başlayacak dizilerinizin yayın tarihleri belli oldu mu?</strong></p>
<p>
	'Çocukluk' dizisi 9 Ekim'de yayına girecek, diğer dizimiz 'Kefaret' için de yayın tarihi henüz netleşmedi.</p>
<p>
	<strong>'DİZİLER KANLLAR AÇISINDAN HALA ÇOK CAZİP'</strong></p>
<p>
	<strong>Dizilerin yanında stüdyo programlarına biraz daha ağırlık verilemez mi peki? Kanallar, özellikle de son yıllarda stüdyo programlarını neden görmezden geliyor?</strong></p>
<p>
	Bunun sebebi gelir ve gider dengesindeki orantısızlık.. Bir stüdyo programı yaptığınız zaman yaklaşık 5-5,30 rating almasını bekliyorsunuz – bu tahmin sezona göre değişmekle beraber, karlılık ve izleyici alışkanlığı da bunun peşine gelebilsin diye. Bunu yakalayan kanallar zaten devam ediyor. Fakat diziler hala çok cazip. Diziler kanal izleyici alışkanlığını yaratmakta, marka ile tüketicinin kenetlenmesini yaratmakta hakikaten de muazzam bir etkiye sahip. Türkiye'nin herhalde son 10 yılına bakarsanız, başarılı olmuş format sayısı dört ya da beştir. Burada da önemli olan şey, aldığınız ratingle elde ettiğiniz gelirin birbirine yakın çıkıyor olması. Dizilere baktığınız zaman, yurt dışı satışı hayatınıza girdiği anda, çok daha avantajlı bir hale geliyor. Biliyorsunuz ki formatları genellikle yurt dışına satamıyoruz. Ancak biz de daha fazla format yapmak istiyoruz, ara ara denemelerimiz oluyor. Pervasız Yapım - İlker Ayrık'la beraber bunu da gerçekleştirdik zaten. Amacımız tabii ki de mutlaka ve mutlaka en azından belli dönemlerde -buna da haziran ile eylül ekim arası diyebilirim- izleyicimize format da sunabilmek. Ama dediğim gibi burada önemli olan şey, doğru formatı ve gelir dengesini yakalayabilir olmak. Bu da çok kolay bir şey değil.</p>
<p>
	<strong>En azından formatların üzerinde duracağınızı da anlamış oldum bu açıklamalarınızdan…</strong></p>
<p>
	Üzerinde her zaman duruyoruz ama Türkiye'nin bir gerçeği var; dizi ciddi tüketiliyor. Onun dışında da birkaç tane çok iyi format var, onlar da gayet tüketiliyor. Bu biraz da bir işi yayına alıp, ciddi bir şekilde arkasında durmak ve bunu yaparken de gelir gider dengesini doğru konumlamaktan geçiyor. Evet, elbette ekranımızda formatların da yer almasını istiyoruz. Zaten öyle olmasaydı 3 sene önce İlker'le birlikte Yaparsın Aşkım'ı, Pervasız ailesiyle birlikte denediğimiz diğer formatları yapalım demezdik. Gayet mutluyuz iş birliğimizden. Çok da başarılı oldu. Stratejimiz elverdiğince de benzer çalışmalar yapmak isteriz.</p>
<p>
	<strong>FOX, son dönemde başarılı ve iyi rating alan dizilere imza atıyor. Ancak bunun yanında da FOX ve diğer TV kanallarında, birbirinin aynısı olan, çok bilindik hikayelerle sunulmuş, sadece çok tanınmış iki oyuncunun başrol yapıldığı ama hikayeye çok da önem verilmediği dizileri de sıkça görmeye başladık. Sizce bu durum kanallara en azından uzun vadede zarar vermiyor mu?</strong></p>
<p>
	Zarar veriyor evet. Bundan dolayıdır ki 3 sene önce bir şeyleri farklı yapalım düşüncesiyle hayata geçirdiğimiz pek çok dizi projesi oldu. Mesela 'Kadın' dizisini ele alırsak, bir kadının çocukları için yapacağı fedakarlığı anlatan, hakikaten 'bir annenin çocukları için yapmayacağı hiçbir şey yoktur'u anlatan bir diziydi. Bugün ise 'Öğretmen' dizisini herhangi bir dijital platforma koysanız, bir dijital platform dizisidir diye hiç yadırgamadan gayet keyifli bir şekilde izlersiniz. Fakat bugün bir ulusal kanalda yayınlanıyor. Yine aynı şekilde 'Savaşçı' dizimiz ile, askerimizi anlatan ilk diziyi  Türkiye'de yayına biz verdik ve peşinden rakiplerimiz geldi. 'Mucize Doktor'u da fark yaratan dizilerimiz arasında sayabiliriz. Buradaki amacımız bazı işleri farklı yapmak ve bunu yaparken de yaratıcı olmak. Fakat eğer ben genel bir eğlence kanalıyım diyorsanız, her hedef kitleye uygun projeleri ekrana getirmeniz gerekiyor.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/10/01/01102020065452_2215999_6_54.jpg" style="width: 800px; height: 534px;" /></p>
<p>
	<strong>Yalnız bir eleştirim var. Mesela 'Sen Çal Kapımı' dizisinde bir bakışma anını neredeyse 5 dakika izliyoruz ekranda. Örneği de çok fazla var. Bunlar çok gerekli mi sizce?</strong></p>
<p>
	Doğru bir eleştiriniz var, haklısınız. Ama bakış açısı dememiz lazım. 'Sen Çal Kapımı', 10 rating alıyor. Yaz işleri genellikle birbirine benziyor zaten. Hatta bununla ilgili komik skeçler de var. Fakat burada önemli olan çiftin uyumu. Kiraz Mevsimi'nde ve Kiralık Aşk'ta da bu vardı. Hakikaten çoğu zaman çok klişe hikayeler işleniyor ama Türk halkı bunu seviyor. Bizim o iki oyuncumuz muazzam bir performans sergiliyor dizide. Onların bakışmalarını insanlar gülerek izliyor. Yapımcımız da muazzam bir iş çıkardı. Dizi başlamadan önce bana '10 rating alır mı' diye sorsaydınız, çok zor derdim. O yüzden de eleştirinize hak veriyorum. Ama açık söylemek gerekirse Türk halkı bunu beğeniyor ve izliyor. Mucize Doktor'a gelecek olursam, bir kahramanın hikayesi. Türk halkının uzun yıllardır izlemediği görmediği bir kahramanın hikayesini veriyoruz. Tarihi bir rating alıyor. Dolayısıyla bizim FOX'taki amacımız genel bir eğlence kanalı olarak, en güvenilir kanal olmak. Güvenilir kanal olmak derken, sadece doğru habercilikten bahsetmiyorum, verdiğiniz dizilerle de yaptığınız sosyal sorumluluk projeleriyle de duruşusunuzla da doğru bir kanal olmanız gerekiyor ki insanlar size güvensin, güvenirken de bunu izlesin. Biz sadece Türkiye'nin en güvenilir kanalı olmakla gururlanmak değil, Türkiye'nin en güvenilir markası olmak istiyoruz. Dolayısıyla da bu gururun devamını getirmek ve bu güvene layık olmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bunu yaparken de 85 milyonun kanalı olduğumuzu unutmuyoruz. Zor kararlar vermemiz gerektiğini, yaratıcı olmaya çalışmamız gerektiğini ve bunu yaparken de Türkiye'deki en iyi yapımcılarla çalışmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Mesela Mucize Doktor'u 'Bizim Hikaye'nin yerine koymuştuk ve açık söylemem gerekirse, kendi aramızda konuştuğumuzda da 6-7 ratinge gayet mutlu olacağımızı konuşuyorduk. Hiçbirimiz bu kadar rating alacağını bilmiyorduk ama izleyici farklı işler istediğini gösteriyor. İzleyici aynı şeylerden de sıkılıyor bu arada. Sürekli kendimizi yenileyerek farklı içerikler vermek peşindeyiz.</p>
<p>
	<strong>Önümüzdeki dönemde ne gibi yenilikler olacak FOX'ta?</strong></p>
<p>
	Türkiye'de ulusal kanallarda dizi yayına almak ciddi bir sosyal mühendislik gerektirir. Bu sosyal mühendisliği yaparken de izleyicinin o andaki dizi modunu değil, izleyicinin 3 veya 6 ay sonraki dizi moduna göre bir iş vermeniz gerekiyor. Biliyorsunuz, bir dönem Karagül'le beraber çok fazla toprak işi vardı ve hiçbiri Karagül kadar rating almadı. Yine Savaşçı gibi 2-3 tane benzer içerik çıktı. Orada da pek çoğu iyi rating aldı ama zamanla elendi. Dolayısıyla burada önemli olan şey şu; lider olmak, rating anlamında lider olmak değil, farklı içerikler yaparak da elinizdeki bayrağı taşıyabilirsiniz. Başarısız olabilirsiniz ama pes etmeyip devam etmeniz gerekiyor. Başarısız olduğumuz içerikler de oluyor elbette. Her içeriği de farklı yapamazsınız bu arada. Nitekim Sen Çal Kapımı, Bay Yanlış, Zümrüdüanka'nın benzer örnekleri tabii ki de var pazarda. Dediğim gibi önemli olan farklı türde içerikleri genç, çocuk, aile, kadın ve erkek hedef kitleye yansıtmak ve bunları vermek. Önümüzdeki süreçte de yapımcılarımızdan aldığımız farklı içeriklerimiz mevcut. Bunları söylemem uygun olmaz ama hakikaten izleyicilerimizi çok şaşırtacak içeriler bunlar.</p>
<p>
	<strong>Ne zaman tanışacaklar peki izleyiciler bu içeriklerle?</strong></p>
<p>
	Önümüzdeki 1 veya 1,5 yıl içerisinde hayata geçireceğiz diyebilirim.</p>
<p>
	<strong>Televizyon filmleri devam edecek mi FOX ekranında?</strong></p>
<p>
	Şu an için yeni bir planlamamız yok. Geçmişte yaptığımız planları hayata geçireceğiz. Biz bu süreci yılı kurtaralım ya da önümüzdeki 7 aylık süreci kurtaralım diye değil, izleyiciye farklı bir tat olabileceği için de hayata geçirdik. Nitekim o dönemden geçirdiğimiz ve gelecekte de sürdürmeyi planladığımız bazı televizyon filmi projelerimiz var. Bunları Data ve Stratejiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcımız Tolga Karakartal ve Genel Müdürümüz Cenk Soner'in liderliğinde planlıyoruz. Yakın zaman içerisinde bu planlar da hayata geçiyor olacak. Ama bu işleri, dizilerden dolayı baktığınız zaman en iyi girebileceğiniz dönemler Aralık, Ocak, Şubat veya yaz ayları oluyor. Ya da elinizde böyle bir içeriğin bulunması yarın bir gün oluşabilecek olan pandemi gibi durumlarda hayat kurtarıyor ve kanalın gerçekten de ciddi oksijeni oluyor. O yüzden de hem ihtiyaçtan, hem de yaratıcı ve farklı olmak için, farklı televizyon filmi projelerimizin stratejilerini geçtiğimiz yıllarda oluşturduk. Pandemi olmasaydı bunları hayata geçirebilirdik ama mümkün olmadı. Bunları da önümüzdeki yıllarda hayata geçiriyor olacağız.</p>
<p>
	<strong>Dizi setlerinde koronavirüs vaka sayılarının artış gösterdiğini gözlemliyoruz. FOX dizilerinin setinde ne gibi Covid-19 önlemleri alınıyor?</strong></p>
<p>
	Öncelikle bahsettiğimiz konu insan sağlığı... Dolayısıyla hiçbir rating, gelir ve elde ettiğiniz başarı, herhangi bir set çalışanının sağlığından daha değerli değil. Dolayısıyla yapımcılarımızla iş birliğinde setlerde görev yapan tüm oyuncularımız ve ekiplerimiz için, Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı'nın açıklamış olduğu bilgi ve yönlendirmelere uygun olarak en üst standartlarda önlemlerimizi alarak hareket ediyoruz. Zaten bu konuda çok duyarlı ve temkinli yapımcılarla çalışıyoruz, o sebeple de içimiz rahat.</p>
<p>
	<strong>Size bu yönde ulaşan bir bilgi oldu mu? Vaka çıktı mı herhangi bir FOX dizisi setinde?</strong></p>
<p>
	Bunlar kişisel  bilgiler olduğu için, herhangi bir oyuncumuz ya da yapım şirketimiz adına bu bilgiyi vermem doğru olmaz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/selcuk-tepeli-fatih-portakalin-ratingini-yakalar-mi-diye-bakmamiz-yanlis-olur</guid>
      <pubDate>Thu, 01 Oct 2020 06:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2020/10/01/01102020070053_998805_7_0.jpg" type="image/jpeg" length="75327"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Merdan Yanardağ: Durdu Özbolat'ın söylediği her şey yalan ve iftira]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/merdan-yanardag-durdu-ozbolatin-soyledigi-her-sey-yalan-ve-iftira</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/merdan-yanardag-durdu-ozbolatin-soyledigi-her-sey-yalan-ve-iftira" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TELE1'in kurucu Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, Medyakoridoru'nun sorularını yanıtladı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/09/13/13092020211553_8173335_21_15.jpg" style="width: 300px; height: 450px;" /></p>
<p>
	<strong><em>Dilan Karacan / Serbest Gazeteci</em></strong></p>
<p>
	<strong><em>krcndln@gmail.com</em></strong></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<em>Ülkemizde uzun yıllardır tartışılan, aldığı ve almadığı kararlar ile zaman zaman tepki çeken bir kurum olan radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), geçtiğimiz günlerde TELE1 kanalına karşı uyguladığı 5 günlük yayın karartma cezası ile bazı kesimlerden oldukça büyük tepki topladı.</em></p>
<p>
	<em>Kanalın kurucu Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, doğal olarak bu karara tepki gösterenlerin en başında geliyor.</em></p>
<p>
	<em>Medyakoridoru için Merdan Yanardağ ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide merak edilenleri masaya yatırdık.</em></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<strong>RTÜK'ün TELE1'e verdiği cezayı nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>
	TELE1 bağımsız bir televizyon ve medya kuruluşu. Biz kendimizi böyle tanımlıyoruz. Bağımsız olmak çalışanlarına, gazetecilere, aydınlara, siyasetçilere iktidarlardan, iktidardan ve güç odaklarından bağımsız olmak ve tarafsız haber yapmak demek ama ayrıca özgür yorum imkanı sağlamak demektir. Dolayısıyla iktidarın kontrol alanının dışındaki bir medya kuruluşudur. Yaptığı haberler bu nedenle iktidarı rahatsız ettiği için RTÜK aracılığıyla kanala karşı ağır bir baskı uygulanıyor. Tabii bağımsız bir haber kanalı derken, TELE1'in taraf olduğu ilkelerin varlığından da bahsetmek gerek. Biz bunu açıkça ilan ettik. RTÜK tarafından gelen bu durum, gazetecilik mesleğiyle uymayan bir tutumdur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	TELE1 Cumhuriyetten, demokrasiden, özgürlüklerden, insan haklarından, kadın haklarından ve laiklikten yanadır. Bunlar da zaten Türkiye'nin kurulmuş ilkeleri arasında yani Cumhuriyetin kuruluş ilkeleri arasında sayacağımız, saydığımız değerlerdir. Böyle bakmak, böyle anlamak lazım. O nedenle TELE1 olarak bu çizgide yayın yapmaya ve gazetecilik görevimizi yerine getirmeye devam edeceğiz. Tele1'e yönelik bu haksız ve hukuksuz baskıya karşı da mücadele edeceğiz. Önemli olan şu; bu sadece Tele1'e yönelik bir baskı değildir. Aslında Tele1'i izleyen milyonlarca yurttaşın bilgiye ve habere ulaşma hakkının gasp edilmesi durumudur. İnsanların bu hakkının ihlal edilmesidir. Çünkü basın ve ifade özgürlüğü anayasa tarafından teminat altına alınan bir haktır. Bu hakkın kendisini mahkeme yerine koyan -ki mahkeme bile olsa bunu yapamaz -RTÜK tarafından ağır bir şekilde ihlal edilmesi durumuyla karşı karşıyayız. Bizim açımızdan olay bundan ibarettir.</p>
<p>
	<strong>Aynı dönemde Cüneyt Özdemir ve Yurt gazetesinin eski sahibi Durdu Özbolat'la da polemik yaşadınız.  Bu polemiğin geçmişi var mıydı? Yoksa yeni alevlenen bir tartışma mıydı? Sizce neden söz konusu iddiaları gündeme getirdiler?</strong></p>
<p>
	Biz bunun için Yurt gazetesinin sahiplerine ve diğerlerine gerekli cevapları verdik. Yurt'un sahibi Durdu Özbolat ise yalan söylemek ve iftira atmakla tanınan, bilinen birisi. Onlarla da zaten mahkemede hesaplaştık. Davaları kaybettiler. Söyledikleri yalan. Yalan olduğunu da zaten biz attığımız mesajlarla, yaptığımız haberlerle Tele1.com.tr üzerinden duyurduk. Söyledikleri her şey yalan ve iftira. Zannediyorum zaten kenti tweet'lerini ve mesajlarını geri çektiler. Bizim açımızdan bu iftiraların bir değeri olmadığı gibi gerekli karşılıkları ve gerekli cevapları kendilerine verdik.</p>
<p>
	<strong>Yayın durdurma cezası aldığınız dönemde izleyicilerinizden ne gibi geri dönüşler aldınız?</strong></p>
<p>
	RTÜK'e ve iktidara karşı çok büyük bir tepki gösterdi diyebiliriz. Bize karşı da çok büyük bir destek verdiler. Sadece izleyicilerimiz değil, kamuoyu ve çeşitli meslek örgütlerinden, derneklerden, vakıflardan, partilerden sağdan sola kadar çok geniş bir toplumsal ve siyasal destek geldi. TELE1'in bu mücadeleden güçlenerek çıktığını düşünüyorum. Fakat RTÜK'ün, iktidarın bir baskı ve sansür aygıtı olarak kullanılmasına bir son verilmelidir. Türkiye'de özgür ve bağımsız gazetecilik yapılmasının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Ancak insan hak ve özgürlüklerine bir saldırı olduğunda ve insan haysiyetine, onuruna yönelik bir hakaret söz konusu olduğunda belli cezai yaptırımlar devreye girmelidir. Bunun dışında siyasal ve ideolojik sebeplerle veya felsefi sebeplerle hiçbir medya kuruluşuna ceza verilmemelidir.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/09/13/13092020211504_2648280_21_15.jpg" style="width: 600px; height: 338px;" /></p>
<p>
	<strong>TELE1'in mali kaynağı nedir sorusu çok fazla gündeme geldi. Siz de bu soruya sıklıkla yanıt verdiniz ama tekrar sormak isteriz; Nasıl bir gelir modeliniz var? Hangi kaynaklarla kuruldu TELE1?</strong></p>
<p>
	TELE1 kendi gelirini kendisi yaratıyor. Biz TELE1'i aldığımız zaman hiç para ödemedik. Borçlarına karşılık aldık. Kanalın vergi borcu, uydu borçları vardı ve biz de denemek istedik. Bağımsız gazeteciler olarak başarılı olduk. Zaten Tele1'i satın aldığımız kişi bunu nasıl aldığımızı dokuz madde halinde açıkladı. Yani bu konuda gerekli yanıtları verdik. Reklam sponsorluklarının yanında izleyici sponsorluğu diye bir alan oluşturduk. İzleyicilerimizin de destekleri oldu. Bunlar gönüllü, herhangi bir kampanya bile açmadan gönüllü şekilde yapılan desteklerdir. Doğrudan kitap satışları ve reklamlarla biz kendi gelirimizi kendimiz yarattık. Tele1, sponsorluklarla Türkiye'de başarılı olmuş ender medya modellerden biridir.</p>
<p>
	<strong>Son olarak yeni yayın dönemiyle birlikte haber kanalları arasındaki rekabette de hareketlilik yaşanmaya başladı. Mesela Olay TV ve Sözcü TV kuruluyor. Sizce iyi birer rakip olurlar mı?</strong></p>
<p>
	Diğer televizyon kanalları hakkında değerlendirme yapmayayım. Hayırlı olsun diyeyim. Olay TV zaten var olan yerel bir Bursa kanalıydı. Şimdi onu ulusal ölçekli bir haber kanalı yapmaya hazırlanıyorlar. Nasıl ve hangi çizgide yayın yapacağını bilmiyoruz. Göreceğiz ve bakacağız. Umarım iyi olur çünkü orada çalışan arkadaşlarımız, tanıdığımız insanlar var. Ama biz başkalarının ne yapacağından çok kendimizin ne yapacağına odaklanmış durumdayız. O arkadaşlara da başarılar diliyoruz. Sözcü TV için de aynı şey geçerli.<br />
	 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/merdan-yanardag-durdu-ozbolatin-soyledigi-her-sey-yalan-ve-iftira</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2020 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2020/09/13/13092020211452_9784205_21_14.jpg" type="image/jpeg" length="21643"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Maalesef yakında sinemasız şehirlerimiz artacak']]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/maalesef-yakinda-sinemasiz-sehirlerimiz-artacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/maalesef-yakinda-sinemasiz-sehirlerimiz-artacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SİSAY Genel Sekreteri Fevzi Genç, Medyakoridoru'nun sorularını yanıtladı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/09/11/11092020092140_684321_9_21.jpg" style="width: 300px; height: 375px;" /></p>
<p>
	<em><strong>Pınar Karahan / Serbest gazeteci</strong></em></p>
<p>
	<em><strong>pk@pinarkarahan.com</strong></em></p>
<p>
	 </p>
<p>
	Yeni tip koronavirüs Covid-19 salgını nedeniyle mart ayından bu yana kapalı olan sinemalar, 7 Ağustos'ta yeniden açıldı. Ancak sınırlı sayıdaki lokasyonlarda... Halihazırda açık olan sinemaların çoğu da masraflarını karşılayamıyor. Büyük umutlarla vizyona girmesi beklenen TENET ve MULAN filmleri de umulduğu gibi sektöre çare olmadı. En azından bir kısım sinemacının görüşü bu yönde.</p>
<p>
	Vaka sayılarının da bir yandan artış gösterdiği şu günlerde, çoğu sinema seti durmuş durumda. Salonlar tek tek kepenk kapatıyor, film üreticilerinin neredeyse tamamına yakını önünü göremiyor. Çünkü belirsizlik hakim! Devletin ise önlem ve destek kapsamında henüz attığı somut bir adım yok. Kısacası sektör tam anlamıyla kaderine terk edilmiş durumda...</p>
<p>
	Peki sinemacılar ne diyor?</p>
<p>
	Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği (SİSAY) Genel Sekreteri Fevzi Genç'le koronavirüsün yarattığı tahribatı ve sinemanın sorunlarını konuştuk...</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/09/11/11092020091453_4874995_9_14.jpg" style="width: 536px; height: 532px;" /></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<strong>'SALON SAHİPLERİ ELEKTRİK FATURALARINI BİLE ÖDEYEMİYOR'</strong></p>
<p>
	<strong>Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını, her kriz döneminde olduğu gibi yine ilk başta kültür sanat sektörünü etkiledi. Bu alanların başında ise ne yazık ki sinema sektörü geldi. Salgının geçtiğimiz mart ayından bu yana sektörde yarattığı etki ve bunun sonuçlarına dair neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>
	Şüphesiz en çok etkilenen sektörlerden biri sinema oldu. Film üretim-tedarik süreci bir zincir olduğu için toparlanması daha uzun ve sancılı olacaktır ve oluyor. Mart ayında sinemaların kapatılması kararı 1 Temmuz itibariyle kaldırılmıştı. 1 Temmuz'da ülke genelinde çok az sinema açıldı. Ağustos ayına geldiğimizde ülkedeki sinemaların açılma oranı %50 oldu. Ancak son 2 haftada TENET, MULAN gibi büyük prodüksiyonların sadece belli lokasyonlarda ilgi görmesi nedeniyle açılan sinemalar tekrar kapatma kararı almaya başladı. Özellikle Anadolu'daki mikro ölçekteki sinema işletmelerimiz elektrik giderini bile karşılayamayacak durumdalar.</p>
<p>
	<strong>'SİNEMADA MÜCBİR SEBEP UYGULAMASI ÇOK ERKEN KALDIRILDI'</strong></p>
<p>
	<strong>'AVM'LER, İŞ YAPILMADIĞINI BİLDİKLERİ HALDE YÜKSEK MEBLAĞLAR TALEP EDİYORLAR'</strong></p>
<p>
	<strong>Bildiğim kadarıyla devletin yalnızca kısa çalışma ödeneği desteği oldu. Bu tek başına yeterli miydi? Neler yapılabilirdi?</strong></p>
<p>
	Kısa çalışma ödeneği alan sektörlerden biriyiz. Personel giderimizi hafifletmiş oldu ancak bizim en büyük giderimiz kira ve AVM'lerde alınan genel gider faturalarıdır. Bazı AVM'ler bu konuda uzlaşmaz tavır içerisindeler. İş yapılmadığını bile bile çok yüksek meblağlar talep ediyorlar. Buna dayanamayan üyelerimiz AVM içerisindeki sinemalarını kapatıyorlar maalesef. AVM'ler bunların yerine sinema işletmecisi de bulamayacaklar. Mart-Temmuz ayları arasında sinemalarımız devlet tarafından kapatıldığı için 'mücbir sebep' sayılarak kira ödemiyorduk. AVM'ler Temmuz ayında mücbir sebebin kalkmasını takiben kiralarını istemeye başladılar. Pandemiden etkilendiği aşikar olan sinema gibi niş alanlarda 'mücbir sebep' devam etmeliydi. Çok erken kaldırıldı düşüncesindeyiz.</p>
<p>
	<strong>SİSAY olarak çözüm noktasında hangi adımları attınız?</strong></p>
<p>
	SİSAY olarak ülke sinemalarının %95'ini temsil ediyoruz. Alışagelmiş derneklerden farklı olarak üyelerimiz derneğin aldığı kararlara proaktif olarak katılırlar ve her aşamada görüşlerini bildirirler. En ücra coğrafyadaki üyemizle bile iletişim kanallarımız aktif olduğu için problemler ve çözümler konusunda çok net ve yetkiniz. Sektörün yapısal problemlerini ve pandeminin yarattığı krizi ve önerilerimizi ilgili kurumlarla en üst düzeyde yaptığımız toplantılarda paylaşıyoruz. Sinemalarda alınacak Covid-19 tedbirleriyle ilgili Bilim Kurulu ile toplantılar yaparak ideal önlemlerin alınmasına katkılarımız oldu. Yapımcıların risk almaktan korktuğu bu dönemde de nasıl içerik üretiriz veya film çekmek isteyen yapımcılara nasıl destek oluruz diye projeler üretiyoruz.</p>
<p>
	<strong>'MAALESEF YAKINDA SİNEMASIZ ŞEHİRLERİMİZ ARTACAK'</strong></p>
<p>
	<strong>Normalleşme adımları çerçevesinde 7 Ağustos'ta yeniden açılan sinemaların şu anki durumu nedir? Rakamlar beklentiyi karşıladı mı?</strong></p>
<p>
	Aslında sinemalar 3 Temmuz'da açıldı ama sayıları çok azdı. 7 Ağustos itibariyle açılma oranı %50'yi buldu. Açılış kararlarındaki en büyük etken AVM'lerin dayatması ve TENET, MULAN gibi filmler için ön bir hazırlık yapmaktı. En merak edilen ve gösterge özelliğinde olacak seyirci sayıları 28 Ağustos'ta vizyona giren TENET filmi ve 4 Eylül'de vizyona giren Disney'in MULAN filmiydi. Büyük şehirlerde güzel bir tempo yakalasak da, Anadolu sinemalarında umulan hareket olmadı. Bazı sinemacılar tekrar salonlarını kapatmayı tercih ettiler. Önümüzdeki günlerde sinemalarını bir daha açılmamak üzere kapatan arkadaşlarımız olacak. Yakında 'sinemasız şehirlerimiz' artacak maalesef.</p>
<p>
	<strong>'DİJİTAL PLATFORMLAR SİNEMANIN ALTERNATİFİ DEĞİL, TAMAMLAYICI UNSURU OLACAK'</strong></p>
<p>
	<strong>Vaka sayılarının arttığı şu günlerde nasıl bir senaryo bekliyor sizce sektörün geleceğini?</strong></p>
<p>
	Vaka sayıları arttığı sürece tedbirler ve yasaklar tekrar gündeme gelecek. Hayatın normale dönmesi uzayacak. Bütün bunlar insanların bir araya geldiği tüm faaliyetleri durduracak. Böylesi bir deneyimi hepimiz ilk defa tecrübe ediyoruz. Bu yüzden süreci kestirmek çok zor. Elbet bir gün normale döneceğiz ama zamanını kestirmek zor. Dijitalleşme hayatın her alanında kolaylıklar sunarken bazı iş yapma modellerini ortadan kaldırdı. Ama sinema bunlardan biri olmayacak inancındayız. Pandem sürecinde mecburi veya gönüllü eve kapanmalar olduğu için dijital platformlarda film izleme alışkanlığı tahminlerden çok daha hızlı yayıldı. Dijital platformların sinemanın bir alternatifi değil tamamlayıcı bir unsuru olacağını düşünüyoruz. Evde izlenecek filmler ayrıdır, sinemada izlenecek filmler ayrıdır.</p>
<p>
	<strong>'DİJİTALLEŞMENİN YAN ETKİSİ OLARAK ÇOK FAZLA ÖZENSİZ FİLM VİZYONA ÇIKIYOR'</strong></p>
<p>
	<strong>'ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE FİLM ÜRETMEK İÇİN DEĞİL, FİLMİ SEYİRCİYLE BULUŞTURMAK İÇİN ÇOK BÜYÜK BÜTÇELER GEREKECEK'</strong></p>
<p>
	<strong>Sektörün tek sorunu koronavirüs değil elbette. Promosyonlu bilet fiyatlarının yarattığı kriz, nitelikli yapımların azlığı ve izleyicinin dijitale yoğunlaşması da bir tehdit sinema için. Tüm bunların ışığında film üreticilerini nasıl bir gelecek bekliyor?</strong></p>
<p>
	Pandemi sürecinden çok etkilenmemizin bir nedeni de 2019 yılında yapımcı firmalar ile yaşanan krizdi. Yani biz 2 sene üst üste kriz yaşadık diyebiliriz. Aslında nitelikli yapımlar az değil, niteliksiz yapımlar çoğaldığı için kaliteli, özenli içerikler oransal olarak az gözüküyor. Bildiğiniz gibi dijitalleşme, film üretim sürecini de çok kolay ve ucuz hale getirdi. Film üretimindeki bu kolaylık sanatçılara büyük bir özgürlük sağladı. Bunun sonucunu son yıllarda filmlerdeki çeşitlilikte görüyoruz. Ancak bir yan etki olarak çok fazla özensiz film de vizyona çıkıyor. 2018-2019 yıllarına vizyona çıkan filmlerin %75'i 100.000 bile satışını geçememiş. Önümüzdeki süreçte film üretmek için değil, filmi seyirciyle buluşturmak, gösterime sunmak daha büyük bütçeler gerektirecek. Bu bütçeyi karşılayacak filmlerin vizyonda çoğalacağı günler bekliyor bizleri. Daha küçük bütçeli işler için zaten alternatif mecralar gittikçe çoğalıyor.</p>
<p>
	<strong>Salon sahipleri hangi sorunlarla mücadele ediyor? Birçok sinema salonu kapandı ve kapanmaya devam ediyor...</strong></p>
<p>
	Salon sahipleri 2014 yılından beri sıkıntı içerisindeler aslında. Sinemanın dijitalleşmesini tamamen kendi kaynaklarımızla yaptık. Tüm dünyada bu dijitalleşme süreci devlet desteği ve yapımcı şirketlerin desteğiyle gerçekleşti. Ancak ülkemizde devlet desteği olmadığı gibi dijitalleşme sürecinde aldığımız cihazlar için ÖTV ödemek zorunda kaldık ve hala da ödüyoruz. Bizim gibi üretimde kullandığı makine ve malzemelere ÖTV ödeyen sektör yoktur diye düşünüyoruz. Yapımcı şirketlerin de çok az katkısı oldu. Bunun şartları da o kadar ağırdı ki küçük sinemalarımızın hiçbiri bundan faydalanamadı. 5 yıllık yatırım üreci tamamlandığında ise 2019 yılında yapımcılarla yaşanan sorunlar ve 2020'de pandemi krizi hayatta kalmayı zorlaştırıyor. Bunların yanında 1950'li yıllardan kalan ciromuzun yüzde 10'una tekabül eden bir Eğlence Vergisi yükümüz var.</p>
<p>
	<strong>'SİNEMALAR, BİRAZ DAHA BUTİK İŞLETMELER OLARAK VARLIĞINI KORUYACAK'</strong></p>
<p>
	<strong>Bu sezon sinema açısından nasıl geçecek sizce? Filmler her şeye rağmen vizyona girer mi? Yeniden ayağa kalkar mı sektör?</strong></p>
<p>
	Bu sezonun gidişatı biraz da pandeminin gidişatına bağlı olacak. Hep birlikte izliyoruz süreci. Her şeye rağmen hayat devam edecek ve alternatif çözümler bulunacaktır. Sinemacılık global anlamda da bir dönüşüm içerisinde. Teknoloji devleri dediğimiz Apple, Google, Amazon gibi firmaların sinemaya ilgisi var ve bunlar çok güçlü firmalar. Dönüşümün öncüleri bu firmalar olacak gibi duruyor. Şahsi görüşümüz sinemalar biraz daha butik işletmeler olarak varlıklarını koruyacaklardır.</p>
<p>
	<strong>'DEVLET, 2019 YILINDA ALDIĞI EĞLENCE VERGİSİNİ SEKTÖRE FON OLARAK VERMELİ'</strong></p>
<p>
	<strong>Nasıl bir çözüm öneriniz var?</strong></p>
<p>
	Kısa vadeli çözüm önerimiz; devletin zor durumdaki küçük sinema işletmelerine nakdi destek olması. Aynı zamanda içerik üretenlere çok hızlı bir şekilde destek olması. Bunun için ellerinde fon da var. 2019 yılında yine sektörden aldıkları eğlence vergisini bu amaçla kullanabilirler.</p>
<p>
	İkinci olarak, eğlence vergisinin kaldırılmadığı her gün sinemacıların sırtındaki kambur büyüyor. Bunun artık kaldırılması gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Üçüncü olarak ise geçici olarak %1'e indirilen KDV'nin kalıcı olması ve daha da önemlisi film satın almalarında da KDV'nin %1 olması...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/maalesef-yakinda-sinemasiz-sehirlerimiz-artacak</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2020 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2020/09/11/11092020091658_9598658_9_16.jpg" type="image/jpeg" length="18374"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yapımcı Serkan Bircan: Türkiye'de 60'ın üzerinde sinema salonu kapanacak]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/yapimci-serkan-bircan-turkiyede-60in-uzerinde-sinema-salonu-kapanacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/yapimci-serkan-bircan-turkiyede-60in-uzerinde-sinema-salonu-kapanacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sinemacı Serkan Bircan, sektörün covid-19'dan nasıl etkilendiğini ve yeni normalde geleceğinin nereye doğru evrildiğini Medyakoridoru'na anlattı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/09/11/11092020092140_684321_9_21.jpg" style="width: 300px; height: 375px;" /></p>
<p>
	<em><strong>Pınar Karahan / Serbest gazeteci</strong></em></p>
<p>
	<em><strong>pk@pinarkarahan.com</strong></em></p>
<p>
	 </p>
<p>
	Film yapımcısı ve sinema işletmecisi<strong> Serkan Bircan</strong>, yeni tip koronavirüs Covid-19 salgını nedeniyle Mart ayında kapatılan ve normalleşme adımlarıyla <strong>7 Ağustos'</strong>ta yeniden açılan sinemaların şu anki durumunu, salgın döneminde boğuştuğu zorlukları, sektörün devletten beklentilerini ve geleceğini konuştuk.</p>
<p>
	Birçok salon sahibinin elektrik faturalarını dahi ödemekte zorlandığını belirten Bircan, bu yıl <strong>60'in üzerinde sinema salonunun kapanma tehlikesiyle yüz yüze </strong>olduğunu açıkladı.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2020/09/01/01092020092709_4515803_9_27.jpg" style="width: 508px; height: 697px;" /></p>
<p>
	<strong>Covid-19 önlemleri kapsamında kapalı olan sinema salonları, Türkiye'de 7 Ağustos itibariyle yeniden açıldı? Peki o tarihten bu yana sektörün az da olsa yüzü güldü mü, yeni normal sinemada nasıl işliyor?</strong></p>
<p>
	Sinemalar açıldığı günde toplamda 179 lokasyon açıktı. Bunların 83 tanesi ise Cinemaximum'a ait. Ancak Türkiye'de 442 adet lokasyon var. Yeni sezonla birlike açık olan lokasyon sayısı 380'lere ulaşacaktır ama 60 kadar sinema salonu kapanacaktır. İlk haftanın rakamlarına bakınca 26 bin civarında kişinin sinemaya gittiğini görüyoruz ama aslında her hafta, ilk haftanın cuma günü ile ikinci haftanın cuma günü arasında yüzde 30'luk bir fark oluştu. Bu da bizim açımızdan sevindirici bir gelişme. Biliyorsunuz 26 Ağustos'ta TENET vizyona girdi ve bir haftada çekilemeyen izleyiciyi, hafta içi olmasına rağmen tek güne toplayabiliyor . Demek ki insanlar güzel içerik oldukça sinemaya gidecektir. Tabii ki bu noktada biz sinemacılara çok iş düşüyor. Sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uyarak misafirlerimize en rahat ortamda film izlettireceğiz.</p>
<p>
	<strong>Sizin de birçok bölgede sinema salonlarınız var. Ne tür önlemler aldınız?</strong></p>
<p>
	Bizim sinemalarımızın hepsi kapalı şu an. Aslında pandemiyle alakalı da değil bu. Her zaman yaptığımız gibi yaz sezonunda sinemalarımızı kapatıyoruz. Çünkü açık hava sinemalarına ağırlık veriyoruz. Ondan dolayı ben biraz nöbetçi sinemacı gibiyim. Ancak 18 Eylül'den itibaren bütün lokasyonlarımızı açıyoruz.</p>
<p>
	<strong>Hangi illerde salonlarınız var?</strong></p>
<p>
	Sinop, Mersin, Denizli ve Zonguldak'ta. Yakın bir tarihte Çayırova'da da 4 salonlu bir sinema projemiz var. Bu sene biraz daha zor geçecek elbette. O yüzden sinemacı arkadaşlarımıza elinizi taşın altına koyun diye söylüyoruz hep. Haklı olarak 'olmaz' diyen insanlar da var. Çünkü 'Zarar edeceğimiz bir projeye girmek istemiyoruz' diyorlar. Tabii pandemi bittikten sonra muhtemelen onlar da üretime kaldıkları yerden devam edeceklerdir.</p>
<p>
	<strong>Sinema sektörü, Türkiye'de ilk vakanın görülüğü Mart ayından bu yana ne gibi kayıplar verdi, hangi zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldı? Devletin bir desteği oldu mu?</strong></p>
<p>
	Devletin kısa ödenek desteği oldu yalnızca...</p>
<p>
	<strong>Sizce bu yeterli mi?</strong></p>
<p>
	Kesinlikle hayır. Biz bu tutarın farkını personellerimize ödedik. Hatta gönül isterdi ki tamamını verelim... Emin olun ki şu anda açık olan sinemalarda elektrik parası dahi çıkartılmıyor. Kaldı ki AVM'ler bu konuda çok gaddar. Büyük bir bölümünün 'Ben kiramı alırım. Siz daha çok para kazanınca bize daha çok para vermiyorsunuz' gibi söylemleri var. Son duruma baktığımızda, grup sinemaların çoğu bazı lokasyonlardaki salonlarını kapattı. Bu yıl 60'ın üzerinde sinema salonu kapatılacak. Doğal olarak gelir gideri karşılamıyor. Para kazanmayı bırakın, zarar ettiğiniz bir lokasyonda ne kadar daha dayanabilirsiniz.</p>
<p>
	<strong>Bu yıl nasıl sonuçlanır sizce?</strong></p>
<p>
	Ekim ayına kadar fazla bir beklentim yok benim. Ekim ayından sonra 'Müstakbel Damat', 'Adanış Kutsal Kavga', 'Malazgirt 1071' ve 'Rafadan Tayfa' ile birlikte sezon biraz daha canlanacaktır diye düşünüyorum. Sonrasıyla ilgili de şimdiden bir şey söylemek doğru olmaz.</p>
<p>
	<strong>Neden?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Çünkü şu an sete giren 'Aykut Enişte' ve 'Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü' filmleri var. Hadi bunları da Şubat ayına aldık diyelim, iki film zaten sinemayı kurtarmaz ama bir bakarsınız 'Düğün Dernek' Ocak sonu sete çıkar ve Şubat'ta vizyona girer, o zaman hepsi birlikte sektöre büyük bir hareketlilik getirir. Tüm dünyada olduğu gibi bu sene Türkiye'de de sinemacılar için çok zor bir dönem. Devletten bir yardım olmazsa 150'den fazla sinema salonu kapanmak zorunda kalır. Şu an beklentimiz 'Düğün Dernek'in ve 'Rafadan Tayfa'nın vizyona girmesi. Bunlar olmadığı sürece bu sene 40 milyonu bulamayız diye düşünüyorum.</p>
<p>
	<strong>Bu yıl çoğu filmin vizyonunun ertelenmesinin yanında, birçok film festivali de yapılmıyor. Sinemanın geleceği açısından 2021'in sonunda nasıl bir sonla karşılaşırız?</strong></p>
<p>
	2021 yılına girince inşallah hayatta kalırız. En büyük hedefimiz bu olmalı bence (Gülüyor). Sağlığımız yerinde olduğu müddetçe gerisi gelecektir.</p>
<p>
	<strong>Peki devletten en öncelikli beklentileriniz neler?</strong></p>
<p>
	Eğlence vergisi kaldırılmalı. Çünkü verginin de vergisini ödüyoruz. Yüzde 10'luk bir pay çok yüksek. Ama bu yönde en ufak bir çalışma göremiyoruz ne yazık ki. Elektrik harcamaları konusunda büyük sıkıntımız var. Örneğin 6 salonlu bir sinema 13-15 bin civarında elektrik faturası ödüyor. Sezonda ödenebilir ama şu anki dönemde emin olun ki elektrik paralarını dahi Kasım-Aralık aylarına kadar çıkaramayacaktır bir sinema. Bu yönde devletten teşvik veya hibe yardımı bekliyoruz.</p>
<p>
	<strong>Tüm bunların yanında yeni dijital platformlar da kurulmaya başladı. Acun Ilıcalı şu an hazırlık aşamasında örneğin. Sizce şansı olur mu?</strong></p>
<p>
	Sinemayla ilgili yapılan her şey güzel olur diye düşünüyorum. İnsanlara farklı bir soluk sunmak da gerekli. Devletin çıkardığı yasayla filmler 6 ay sonra televizyonlarda, 5 ay sonra da dijital platformlarda yayınlanıyor zaten. Ancak kısa bir dönem bu. Bence en az 1 sene olmalı bu süre. Beyaz perdenin yerini hiçbir şey tutmaz diyoruz ama aynı anda evinizde bedava izlemek varken, sinemaya gidip de kimse film izlemez.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/yapimci-serkan-bircan-turkiyede-60in-uzerinde-sinema-salonu-kapanacak</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2020 09:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2020/09/01/01092020092037_3895381_9_20.jpg" type="image/jpeg" length="47885"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Media4Democracy Direktörü Yusuf Kanlı: Proje 3 yıl daha devam edecek]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/media4democracy-direktoru-yusuf-kanli-proje-3-yil-daha-devam-edecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/media4democracy-direktoru-yusuf-kanli-proje-3-yil-daha-devam-edecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı ve Media4Democracy projesi Direktörü Yusuf Kanlı, Medyakoridoru'nun sorularını yanıtladı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong>Gazeteciler Cemiyeti </strong>ve <strong>Avrupa Birliiği'nin (AB) </strong>ortaklaşa yürüttüğü '<strong>Media4Democracy / Demokrasi için Medya - Medya için Demokras</strong>i' programı, ilk yılını geride bıraktı.</p>
<p>
	Türkiye'de çoğulcu medya ve özgür basının güçlendirilmesiiçin hayata geçirilen proje, birinci yılında çok sayıda işsiz ve bağımsız gazeteci ile kuruma destek verdi. Temmuz ayı itibariyle ikinci dönemine başlayan proje ile birlikte medya alanında önemli ölçüde yeni ve bağımsız girişimin adımları atıldı, sürdürülebilirliğine destek olundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	M4D projesinin nasıl hayata geçirildiğini ve içeriğinde neler yer aldığını Medyakoridoru'na anlatan projenin direktörü gazeteci <strong>Yusuf Kanlı</strong>, projenin 3 yıl daha devam edeceğinin müjdesini verirken, öncelikli hedeflerinin işsiz gazetecilerin desteklenmesi olduğunu belirtti.</p>
<p>
	<strong>İşte, Yusuf Kanlı'nın açıklamaları:</strong></p>
<p>
	<iframe allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/lGQY4Pdlg6M" width="560"></iframe></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<strong>'İNTERNET MEDYASINDA ÇALIŞAN GAZETECİLERİN DE BASIN KANUNU KAPSAMINA ALINMASI İÇİN TGS'YLE BİRLİKTE TBMM'YE TEKLİF SUNDUK! '</strong></p>
<p>
	<strong>'UMARIM TGC DE BELLİ BİR NOKTADA ÖRGÜTLENMELERE KATILIR'</strong></p>
<p>
	Geçtiğimiz günlerde Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ile birlikte, internet medyasında çalışan gazetecilere basın kartı verilmesi ve özlük haklarının güvence altına alınmasıyla ilgili TBMM'ye verdikleri tekliften de söz eden Kanlı, <strong>'TGC, biz teklifi hazırlarken gözlemci olmak istediğini ve sonucu görüp karar vermek istediğini söyledi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti eksiktir de eksik üye olarak mı gelecek bize, fazladır da bizi mi kontrol edecek? Olmaz, eşitler arası ilişki olması lazım. Umarım TGC de belli bir noktada bu örgütlenmelere katılır' dedi.</strong></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<iframe allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/KCpie3EcLWI" width="560"></iframe></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RÖPORTAJ</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/media4democracy-direktoru-yusuf-kanli-proje-3-yil-daha-devam-edecek</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2020 11:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2020/07/24/24072020114425_172389_11_44.jpg" type="image/jpeg" length="19124"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
