<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Medya Koridoru | Cesur, çünkü bağımsız!</title>
    <link>https://www.medyakoridoru.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve objektif habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.medyakoridoru.com/rss/koridordan" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 25 May 2026 07:04:07 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/rss/koridordan"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Barbaros Şansal: Ayşe Barım ve Serenay Sarıkaya'ya iftira atanlar onlar gibi olmak istiyor]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/barbaros-sansal-ayse-barim-ve-serenay-sarikayaya-iftira-atanlar-onlar-gibi-olmak-istiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/barbaros-sansal-ayse-barim-ve-serenay-sarikayaya-iftira-atanlar-onlar-gibi-olmak-istiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medya Koridoru Genel Yayın Yönetmeni Canan Kaya'nın sorularını yanıtlayan moda tasarımcısı Barbaros Şansal, ID İletişim'in kurucusu Ayşe Barım ve oyuncu Serenay Sarıkaya hakkındaki iddialarla ilgili konuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Moda tasarımcısı ve nam-ı diğer terzi yamağı Barbaros Şansal, Medya Koridoru Genel Yayın Yönetmeni Canan Kaya'nın <strong><a href="https://www.youtube.com/watch?v=VS0iluvIB6Q" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#3498db">YouTube kanalına </span></a></strong>konuk oldu.&nbsp;</p>

<p>Şansal, kendisine biat etmeyenleri piyasadan uzaklaştırdığı ve kendi oyuncularının önünü açtığı iddialarıyla gündeme gelen ID İletişim'in kurucusu ünlü menajer Ayşe Barım ve şarkıcı Mert Demir ile yaşadığı ilişkinin reklam aşkı olduğu iddiasıyla hakkında soruşturma başlatılan oyuncu Serenay Sarıkaya ile ilgili de konuştu.</p>

<p>Ayşe Barım ve Serenay Sarıkaya'ya iftira atıldığını söyleyen Şansal, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Ayşe Barım'dan iftiralarla intikam alan zümre, Ayşe Barım'ın o kurgu olan -cinsel avantaj sağlıyor gibi- aslında onun bir parçası olmak istediği için tepki gösteriyor. O Serenay Sarıkaya olamadığı için tepkiyi gösteriyor. Aklıma bile getirmek istemiyorum çok çirkin şeyler konuşuluyor. Öyle bile olsa aslında özendiği o kötülük..."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Barbaros Şansal: "Ayşe Barım'dan iftiralarla intikam alan zümre, aslında onun bir parçası olmak istediği için tepki gösteriyor. Serenay Sarıkaya olamadığı için bu tepki..."<a href="https://t.co/p8c33U0TIQ" rel="nofollow">https://t.co/p8c33U0TIQ</a> <a href="https://t.co/OmMblEd49c" rel="nofollow">pic.twitter.com/OmMblEd49c</a></p>
— Canan Kaya (@ckayacanan) <a href="https://twitter.com/ckayacanan/status/1878535790914851084?ref_src=twsrc%5Etfw" rel="nofollow">January 12, 2025</a></blockquote>
<script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/barbaros-sansal-ayse-barim-ve-serenay-sarikayaya-iftira-atanlar-onlar-gibi-olmak-istiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jan 2025 08:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/uploads/2025/01/ekran-resmi-2025-01-13-084710.png" type="image/jpeg" length="21779"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Bluesky sol-liberal görüşlerin hakim olduğu bir yankı odası görünümünde”]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/bluesky-sol-liberal-goruslerin-hakim-oldugu-bir-yanki-odasi-gorunumunde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/bluesky-sol-liberal-goruslerin-hakim-oldugu-bir-yanki-odasi-gorunumunde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bluesky platformu ile ilgili sorunlar ve iddialar art arda gelmeye devam ediyor. En son gelen bilgiye göre bu platformdaki kişisel hesapların kolaylıkla kopyalanabileceğine ve farklı kişi adlarıyla yine bu platform üzerinden dolandırıcılık faaliyetlerinin de yürütülebileceğine dair iddialar medyaya yansıdı. Pek çok iddialarla ve sorunlarla gündeme gelen Bluesky gazeteciler açısından yeni bir alan açma potansiyeline sahip mi? Merak edilen sorunun yanıtı haberimizde…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Haber: Gökhan Korkmaz</strong></em></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ABD'de gerçekleşen seçimlerin ardından popülaritesini arttıran Bluesky'ın günlük kullanımı yüzde 500 arttı. Şirketin CEO'su Jay Graber, her gün 1 milyon yeni kullanıcı kazandıklarını ifade etti.Kısa sürede çok sayıda kullanıcı kazanan platform yaşadığı ekip sıkıntısı nedeniyle abonelerden gelen taleplere yanıt vermekte zorlandığı için ücretli bir abonelik paketi üzerinde çalıştığını da söyledi.</p>

<p>Bu gelişmelerden kısa bir zaman sonra Bluesky platformu hakkında çok sayıda iddia da ortaya atıldı. Şirket Avrupa Birliği'nin (AB) Dijital Hizmetler Yasası gerekliliklerini yerine getirmediği iddiasıyla tartışma konusu oldu. AB Komisyonu Sözcüsü Thomas Regnier, Bluesky'nin şeffaf olmadığını ve bu haliyle AB düzenlemelerini ihlal ettiğini açıkladı.</p>

<p>İrlanda'daki medya sektörünü düzenleyen ve denetleyen Coimisiún na Meán adlı kuruluş ve Hollanda'nın düzenleyici kurumlarından biri olan ACM'de şirketin ülkelerinde herhangi bir varlık göstermediğini de paylaştı.</p>

<p>404 Media tarafından yayınlanan bir raporda Bluesky platformundaki kullanıcı içeriklerinin üçüncü taraflarca yapay zeka eğitiminde kullanılmasının önünde bir engel bulunmadığı ortaya çıktı.</p>

<p>Son olarakta Bluesky'daki kişisel hesapların kolaylıkla kopyalanabileceğine ve farklı kişi adlarıyla dolandırıcılık faaliyetlerinin de plaformda yürütülebileceğine dair bilgiler medyaya yansıdı.</p>

<p>Peki bu iddialarla ve sorunlarla gündeme gelen Bluesky gazeteciler açısından yeni bir alan açma potansiyeline sahip mi?</p>

<p><img alt="" height="525" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/12/05/05122024084939_5684016_8_49.jpg" width="550" /></p>

<p><strong>Akademisyen Orhan Şener Deliormanlı: 'Demokrat seçmen için bir sığınma evi olarak öne çıkıyor'</strong></p>

<p>Uygulamanın ayrıntıları hakkında konuşan ve gazeteciler açısından yeni bir alan açma potansiyeline sahip mi sorusunu yanıtlayan Akademisyen Orhan Şener Deliormanlı, şunları söyledi:</p>

<p>'Bluesky, gazeteciler ve içerik üreticileri için yeni bir alan açma potansiyeline sahip olsa da, şu an için ağırlıklı olarak sol-liberal görüşlerin hakim olduğu bir 'yankı odası' görünümünde. Özellikle seçim yenilgilerini hazmedemeyen bir kesim Demokrat seçmen için bir sığınma evi olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Platform, algoritmik şeffaflık ve sansürsüz bir ortam sunduğu için X'e (Twitter) alternatif olarak değerlendiriliyor. Ancak bu, Bluesky'ın tamamen tarafsız bir platform olduğu anlamına gelmiyor. Kullanıcı tabanının ideolojik homojenliği, çeşitliliği sınırlıyor.</p>

<p>Twitter ise 20 yıla yakın geçmişi, kurumsal bağları ve geniş kullanıcı kitlesiyle hala güçlü bir konumda. Ancak Elon Musk'ın algoritmalar üzerindeki müdahaleleri ve mavi tik politikası, özellikle görünürlük sorunu yaşayan gazetecileri rahatsız ediyor. Bu da bazı kullanıcıları Bluesky'a yönlendiriyor.</p>

<p>Bluesky'ın Twitter'ın ilişkiler ağını ve kitlesel etkisini kısa vadede yakalaması zor. Ancak mavi tiksiz kullanıcıların daha fazla görünürlük elde edebildiği bir alan sunması, onun cazibesini artırıyor. Uzun vadede, kapsayıcılığı artırabilirse ve daha geniş bir kitleye ulaşabilirse, Bluesky güçlü bir alternatif haline gelebilir. Yine de şu anki yapısıyla, X'e meydan okumak için yeterli değil.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/bluesky-sol-liberal-goruslerin-hakim-oldugu-bir-yanki-odasi-gorunumunde</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Dec 2024 08:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/12/05/05122024084951_3762324_8_49.jpg" type="image/jpeg" length="32138"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı, öldürülmeden önce yazmıştı... Medya Koridoru, Barnabas'ın mezarını görüntüledi!]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/kibrisli-gazeteci-kutlu-adali-oldurulmeden-once-yazmisti-medya-koridoru-barnabasin-mezarini-goruntuledi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/kibrisli-gazeteci-kutlu-adali-oldurulmeden-once-yazmisti-medya-koridoru-barnabasin-mezarini-goruntuledi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medya Koridoru Genel Yayın Yönetmeni Canan Kaya, Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı'nın 28'inci ölüm yıldönümünde, öldürülme nedeni olduğu iddia edilen yazısında geçen Aziz Barnabas'ın mezarının kazılan bölümünü görüntüledi. Adalı cinayeti, son olarak Sedat Peker'in videolarında gündeme gelmişti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	Kıbrıslı gazeteci <strong>Kutlu Adalı</strong>, 6 temmuz 1996'da Lefkoşa'daki evinin önünde uğradığı suikast sonucu öldürülmüştü.</p>
<p>
	<strong>Medya Koridoru</strong>, Adalı'nın 28'inci ölüm yıldönümünde öldürülme nedeni olarak öne sürülen köşe yazısındaki <strong>Aziz Barnabas</strong>'ın mezarının <strong>kazılan bölümünü</strong> görüntüledi.</p>
<p>
	<strong>Cinayetin arka planında, Adalı'nın Yenidüzen gazetesinde yayımlanan yazısında geçen şu ifadelerin olduğu iddia edilmişti:</strong></p>
<p>
	<em>'Son dakika. St. Barnabas'a silahlı baskın. Maskeli ve silahlı kişiler, ikona müzesindeki üç nöbetçiyi saf dışı edip bir odaya kilitledi. Trilyonlarca liralık ikonaların korunduğu tarihi müzeden nelerin çalındığı bilinmiyor. Aziz Barnabas'ın müze dışında bulunan mezarı kazıldı. 12 basamak aşağıya inildi. Bu sabahın erken saatlerinde kadar hiçbir resmi makam açıklama yapmadı.'</em></p>
<p>
	Medya Koridoru Genel Yayın Yönetmeni <strong>Canan Kaya</strong>'nın kayda aldığı görüntülerde, Adalı'nın yazısında bahsettiği Aziz Barnabas'ın mezarı ve sonradan kazılan alan görülmekte...</p>
<p>
	 </p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560">
	<p dir="ltr" lang="tr">
		?? MEDYA KORİDORU ÖZEL<br />
		<br />
		Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı, 6 temmuz 1996'da Lefkoşa'daki evinin önünde uğradığı suikast sonucu öldürülmüştü.<br />
		<br />
		Medya Koridoru, Adalı'nın 28'inci ölüm yıldönümünde öldürülme nedeni olarak öne sürülen köşe yazısındaki Aziz Barnabas'ın mezarının kazılan… <a href="https://t.co/1oO36gmFtb" rel="nofollow">pic.twitter.com/1oO36gmFtb</a></p>
	— Medya Koridoru (@medyakoridoru) <a href="https://twitter.com/medyakoridoru/status/1809936127396090231?ref_src=twsrc%5Etfw" rel="nofollow">July 7, 2024</a></blockquote>
<script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script><p>
	 </p>
<p>
	Kutlu Adalı cinayeti, yakın bir tarihte organize suç örgütü liderliği suçundan hakkında arama kararı bulunan Sedat Peker'in videolarında da gündeme gelmişti.   </p>
<p>
	Peker, Mehmet Ağar'ın kendisine, 'Kutlu Adalı Kıbrıs'ı Rumlara satmak istiyor' dediğini, bu sebeple Adalı'yı öldürülmesi adına kardeşini adaya gönderdiğini öne sürerek, 'Hep böyle yapıyorlar. Vatanseverlik diyorlar, milleti coşturuyorlar herkesi birbirine sokuyorlar' iddialarında bulundu.</p>
<p>
	Peker, Mehmet Ağar ve Korkut Eken'le aralarında geçtiğini söylediği diyalogları şöyle aktardı:</p>
<p>
	'Biz o zaman Korkut Eken ve Mehmet Ağar ile hep beraberiz. Mehmet Ağar, 'Bana iki tane profesyonel bul' dedi. Ben de öz kardeşimi, Atilla Peker'i vereceğimi söyledim.'</p>
<p>
	Türk Hava Yolları'nın, sattığı uçak biletlerini sakladığı harici belleklerin varlığından söz eden Peker, 'Harddisklerde, geçmişten bugüne kadar satılan tüm biletler bulunuyor. İsteyen, Atilla Peker ile Korkut Eken'in, cinayetten ne kadar önce Kıbrıs'a gittiklerini bulabilir' diyerek, iddialarına şöyle devam etti:</p>
<p>
	'Aradan zaman geçti, 3-4 gün sonra döndüler, denk gelinemedi. Korkut abiyle konuştum, dedi tekrardan gideceğiz. Sonra orada bunların başka bir ekip öldürmüş. Sonra görüştüğümüzde, bana işin hallolduğunu söyledi.'</p>
<p>
	Peker iddialarında, Kutlu Adalı'nın St. Barnabas Manastırı'nda yaşanan 'soygunla ilgili çalışma yaptığını' ve ardından 'Kıbrıs'ı Rumlara sattığı iddialarının ortaya atıldığını' da dile getirdi.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/07/07/07072024165358_8041194_16_53.jpg" style="width: 650px; height: 366px;" /></p>
<p>
	<strong>İşte, Adalı'nın 16 Mart 1996'da yayımlanan o yazısının tamamı:</strong></p>
<p>
	'Son dakika... St. Barnabas'a silahlı baskın. Maskeli ve silahlı kişiler, ikon müzesindeki üç nöbetçiyi saf dışı edip bir odaya kilitledi. Trilyonlarca liralık ikonaların korunduğu tarihi müzeden nelerin çalındığı bilinmiyor. İkon müzesi dışında bulunan St. Barnabas'ın mezarı kazıldı. 12 basamak aşağıya inildi. Bu sabahın erken saatlerinde kadar hiçbir resmi makam açıklama yapmadı.'</p>
<p>
	<strong>Manastıra özel operasyon</strong></p>
<p>
	Silahlı baskın olayı 14 Mart 1996 Perşembe günü gece saat 19:00'dan saat 23:00'e kadar tam dört saat sürmüştür. Kilit altında tutulan bekçiler saat 23:00'te serbest bırakılmışlardır. Üç bekçiden birinin sağlık durumunun kötü olduğu bildirilmektedir.</p>
<p>
	Baskını yapanlar 12-15 kişidir ve 4 sivil araçla gelmişlerdir. İkisi beyaz Renault Toros, biri kırmızı Isuzu Jeep, ötekisi Vitara markadır. Baskın olayı polise ve ilgililere ertesi gün sabah 9:00'da bildirilmiştir.</p>
<p>
	Olayı değerlendiren Yenidüzen Gazetesi, 17 Mart 1996 Pazar günü manşetinde dört soru yönelterek St. Barnabas baskınındaki giz perdesini aydınlatmaya çalışmaktadır:</p>
<p>
	'1- Polisin ada çapında operasyon yaptığı bir gecede adeta bir orduyu anımsatan modern silahlı 15 kişi nasıl elini kolunu sallayarak müzeye girip çıktı?</p>
<p>
	2- Baskını gerçekleştirenlerin kullandığı beyaz Renault Toros'un Sivil Savunma Teşkilatı'na ait olduğu doğru mu?</p>
<p>
	3- Paha biçilmez ikonlara dokunmayan baskıncılar, mezara 1974'te gömülen mücevherleri mi arıyordu?</p>
<p>
	4- Akıllara durgunluk veren baskınla ilgili hiçbir açıklama yapmayan polis, olayla ilgili soruşturma başlatmadığı doğru mu?'</p>
<p>
	St. Barnabas'ın mezarının bulunduğu yeraltındaki 12 basamakla inilen mağara duvarlarının kazıldığı, çıkarılan taş ve toprağın arkasındaki çukurda, 1974 savaşında gömülmüş mücevher veya benzeri bir şeylerin arandığı, muhtemelen aranan şeyin alınıp götürüldüğü ve operasyonun dört saat içerisinde tamamlandığı anlaşılmaktadır .</p>
<p>
	<strong>Dünyaya rezil olmak</strong></p>
<p>
	Halkın Sesi Gazetesi baskını ve kazıyı yapan silahlı 15 kişinin eylemini 'St. Barnabas'ın Başını Aldılar mı?' yorumuyla okuyucularına duyurur. (17 Mart 1996)</p>
<p>
	Ortam Gazetesi, 18 Mart 1996 Pazartesi günü şu manşetle çıkar: 'St. Barnabas baskını dünyayı harekete geçirdi. Rezil olduk. Salamis-Mutluyaka yolu üzerindeki dünya çapında ünlü Saint Barnabas Manastırı'nın silahlı soyguncular tarafından soyulmak istenmesi bütün dünyayı harekete geçirdi... Rum Yönetimi Birleşmiş Milletler ve UNESCO başta olmak üzere uluslar arası kuruluşlardan yardım ve destek istedi.'</p>
<p>
	Hasan Kahvecioğlu ise köşe yazısında organize bir baskından söz ederek şöyle yazmaktadır:</p>
<p>
	'Manastırı baskınlardan -asker- ve -sivil- giyimli olması, işin içine -sivil savunma- araçlarının katılması olayı karmakarışık yapmaktadır. Bu bir -tatbikat- mıydı? Bir yetkilinin bireysel bir tasarrufu muydu? Mezarda ganimet mi aranıyordu? Altın mı aranıyordu? Terörist mi aranıyordu? Bu işi bir -makam- mı organize etti? Devlet yetkililerinin dışında ve üstünde -makam- mı vardır?'</p>
<p>
	<strong>Mafya mezar soydu</strong></p>
<p>
	Emniyet Genel Müdürlüğü'nden, polis ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'ndan konuyla ilgili bir açıklama yapılmaz. Silahlı baskın olayı Türk ve Rum gazetelerinde güncelliğini korur. Türkiye'de Hürriyet gazetesi 'Mafya, KKTC'de -Aziz mezarı soydu' diye manşet atar. 0lay başsavcılığa duyurulur, ama beş gün hiçbir açıklama yapılmaz.</p>
<p>
	Polis susunca, Güvenlik Kuvvetleri konuşmayınca, hükümet ağzını kapatınca ya1nız gazeteler ve halk konuşur. Halkın ağzı torba değil ki büzelim. Herkes kendine göre bir şey söylemeye başlar.</p>
<p>
	Derler ki 20 Temmuz, 1974 Harekatı'nda bir binbaşı Rumların evinden, kilisesinden, bankasından, kuyumcusundan ganimet olarak toplanan altın, gümüş, elmas, pırlanta gibi mücevherleri St. Barnabas'ın mezarının olduğu mağaraya gömdürmüş. Savaş bitince gelip almayı amaçlamış. Bu arada generalliğe yükselip emekli olmuş. Aradan 2l yıl geçtikten sonra Kıbrıs'ta bulunan güvendiği kişilere durumu anlatmış ve bu silahlı baskın operasyonunu gerçekleştirmişler... Mücevherleri alıp aynı gece uçakla Türkiye'ye kaçmışlar.</p>
<p>
	<strong>Devlet 5 gün sonra açıkladı</strong></p>
<p>
	Resmi makamlar, resmi açıklama yapmazlarsa, işte böyle olur. Halkın ağzı torba değil ki büzelim. Şimdi, iş işten geçtikten sonra Başbakan Hakkı Atun açıklama yapıyor.</p>
<p>
	Güvenlik güçlerinin aldığı ciddi bir ihbar üzerine St. Barnabas operasyonunun, alınan ihbarın doğruluğunun saptanması için gerçekleştiğini söylüyor .Bu açıklamaya, kocakarı bilmem ne yaptıktan sonra pakının pekilenmesi derler.</p>
<p>
	<strong>Yenidüzen'in yanıtsız soruları</strong></p>
<p>
	Nitekim olayı değerlendiren Yenidüzen gazetesi Başbakanın bu açıklamasını 'şüpheli açıklama!' görüyor ve şu sorulan yöneltiyor:</p>
<p>
	'Neden 5 gün sonra? Perşembe gecesi yaşanan ve kamuoyunda merakla beklenen Barnabas baskınıyla ilgili açıklamanın 'askeri operasyon' olduğu neden ilk günden değil de 5 gün sonra açıklandı?</p>
<p>
	Ne ihbarı? Başbakanlıktan yapılan açıklamada, baskına gerekçe olarak gösterilen, 2 silahlı bekçiyi odaya hapsedecek ve manastırı 15 silahlı insanla basacak kadar 'ciddi ihbar' ın ne olduğu da merak konusu oldu...' (20 Mart 1996 -Yenidüzen).</p>
<p>
	Şimdi soruyorum, Hakkı Atun Başbakan olarak kendisini mi aklamaya çalışıyor, hükümeti mi, yoksa KKTC'yi mi? Bu operasyonu Güvenlik Güçleri'nin gerçekleştirdiğini söylediğine göre, kendisi Başbakan olarak 'ciddi ihbar' dan ve operasyon planından haberdar mıydı?</p>
<p>
	Polis ve Güvenlik Yasasının 51/84-3 maddesine göre, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Başbakana karşı sorumludur. Eğer Hakkı Atun durumdan haberdar ise bu görevi niçin polis ve çevik kuvvet üstlenmedi de, maskeli silahlı güçler gecenin karanlığında, görevli sivil bekçileri 4 saat kilit altında tutarak yaptılar?</p>
<p>
	Ya bekçilere ateş edilseydi? Ya bekçiler onlara ateş etseydi? Ya ölen, yaralanan olsaydı? Birine silah çevrilmesi yasalarımıza göre darp sayılır. Tehdit ve kilitleme özgürlüğü kısıtlama, göreve engel olma sayılır.</p>
<p>
	Askerler dış güvenlikten sorumludur. İç güvenlikten polis sorumludur. Eğer devletin bütünlüğü tehlikeye girerse, kamu düzeni bozulursa, halk genel olarak bir tehlike ile karşı karşıya kalırsa, beklenmedik çok büyük doğal bir afet olursa ve benzeri durumlarda askere ve genel güvenlik güçlerine başvurularak yardım istenebilir. O da polis gerçekten yetersiz, olaylarla başa çıkamaz durumlarda hükümet askerden yardım isteyebilir.</p>
<p>
	Bu olay karşısında Başbakan olarak Hakkı Atun'a düşen görev şu olmalıydı: Devleti, hükümeti, yasaları hiçe sayarak girişilen bu operasyonu protesto etmek için ertesi gün uçağa atlamalı, Ankara'ya giderek TC Başbakanı, Genelkurmay Başkanını, gerekirse Cumhurbaşkanı'nı görmeliydi.</p>
<p>
	<strong>Rezillik örtbas edilemez</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Onlara böyle devletçilik, böyle hükümetçilik olmaz demeliydi. Siyasal parti liderlerine bu operasyonun KKTC'ye verdiği maddi ve manevi, uluslar arası zararlar anlatılmalıydı.</p>
<p>
	KKTC eğer bir devletse ve onunla gurur duyuluyorsa, sen de Hakkı Atun olarak hükümetin başı isen, ülkende olup bitenleri, yasaları, makamları, yetkilileri, çiğneyenleri, kendilerini yasaların üstünde görenleri, bu ülkede her şeyi sorumsuzca yapabileceklerini sananları şikayet ve protesto etme hakkına sahipsin demektir.</p>
<p>
	Bu senin başbakan olarak görevindir. KKTC'yi rezil etmeye kimsenin hakkı yoktur. Devleti küçük düşürenler şikayet edilmeli, cezalandırılmaları istenmelidir. Böyle açıklamalarla rezillik örtbas edilemez!'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/kibrisli-gazeteci-kutlu-adali-oldurulmeden-once-yazmisti-medya-koridoru-barnabasin-mezarini-goruntuledi</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jul 2024 16:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/07/07/07072024165628_7204707_16_56.jpg" type="image/jpeg" length="25257"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere: Belediyenin kaynakları Menzil'e değil, halka aktarılacak!]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/adiyaman-belediye-baskani-abdurrahman-tutdere-belediyenin-kaynaklari-menzile-degil-halka-aktarilacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/adiyaman-belediye-baskani-abdurrahman-tutdere-belediyenin-kaynaklari-menzile-degil-halka-aktarilacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adıyaman'ın CHP'den seçilen yeni belediye başkanı Abdurrahman Tutdere, partisinin 34 yıl sonra Adıyaman'da nasıl başarı elde ettiğini ve nasıl bir belediye başkanı olacağını Medya Koridoru Genel Yayın Yönetmeni Canan Kaya'ya anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	31 Mart yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) Adıyaman Belediye Başkan Adayı olan <strong>Abdurrahman Tutdere</strong>, oyların yüzde <strong>49,74'</strong>ünü alarak belediye başkanı seçildi. Bu sonuç, CHP açısından yerel seçimlerde 1989 yılında seçilen SHP adayı Şevket Gürsoy'un başarısından tam 34 yıl sonra gerçekleşmiş oldu. </p>
<p>
	Adıyaman 6 Şubat depreminde ağır yıkıma uğrayan ve hala yaraların sarılmadığı bir şehir. Deprem başta omak üzere, radikal dinci yapılanmalar, terör, kültürel ve ekonomik sıkıntılarla boğuşan bir il konumunda.</p>
<p>
	Şehrin yeni belediye başkanı Abdurrahman Tutdere, mazbatasını almadan önce <strong>Medya Koridoru </strong>Genel Yayın Yönetmeni <strong>Canan Kaya'</strong>nın YouTube yayınında nasıl bir başkan olacağını şu sözlerle anlattı.</p>
<p>
	<strong>Canlı yayında konuşulanların bir bölümü şöyle:</strong></p>
<p>
	<strong>'AK PARTİ, ADIYAMAN'A HEP İKİNCİ SINIF İL MUAMELESİ YAPIYORDU'</strong></p>
<p>
	<strong>Adıyaman halkı bunca yıl sonra ne oldu da CHP'li bir ismi seçti, size neden oy verdiler sizce?</strong></p>
<p>
	AK Parti Adıyaman'da çok güçlüydü ama biz halkımızla beraber tarihi bir başarıya imza attık. İki dönem milletvekilliği yaptım Adıyaman'da ve vekilliğim süresince hep haklın yanında oldum. 6 Şubat depreminde Adıyaman'ın sesini Türkiye'ye ve dünyaya duyuran kişi Tutdere idi. AK Parti Adıyaman'da yıllardır oy alıyordu ama buraya her zaman ikinci sınıf il muamelesi yapıyordu. Hiçbir zaman hizmette, kamu yatırımlarında hak ettiğini vermedi Adıyaman'ın. Belediyecilikte de çok başarılı işler yapamadılar. Deprem sırasında Adıyaman unutuldu. Bütün bu yaşanan olumsuzluklar ciddi bir kırılmayı da beraberinde getirdi ve iktidar partisi halka sırtını döndüğünde, biz halkı kucakladık. Onlar halkı görmezden, duymazdan geldiğinde biz halkın sesine kulak verdik ve bu şekilde böyle bir zafere halkımızla birlikte imza attık. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	<strong>'6 ŞUBAT'TA ADIYAMAN'DAKİ YALNIZLIĞI GÖRÜNCE BELEDİYE BAŞKANI ADAYI OLDUM'</strong></p>
<p>
	<strong>Adıyaman'da 6 Şubat depreminde yaşanan acılar hala çok taze... İhmaller de ortada. Mesela bir İSİAS Oteli faciasının daha yaşanmaması için ne yapacaksınız? Çoğu binada dere kumu kullanıldığı ortaya çıkmıştı Adıyaman'da. Yapı denetimiyle ilgili hangi adımları atacaksınız?</strong></p>
<p>
	Deprem ve can güvenliği bizim birinci önceliğimiz olacak. Zaten bilim insanları Adıyaman'da yeni depremlerin olacağı konusunda uyarılar da yapıyorlar. Şu anda Adıyaman'da tehlike de geçmiş değil. Dolayısıyla bizler bu süreçte bilim insanlarının yol göstericiliği doğrultusunda hem kendimiz denetimlerimizi sıkılaştıracağız hem de inşaatlar ve ruhsatlar konusunda hukuk neyi öngörüyorsa fazlasını yapıp gerekli önlemleri alacağız. Şu anda yapılan konutların büyük bir kısmı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ tarafından yapılıyor ama biz de belediye olarak sosyal konutlar yapacağız. Dolayısıyla burada önceliğimiz güvenli ve sağlıklı yapılar olacak. Biz 6 Şubat'tan ders alan ve ona göre kendini geleceğe hazırlayan bir kent olmak zorundayız. Hazırlıksız yakalandık ve bu hazırlıksızlığın ve denetimsizliğin yarattığı ağır tabloyu da iliklerine kadar yaşayan bir kentiz. Zaten benim de milletvekilliğini bırakıp, gelip belediye başkanlığına aday olmama neden olan etkenlerden bir tanesi de 6 Şubat'ta görmüş olduğum o yalnızlık ve zamanında alınmayan tedbirlerdi. Bunların bir daha yaşanmaması için bu göreve tabi oldum.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/04/04/04042024140253_573390_14_2.jpg" style="width: 650px; height: 433px;" /></p>
<p>
	<strong>'BELEDİYENİN BÜTÇESİ CEMAATLERE DEĞİL, HALKA AKTARILACAK'</strong></p>
<p>
	<strong>Adıyaman'da etkin olan Menzil Cemaati'nden belediyeye gelip geçmiş dönemdeki desteklerin devam etmesini talep ederlerse, geri çevireceğinize dair Adıyaman halkına ve Türkiye'ye söz veriyor musunuz?</strong></p>
<p>
	Tabii ki. Biz tüm beyanlarımızda Adıyaman Belediyesi halkın belediyesi olacak dedik. Belli imtiyaz sahibi gruplara, cemaatlere veya herhangi bir hakkı olmayan yerde milletin parasını ve belediyenin kaynağını asla kullandırtmayacağım. O tür taleplerle de zaten bana kimse gelemez, gelseler de eli boş dönerler. Bunu bütün Türkiye halkı da Adıyaman halkı da biliyor. Tutdere'yi herkes tanıyor. Yıllarımı hak savunuculuğuyla geçirmiş birisiyim. Biz hukuk dışı ve milletin kaynaklarını israf edecek hiçbir davranışın içinde asla olmayacağız. Bundan herkes müsterih olsun. Adıyaman halkı hizmete susamış durumda. Adıyaman halkının bütçesi halka hizmet olarak gidecek. Bunun dışında hiçbir amaca, oluşuma ve yapıya kaynaklarımızı değil aktarmak, onlarla hiçbir şekilde bu yönlü bir iletişimimiz bile olmayacak.</p>
<p>
	<strong>'ADIYAMAN BİZİM DÖNEMİMİZDE TARİKATLARIYLA DEĞİL, FESTİVALLERİYLE ANILACAK'</strong></p>
<p>
	<strong>Uluslararası Kahta Kommagene Festivali devam edecek mi?</strong></p>
<p>
	Elbette. Bizim dönemimizde şehir artık tarikatlarlarıyla değil, festivalleriyle, sosyo kültürel etkinlikleriyle gündeme gelecek. Biz bunu projelerimiz arasında da açıklamıştık. Deprem nedeniyle şehrimizin öncelikleri değişti ama zaman içerisinde bu yaraları sardığımızda Kommagene Festivali'nden tutun, badem, üzüm, çiğ köfte, nar gibi Adıyaman'la özdeşleşen hem turistik hem de tarımsal anlamdaki marka değerlerimizle ilgili de festivallerimiz olacak. '</p>
<p>
	 </p>
<p>
	Röportajın tamamı <a href="https://www.youtube.com/watch?v=-FIPGIOvEH8" rel="nofollow" target="_blank"><strong>buradan</strong></a> izlenebilir...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/adiyaman-belediye-baskani-abdurrahman-tutdere-belediyenin-kaynaklari-menzile-degil-halka-aktarilacak</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Apr 2024 14:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/04/09/09042024132828_3843196_13_28.jpg" type="image/jpeg" length="69054"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Araştırmacı Tacire Baktaş: Altılı Masa’nın kuramadığı birlikteliği seçmen oluşturdu]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/arastirmaci-tacire-baktas-altili-masanin-kuramadigi-birlikteligi-secmen-olusturdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/arastirmaci-tacire-baktas-altili-masanin-kuramadigi-birlikteligi-secmen-olusturdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Di-En Araştırma Direktörü Tacire Baktaş, 31 Mart yerel seçim sonuçlarını Medya Koridoru'na değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong><em>Çağdaş Ulus - Serbest Gazeteci</em></strong></p>
<p>
	<strong><em>uluscagdas@gmail.com</em></strong></p>
<p>
	 </p>
<p>
	Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 31 Mart yerel seçimlerinde önemli bir başarı elde ederek seçimden yıllar sonra birinci parti çıktı, 2002'den bu yana yenemediği AK Parti'yi ilk kez sandıkta yenmeyi başardı. Uzun yıllardır alamadığı büyükşehirler ile bazı il ve ilçelerin yönetimini de almış oldu.</p>
<p>
	Muhalefetin bu başarısı toplumsal muhalfette de büyük bir heyecan yarattı. Peki bu sonuç, bir erken seçim olmaması halinde 2028'de yapılacak olan genel seçimlere etki eder mi, muhalefet başarıyı muhafaza etmek için ne yapmalı?</p>
<p>
	Di-En Araştırma Direktörü Tacire Baktaş'a sorduk...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/04/04/04042024095603_4656184_9_56.jpg" style="width: 350px; height: 316px;" /></p>
<p>
	'Her şeyden önce Menzil'in merkezi olan Adıyaman'dan başlayayım. CHP'nin adayı Abdurrahman Tutdere orada çok da başarılı bir çalışma yürütüyordu ve kazanacağını söylüyordu. Ne kadar 'alınabilir' desek de şaşırtıcı oldu benim açımdan. Balıkesir ve uzun yıllardan sonra Ankara'nın Keçiören semti de öyle. Bir araştırmacı olarak şunu söyleyeyim: Gümbür gümbür geliyorlar diyorduk ama bu kadarını da tahmin etmiyordum. Bu sonuç çok sürpriz bir sonuç oldu.</p>
<p>
	<strong>SOKAĞIN DİLİ SON 10 GÜNDE DEĞİŞTİ</strong></p>
<p>
	Son 10 günde sokağın dili tamamen değişmeye başladı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın mal beyanı Türkiye'nin her yerine sirayet etti. O kadar çok yolsuzluk, hukuksuzluk yaşandı ama AK Parti'nin adayı Turgut Altınok'un mal varlığı kararsızların da karar vermesine neden oldu. İktidar tarafında da sandığa gidecek seçmen yönelimini değiştirdi. 2019 seçimlerinde 11 belediye alınmıştı, pozitif bir hava oluşmuştu ancak bu seferki Türkiye'nin 81 iline sirayet eden ve artık yeter diyen, kendi seçmeninden kırmızı kartı gören bir duruma dönüştü.</p>
<p>
	<strong>ALTILI MASA'NIN KURAMADIĞI BİRLİKTELİĞİ SEÇMEN OLUŞTURDU</strong></p>
<p>
	Aslında bundan sonra yaşanılacak süreç çok önemli. Çok dikkatli olmak gerekiyor. Van'daki kayyum ataması bir örmek mesela. İlk hamle oradan geldi. Muhalefet tamamen söylem birliğiyle bütün içindeki unsurlarıyla bunu tabanda birleştirmeyi başardı. Altılı Masa'nın kuramadığı birlikteliği seçmen oluşturdu. Liderlerin yapamadığını seçmen yaptı ve bugün buraya çok büyük bir kredi tanıdı. Güvenmek istiyor, iktidarı da değiştirmek istiyor. Sokaklar bağıra bağıra bunu söylüyor. Dolayısıyla muhalafetin bunu çok iyi bir şekilde koruması gerekiyor. Merkez sağın oyları ilk defa CHP'nin bünyesi altında toplanmaya başladı. Çünkü merkez sağın boşluğunu İYİ Parti dolduramadı. Seçmen de İYİ Parti'ye çok büyük bir ceza verdi ve parti miadını doldurmuş oldu. Zafer Partisi de öyle. Yani bu ülkede artık yalnızca milliyetçilik üzerinden seçim alınamayacağının da tanığı olduk bu seçimde.'<br />
	 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/arastirmaci-tacire-baktas-altili-masanin-kuramadigi-birlikteligi-secmen-olusturdu</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Apr 2024 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/04/04/04042024095346_9142268_9_53.jpg" type="image/jpeg" length="47801"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ Dr. Murat Kubilay: İktidarın seçmenle kurduğu bağda geriye dönüş olmaksızın bir kopma olmadı]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/dr-murat-kubilay-iktidarin-secmenle-kurdugu-bagda-geriye-donus-olmaksizin-bir-kopma-olmadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/dr-murat-kubilay-iktidarin-secmenle-kurdugu-bagda-geriye-donus-olmaksizin-bir-kopma-olmadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[31 Mart yerel seçimlerinin ardından Türkiye'yi nasıl bir ekonomik tablonun beklediği merak konusu oldu. Dr. Murat Kubilay, seçimin ekonomiye etkisinin neler olabileceğini ve önümüzdeki günlerde ekonomide hangi gelişmelerin olabileceğini Medya Koridoru'na değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	31 Mart yerel seçimlerinden ana muhalefet partisi CHP birinci parti çıktı. CHP, bu sonuçla AKP'nin iktidara geldiği 2002'den bu yana ilk kez iktidar partisini sandıkta yenmiş oldu.</p>
<p>
	Seçimin hemen ardından ise gözler elbette ki ekonomiye çevrildi. Seçim sonuçlarına da etki ettiği görülen ülkedeki ekonomik krizin, seçimden sonra gerileyip gerilemeyeceği, muhalefetin zaferinin özellikle de yabancı yatırımların Türkiye'ye gelmesinde etkili olup olamayacağı merak edeilen soruların başında geliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Ekonomist Dr. Murat Kubilay, önümüzdeki süreçte Türkiye ekonomisini nelerin beklediğini Medya Koridoru için yorumladı:</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/04/03/03042024114151_2400477_11_41.jpg" style="width: 400px; height: 400px;" /></p>
<p>
	<em>* Dr. Murat Kubilay</em></p>
<p>
	<strong>'İKTİDARIN ESKİ TİP EKONOMİ POLİTİKALARINI UYGULAMA ALANI KALMADI</strong></p>
<p>
	Mayıs 2023 seçimlerinden sonra iktidarın eski politikalarını uygulama alanı kalmamıştı. Değişen ekonomi yönetimi, normalleştirilen para politikasıyla birlikte süreci bugünlere taşıdılar. Ancak içerideki hasar hala çok büyük. Güven travmasının ne kadar büyük olduğunu da 'şubat-mart aylarında bir kur şoku olacak' beklentisiyle bireylerin özellikle de yurt içinde dövize doğru gittiklerini gördük ve neticesinde de Merkez Bankası'nın yaklaşık 30 milyar dolarlık rezervi bir kere daha harcayarak durumu ancak dengeleyebildiğini gözlemledik. Haliyle eski tip politikaları uygulayabilme alanının çok kalmadığını görüyoruz.</p>
<p>
	<strong>MEHMET ŞİMŞEK'İN GÖREVDEN ALINACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUM</strong></p>
<p>
	Seçim sonuçları ekonomiyle ilgili olabilir -ki önemli bir kısmı da şimdiki yönetimden çok, daha önceki görevlilerin yaptıkları hataların yükleriyle yüzleşmekti. Bu ortamda zaten Erdoğan yönetiminin elinde de farklı bir alternatif yok. Dolayısıyla seçim sonuçlarındaki kaybı ekonomiye bağlasa dahi mevcut politikaları sürdürmeyi tercih edecektir. Zaten seçim gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu doğrultuda mesajlar verdi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de görevine devam ettiğini ve bu politikaları sürdüreceğini teyit etti. Dolayısıyla Şimşek'in görevden alınacağı yönündeki spekülasyonlara katılmak için bir neden göremiyorum. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki 2025-2026 yılları için konuşulan anayasa referandumu gibi gelişmeler gerçekleşirse ve buralarda daha başka arayışlara girilirse, elbette ekonomi yönetimindeki isimler veya tarzda bir değişiklik o zaman düşünülebilir. Ama şu aşamada böyle bir durum fazla spekülatif olur.</p>
<p>
	<strong>SICAK PARANIN TÜRKİYE'YE GELEBİLMESİ İÇİN BELLİ KOŞULLAR VAR</strong></p>
<p>
	Yabancı yatırımcıları iki gruba ayırmamız gerekiyor: Sıcak ve soğuk para. Sıcak paranın asıl derdi ekonomide hem döviz kurundan hem de faiz oranlarından faydalanabilmek. Bu anlamda mevduat faizleri yukarı geldi. Devlet tahvili getirileri de oldukça yüksek düzeyde. Sıcak paranın Türkiye'ye gelebilmesi için belli koşullar var. Sorun yaratmayacaktır.</p>
<p>
	Ancak siyasetin bir kere daha rekabetin içine girmesi, Erdoğan'ın hegemonyasının devam etmeyebileceğine dair bir yerel seçim sonucu alınması neticesinde daha uzun vadeyi ilgilendiren soğuk yatırımlarda (doğrudan fabrika kuran, içerideki varlıkları satın alan) yine bir tereddüt yaratacaktır. Ancak buradan hemen doğrudan hızlı bir finansal istikrarsızlık da beklememek lazım. Muhtemelen rekabetçi siyaset ortamında ekonomi yönetimi şu ana kadar vaat ettiği her şeyi yapamayacak. Bu görüldükten sonra ana politikada tavizler vermek, vazgeçmeye başlamak da daha somut adımlar atıldıktan sonra konuşulacaktır. Ama çok net bir şekilde şu görüldü: Acı reçeteyi içeren bir programı daha şimdiden halkın yoksullaştığı ve seçim sonuçlarına etki ettiği bir ortamda iktidar partisinin sürdürmesi daha zor olacak. Ama başka çaresi olmadığı için bir müddet daha bu programla devam etmek durumundalar.</p>
<p>
	<strong>SADECE EMEKLİLER SORUNU DEĞİL, TÜRKİYE'DEKİ GENEL İKTİSADİ BUHRAN ETKİLİ OLDU</strong></p>
<p>
	Türkiye 2028'den beri iktisadi buhranda. Mayıs 2023 seçimlerinden önce bunun yıkıcı sonuçlarının toplum tarafından hissedilmesi bir şekilde ötelendi. Fakat artık daha ötelenemeyeceği yerde de bu son bir yıldaki sorunlar oldu. Emeklilerin satın alma güçlerinde kayda değer bir düşüş var. Fakat buraya da sıkıştırmamak gerek. Örneğin; Mayıs 2023 seçimleri öncesinde daha çok büyük şehirlerde veya turistik bölgelerde daha net gözlemlenen konut fiyatı ve kira artışları artık yurdun küçük kasabalarına kadar uzandı. Tabii ki burada da bir satın alma gücü düşüşü oluştu. Zaten TÜİK'in açıklamış olduğu enflasyon verilerinin de gerçeği yansıtmadığı düşüncesi, en azından enflasyon kadar zam alan devlet memurları gibi gruplarda da memnuniyetsizlikle sonuçlanıyordu. Tüm bunların tabii ki sonuçlara etki etmiş olması mümkün.</p>
<p>
	<strong>İKTİDARIN SEÇMENLE OLAN BAĞINDA GERİYE DÖNÜŞ OLMAKSIZIN BİR KOPMA OLMADI</strong></p>
<p>
	Ama şunu da unutmamak gerekiyor; Cumhur İttifakı'nın 2023 seçimlerindeki bileşenlerinin toplam oyuna baktığımız zaman yurt dışı seçmenler de dikkate alındığında, çok da büyük bir düşüş yok. Daha çok taraf değiştirmek yerine sandığa gitmemek şeklinde tepkinin gösterimi olması biraz daha muhtemel. Bir de tabii özellikle de Orta Anadolu'daki farklı yerlerde AKP-MHP'nin aynı adaylar çıkarması, Yeniden Refah'ın ittifaka dahil olmamasıyla bu sonuçlar ortaya çıktı. Tüm bu olumsuz tabloya ve belirli bir toplum tepkisine rağmen iktidarın seçmenle olan bağında geriye dönüş olmaksızın bir kopma olmadığını görüyoruz. '</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/dr-murat-kubilay-iktidarin-secmenle-kurdugu-bagda-geriye-donus-olmaksizin-bir-kopma-olmadi</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Apr 2024 11:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/04/03/03042024114515_9886287_11_45.jpg" type="image/jpeg" length="35902"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. Murat Kubilay: İktidarın seçmenle kurduğu bağda geriye dönüş olmaksızın bir kopma olmadı]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/dr-murat-kubilay-iktidarin-secmenle-kurdugu-bagda-geriye-donus-olmaksizin-bir-kopma-olmadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/dr-murat-kubilay-iktidarin-secmenle-kurdugu-bagda-geriye-donus-olmaksizin-bir-kopma-olmadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[31 Mart yerel seçimlerinin ardından Türkiye'yi nasıl bir ekonomik tablonun beklediği merak konusu oldu. Dr. Murat Kubilay, seçimin ekonomiye etkisinin neler olabileceğini ve önümüzdeki günlerde ekonomide hangi gelişmelerin olabileceğini Medya Koridoru'na anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	31 Mart yerel seçimlerinden ana muhalefet partisi CHP birinci parti çıktı. CHP, bu sonuçla AKP'nin iktidara geldiği 2002'den bu yana ilk kez iktidar partisini sandıkta yenmiş oldu.</p>
<p>
	Seçimin hemen ardından ise gözler elbette ki ekonomiye çevrildi. Seçim sonuçlarına da etki ettiği görülen ülkedeki ekonomik krizin, seçimden sonra gerileyip gerilemeyeceği, muhalafetin zaferinin özellikle de yabancı yatırımların Türkiye'ye gelmesinde etkili olup olamayacağı merak edeilen soruların başında geliyor.</p>
<p>
	Ekonomist Dr. Murat Kubilay, önümüdeki süreçte Türkiye ekonomisini nelerin beklediğini Medya Koridoru için yorumladı:</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/04/03/03042024114151_2400477_11_41.jpg" style="width: 400px; height: 400px;" /></p>
<p>
	<em>* Dr. Murat Kubilay</em></p>
<p>
	<strong>İKRTİDARIN ESKİ TİP EKONOMİ POLİTİKALARINI UYGULAMA ALANI KALMADI</strong></p>
<p>
	Mayıs 2023 seçimlerinden sonra iktidarın eski politikalarını uygulama alanı kalmamıştı. Değişen ekonomi yönetimi, normalleştirilen para politikasıyla birlikte süreci bugünlere taşıdılar. Ancak içerideki hasar hala çok büyük. Güven travmasının ne kadar büyük olduğunu da 'şubat-mart aylarında bir kur şoku olacak' beklentisiyle bireylerin özellikle de yurt içinde dövize doğru gittiklerini gördük ve neticesinde de Merkez Bankası yaklaşık 30 milyar dolarlık rezervi bir kere daha harcayarak durumu ancak dengeleyebildiğini gözlemledik. Haliyle eski tip politikaları uygulayabilme alanının çok kalmadığını görüyoruz.</p>
<p>
	<strong>MEHMET ŞİMŞEK'İN GÖREVDEN ALINACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUM</strong></p>
<p>
	Seçim sonuçları ekonomiyle ilgili olabilir -ki önemli bir kısmı da şimdiki yönetimden çok daha önceki görevlilerin yaptıkları hataların yükleriyle yüzleşmekti. Bu ortamda zaten Erdoğan yönetiminin elinde de farklı bir alternatif yok. Dolayısıyla seçim sonuçlarındaki kaybı ekonomiye bağlasa dahi mevcut politikaları sürdürmeyi tercih edecektir. Zaten seçim gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu doğrultuda mesajlar verdi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de görevine devam ettiğini ve bu politikaları sürdüreceğini teyit etti. Dolayısıyla bu türden spekülasyonlara katılmak için bir neden göremiyorum. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki 2025-2026 yılları için konuşulan anayasa referandumu gibi gelişmeler gerçekleşirse ve buralarda daha başka arayışlara girilirse, elbette ekonomi yönetimindeki isimler veya tarzda bir değişiklik o zaman düşünülebilir. Ama şu aşamada böyle bir durum fazla spekülatif olur.</p>
<p>
	<strong>SICAK PARANIN TÜRKİYE'YE GELEBİLMESİ İÇİN BELLİ KOŞULLAR VAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Yabancı yatırımcıları iki gruba ayırmamız gerekiyor: Sıcak ve soğuk para. Sıcak paranın asıl derdi ekonomide hem döviz kurundan hem de faiz oranlarından faydalanabilmek. Bu anlamda mevduat faizleri yukarı geldi. Devlet tahvili getirileri de oldukça yüksek düzeyde. Sıcak paranın Türkiye'ye gelebilmesi için belli koşullar var. Sorun yaratmayacaktır.</p>
<p>
	Ancak siyasetin bir kere daha rekabetin içine girmesi, Erdoğan'ın hegemonyasının devam etmeyebileceğine dair bir yerel seçim sonucu alınması neticesinde daha uzun vadeyi ilgilendiren soğuk yatırımlarda (doğrudan fabrika kuran, içerideki varlıkları satın alan) yine bir tereddüt yaratacaktır. Ancak buradan hemen doğrudan hızlı bir finansal istikrarsızlık da beklememek lazım. Muhtemelen rekabetçi siyaset ortamında ekonomi yönetimi şu ana kadar vaat ettiği her şeyi yapamayacak. Bu görüldükten sonra ana politikada tavizler vermek, vazgeçmeye başlamak da daha somut adımlar atıldıktan sonra konuşulacaktır. Ama çok net bir şekilde şu görüldü: Acı reçeteyi içeren bir programı daha şimdiden halkın yoksullaştığı ve seçim sonuçlarına etki ettiği bir ortamda iktidar partisinin sürdürmesi daha zor olacak. Ama başka çaresi olmadığı için bir müddet daha bu programla devam etmek durumundalar.</p>
<p>
	<strong>SADECE EMEKLİLER SORUNU DEĞİL, TÜRKİYE'DEKİ GENEL İKTİSADİ BUHRAN ETKİLİ OLDU</strong></p>
<p>
	Türkiye 2028'den beri iktisadi buhranda. Mayıs 2023 seçimlerinden önce bunun yıkıcı sonuçlarının toplum tarafından hissedilmesi bir şekilde ötelendi. Fakat artık daha ötelenemeyeceği yerde de bu son bir yıldaki sorunlar oldu. Emeklilerin satın alma güçlerinde kayda değer bir düşüş var. Fakat buraya da sıkıştırmamak gerek. Örneğin; Mayıs 2023 seçimleri öncesinde daha çok büyük şehirlerde veya turistik bölgelerde daha net gözlemlenen konut fiyatı ve kira artışları artık yurdun küçük kasabalarına kadar uzandı. Tabii ki burada da bir satın alma gücü düşüşü oluştu. Zaten TÜİK'in açıklamış olduğu enflasyon verilerinin de gerçeği yansıtmadığı düşüncesi, en azından enflasyon kadar zam alan devlet memurları gibi gruplarda da memnuniyetsizlikle sonuçlanıyordu. Tüm bunların tabii ki sonuçlara etki etmiş olması mümkün.</p>
<p>
	<strong>İKTİDARIN SEÇMENLE OLAN BAĞINDA GERİYE DÖNÜŞ OLMAKSIZIN BİR KOPMA OLMADI</strong></p>
<p>
	Ama şunu da unutmamak gerekiyor; Cumhur İttifakı'nın 2023 seçimlerindeki bileşenlerinin toplam oyuna baktığımız zaman yurt dışı seçmenler de dikkate alındığında, çok da büyük bir düşüş yok. Daha çok taraf değiştirmek yerine sandığa gitmemek şeklinde tepkinin gösterimi olması biraz daha muhtemel. Bir de tabii özellikle de Orta Anadolu'daki farklı yerlerde AKP-MHP'nin aynı adaylar çıkarması, Yeniden Refah'ın ittifaka dahil olmamasıyla bu sonuçlar ortaya çıktı. Tüm bu olumsuz tabloya ve belirli bir toplum tepkisine rağmen iktidarın seçmenle olan bağında geriye dönüş olmaksızın bir kopma olmadığını görüyoruz. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/dr-murat-kubilay-iktidarin-secmenle-kurdugu-bagda-geriye-donus-olmaksizin-bir-kopma-olmadi</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Apr 2024 11:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/04/03/03042024114315_5579951_11_43.jpg" type="image/jpeg" length="62079"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ofissiz gazeteciler: Telefon ve bilgisayarla bize her yer ofis]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/ofissiz-gazeteciler-telefon-ve-bilgisayarla-bize-her-yer-ofis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/ofissiz-gazeteciler-telefon-ve-bilgisayarla-bize-her-yer-ofis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Serbest gazetecilik nedir, nasıl yapılır, sürdürebilir mi, avantajları ve dezavantajları neler? Gazeteciler Medya Koridoru'na anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong><em>Emrah Bakır / Serbest Gazeteci</em></strong></p>
<p>
	<strong><em>sermiyanbakir@gmail.com</em></strong></p>
<p>
	 </p>
<p>
	Serbest gazetecilik, günümüz medya peyzajında önemli bir yer tutuyor. Araştırma, gözlem ve esneklik üzerine kurulu olan bu meslek, yeni teknolojilerin etkisiyle sürekli değişiyor. Serbest gazeteciler, haberlerini genellikle kendi başlarına üretirken, bu özgürlük ve esneklik beraberinde çeşitli zorlukları da getiriyor. Özellikle haber kaynaklarının dönüş yapmaması, basın kartı eksikliği gibi sorunlarla karşılaşan gazeteciler, çoğu zaman yalnız başlarına çözüm aramak zorunda kalıyorlar. Ancak, meslektaşlar arasında dayanışma ve iş birliği önemli bir role sahip. Bu dayanışma sayesinde, gazeteciler sorunlarını birlikte çözme ve deneyimlerini paylaşma imkanı buluyorlar.</p>
<p>
	Ayrıca, son dönemde giderek popüler hale gelen 'Ofissiz Gazetecilik'  serbest gazeteciliğin önemli bir parçasını oluşturuyor. Geleneksel ofislerin yerini, evdenveya herhangi bir yerden çalışabilme imkanı alıyor. Bu durum, gazetecilere daha fazla esneklik sağlarken, aynı zamanda işlerini her an her yerden yapabilmelerini mümkün kılıyor. Bir bilgisayar ve telefonla çalışabilen gazeteciler, saha çalışmalarını da kolaylıkla gerçekleştirebiliyorlar. Serbest olarak çalışsan meslektaşlarımızla gazeteciliği ve çalışma koşullarını konuştuk.   </p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/03/19/19032024212814_8961146_21_28.jpg" style="width: 550px; height: 550px;" />            </p>
<p>
	<em>*Muhittin Botan</em></p>
<p>
	<strong>''Serbest gazetecilik sürdürülebilir değil''</strong></p>
<p>
	Serbest gazeteciliğin zamanla süründürülebilir olmadığını ve serbest olarak basın çalışanlarının bir süre sonra mesleği bıraktığını söyleyen gazeteci Muhittin ''Botan,Serbest gazeteciler, yoğun bir arayış içerisinde olduğundan, gazetecilikteki son gelişmeleri takip etme ve bu alandaki değişikliklere adapte olmak konusunda da fena sayılmazlar. Serbest gazetecilik, sürdürülebilir değil. İnsanlar imkansızlıklardan dolayı belli bir süre devam ettirmeye çalışsalar da bir süre sonra bundan vazgeçmektedir. Bir kurumda iş bulanlar dışında geride kalanlar önemli oranda gazetecilikten kopmaktalar. Nitekim oldukça yetkin olmalarına rağmen gazetecilikten kopan azımsanmayacak bir gazeteci kitlesi var'' dedi.   </p>
<p>
	<strong>''Serbest gazetecilerin telif dışında bir geliri yok''</strong></p>
<p>
	Serbest gazetecilerin bir haberi yaparken detaylı bir araştırma ve isabetli bir konuyu inceledikten sonra haber merkezine yollamasının daha doğru olacağını söyleyen Botan,''Çoğu serbest gazetecinin telif haberciliği dışında bir geliri olmadığından, önereceği haber konusunun kesin olarak kabul edilebilecek isabetli bir konu olması gerekiyor. Bunun için haberi önermeden önce ayrıntılı olarak araştırır, gerekli görüşmelerini yapar. Yani konuya hakim olabilmesi için aslında her yönüyle araştırmalarını yapar ve çoğu kişi de önceden haberini hazırlar ve öyle haber önerisin yapar. Bundan dolayı haberin geçmesi için imkanlar çerçevesinde gerekli tüm önlemleri alır. Fakat buna rağmen kimi zaman haberi geçmez ve yaptığı haberi, boşa gitmemesi için ücretsiz olarak bir basın kuruluşuna göndermek durumunda kalır. Zorluğun birinci aşaması belirlenen kriterler çerçevesinde haber konusu bulmak ise ikinci zorluğu ise haberi kabul ettirmektir'' diye konuştu.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/03/19/19032024212738_112422_21_27.jpg" style="width: 550px; height: 550px;" /></p>
<p>
	<em>*Songül Karadeniz</em></p>
<p>
	<strong>''Gazeteci gözlem ve araştırma yapmalı''</strong></p>
<p>
	Gazeteci Songül Karadeniz, serbest çalışan gazetecilerin bir haberi yaparken gözlem ve araştırmalarını her an her yerde yapması gerektiğini ve konuyla ilgili meslektaşlarıyla danışmanın önemini vurguladı. Karadeniz,''Serbest gazetecilikte ilk olarak önemli olan araştırma ve gözlem yapmaktır. Gazetecinin çevresindeki sorunları gözlemleyerek bunları daha sonra araştırarak haber konusunu bulması gerekir. Gözlemci bir bakış açısıyla günlük hayatını şekillendirmesi önemlidir, çünkü gazeteci her an haber bulabilmelidir ve çevresindeki sorunları haberleştirebilmelidir. Karşılaşılan zorluklarla başa çıkmak gerektiğinde, örneğin haber konusu bulma veya bir haber yaparken hukuksal açıdan zorluklarla karşılaşma gibi durumlarda, meslektaşlarına veya konudaki uzmanlara danışılır. Biz serbest gazeteciler olarak birbirimize sık sık danışırız ve iletişimde oluruz'' diye konuştu.</p>
<p>
	''Her yer ofisimizdir''</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Serbest çalışan gazetecilerin kendilerini sürekli geliştirmesi, mesleklerinde ve kazançlarında karşılığını bulmalarının önemli olduğuna ve ofissiz olarak adlandırılan serbest gazetecilik için her yerin potansiyel bir ofis olduğunu ifade eden Karadeniz, ''Ayrıca, serbest çalışan gazeteciler sürekli değişimlere ve eğitimlere hakim olmak zorundadır çünkü kendilerini ne kadar çok geliştirirlerse ve ne kadar çok yönlü hale gelirlerse, o kadar çok kendi geçimlerini sağlayabilirler ve emeklerinin karşılığını alabilirler. Tüm bu değişikliklere adapte olabilmek için gazetecinin açık ve çok yönlü olması önemlidir çünkü kendimizi her yönden geliştirmemiz, daha tercih edilebilir bir gazeteci olmamızı sağlar. Ofissiz olarak çalışsak da, aslında her yer bizim ofisimizdir. Ben evde, şehir dışında, kafede veya seyahatteyken de mesleğimi sürdürebiliyorum. Bizim için ofis aslında bir bilgisayar ve telefondan ibarettir. Daha fazlasına çoğu zaman ihtiyaç bile olmaz. Gazeteci, kendini ne kadar fazla geliştirir ve araştırma yaparsa, o kadar çok imkana ulaşabilir artık. Ancak her zaman öncelik, nitelikli haberler ortaya çıkarmaktır, çok kazanmak değil' dedi.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/03/19/19032024212906_7609218_21_29.jpg" style="width: 550px; height: 712px;" /></p>
<p>
	<em>*Ebru Apalak</em></p>
<p>
	<strong>''Gazetecilikte zorluklar çok boyutlu''</strong></p>
<p>
	Gazetecilik mesleğini yapmak zaten zorluklarla dolu bir süreçken, serbest olarak çalışmanın da kendi zorlukları vardır. Serbest gazeteciler, yaşadıkları sorunları meslektaşlarına danışarak veya sektörde deneyimli kişilerden destek alarak aşmaya çalıştıklarını belirten Ebru Apalak, ''Gazetecilik yaptığım sürece zorluklarla başa çıkmak çoğu zaman çok zor. Çünkü zorluklar çok boyutlu. Serbest gazetecilik yaparken yaptığım ve yapacağım haberle ilgili bir zorlukla karşılaştığımda önceliğim haberin yayınlanacağı mecranın editörüne danışmak oluyor. Bazen editörün dışında güvendiğim, beni tanıyan deneyimli gazetecilere de danışıyorum. Danıştığım çok sevdiğim, kendime örnek aldığım gazeteciler var. Bugüne kadar hep yardımcı oldular, yardımcı olamadıkları durumlarda da yol gösteriyorlar. Gazeteciler dışında da iyi medya okuryazarı olan, sektörü bilen kişilerden fikir alıyorum'' diye konuştu.</p>
<p>
	<strong>''Serbest gazeteciler daha nitelikli haberler yapıyor''</strong></p>
<p>
	Gazetecilerin yeni medya teknolojileri karşısında yaşadığı sorunlar zamanla gazetecilik mesleğini tartışmalı alanlara yer açarken, serbest gazetecilerin de bu durum karşısında değişime ve dönüşüme uğradığını belirten Apalak, ''Türkiye'deki serbest gazeteciliğin YouTube ve podcast yayıncılığına doğru evrilmeye başladığını gözlemliyorum. Birçok serbest gazeteci kendi mecrasını kuruyor ya da kurmak için çaba sarf ediyor. Eskiden var olan ancak varlığını koruyamayan ana akım / merkez medyada çalışan pek çok deneyimli gazeteci de YouTube üzerinden habercilik veya programcılık yapma yoluna gidiyor. Serbest gazeteciliği, özellikle bir kurum bünyesinde çalışan gazetecilerin bilmediklerini, bilenlerin ise azımsadıklarını gözlemliyorum. Ancak şu anda işsizlik yüzünden serbest gazetecilik yapanlar da kendi tercihi üzerine çalıştığı kurumdan ayrılıp serbest gazeteciliğe yönelen gazeteciler de kadrolu gazetecilerden çok daha nitelikli haberler üretiyor, program ve podcast'ler yapıyor. Bunu göz ardı etmemek gerek. Çünkü gazeteciliğin olmazsa olmazı haber. Serbest gazeteciliğin Türkiye'de zamanla serbest avukatlık gibi bir konuma geleceğini düşünüyorum'' ifadelerini kullandı.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/03/19/19032024212559_1807979_21_25.jpg" style="width: 550px; height: 308px;" /></p>
<p>
	<em>*Zerrin Sargut</em></p>
<p>
	<strong>''Sarı basın kartı kullananlar gazetecidir anlayışı var''</strong></p>
<p>
	Serbest gazetecilerin yaşadığı en önemli sorunlardan biri basın kartı eksikliğidir. Serbest çalışan gazetecilerin uluslararası basın kartı kullanmalarına rağmen haber takip ederken sorunlar yaşadıklarını belirten gazeteci Zerrin Sargut, ''Zorluklara elbette başa çıkmak zorunda hissediyorum, zorluğun üzerinden gelebilmek için sabırlı da olmak gerekiyor illa ki,  yapacağımıza inandığımız zaman elbette ki yapıyoruz. Bazı durumlarda internet problemi, basın kartının olmayışı vs. Gazetecilik meslek örgütleri tarafından verilen uluslararası basın kartları oluyor. Fakat bazen insanlarla iletişim halindeyken bu kartların önemi yok diyorlar. Aslında onların gözünde gazeteci 'sarı basın kartı' kullanan gazetecidir mantığı hakim. Temel sorunların başında bir de haber kaynaklarının dönüş yapmayışı geliyor. Ve hani serbest gazeteci nasıl oluyor diyorlar, insanlara bu durumu anlattığın zaman ya da kaynaklara inanıp inanmama gibi bir ikilem yaşıyorlar'' şeklinde konuştu.</p>
<p>
	<strong>''Meslektaşlarımız mesleğin onuruna sahip çıkmalı''</strong></p>
<p>
	Yeni medyanın hızlı bir şekilde ilerlemesiyle birlikte, herkesin gazetecilik mesleğini yapabildiği bu dönemde, mesleğin giderek değersizleştiğini ve gazetecilerin mesleklerine sahip çıkmaları gerektiğini belirten Zerrin Sargut, ''Bence sadece serbest gazeteciliğin değil genel olarak gazetecilik eline cep telefonu alan herkesin kendine bir gazeteci sıfatı eklemesiyle mesleğin değersizleştirilmesine ve gazetecilik kimliğine dair saygınlığı azaltıyor. Meslekte işsizlik tavan yapmış durumdayken ve her yer aslında cep telefonu eline alıp kendini gazeteci zanneden insanlarla doluyken mesleğe dair güven ve itibar azalıyor. İletişim fakültelerinde ve çalıştığımız kurumlarda verdiğimiz emekler göz önünde bulundurulduğu zaman her meslektaşımız mesleğin onuruna sahip çıkmalı ve mesleki faaliyetlerini özveriyle sürdürmelidir'' dedi.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/03/19/19032024213017_8066981_21_30.jpg" style="width: 550px; height: 550px;" /></p>
<p>
	<em>*Nimet Ölmez</em></p>
<p>
	<strong>''Araştırma haberlerime daha çok zaman ayırıyorum''</strong></p>
<p>
	Serbest çalışmanın avantajlarının olumlu bir yanı da araştırma haber yapmak istediğinde daha çok zamanın olduğunu ve kurumsal çalışıldığı zaman birçok haberi takip ederken özel haberlere zaman ayıramadığını dile getiren gazeteci Nimet Ölmez,''Serbest çalışmanın güzel bir yanı daha var, araştırma haberlerine daha çok zaman ayırmak oluyor. Çünkü bir haber ajansında çalıştığım zaman sürekli bir rutini takip etme güncel olayların peşinde sürüklenme halim vardı. Ama şimdi öyle değil saha soğuk, zamana yayabileceğim haberler yapabilirim. Bir zorlukla karşılaştığımda önce kendim baş etmeye çalışıyorum, olmuyorsa yine bir gazeteci arkadaşımdan destek alırım.  Haber göndereceğim kurumlarla iletişimim genellikle mail yoluyla oluyor. Böyle olunca bazen süreç ağır aksak işleyebiliyor. Bir bilgi teyidi veya haberin yayınlanması için günlerce beklediğimiz oluyor. Tüm hayatı haber olan bizler için serbest gazetecilerle çalışan kurumların mesajlarımıza daha hızlı dönüş yapmaları, telif ücretlerimizi yine zamanında yatırmaları da bizim bu alana alışma sürecimize katkı sunacağını düşünüyorum '' diye konuştu.</p>
<p>
	<strong>''Benim ofisim, telefonum ve bilgisayarım''</strong></p>
<p>
	Serbest çalışmanın ve aynı zamanda teknolojinin getirdiği yenilikler gazetecilerde bir mekana bağlı kalmanın zorunluluğunu ortadan kaldırıldığını söyleyen Ölmez, 'Ofissiz gazeteci' kavramına katılıyorum. Benim ofisim, telefonum ve bilgisayarım. Onlardan biri yanımdaysa her yerde haber geçebilirim. Gazetecilik diğer bir sürü meslekte yaşanan değişimler payına düşen değişimleri yaşıyor. Hem pandemi döneminde yaşanan değişimler hem de insanların internet ortamında tıpkı ofiste çalışıyor gibi çalışması gazeteciliğe olan bakış açısını değiştirdi. Yine sürekli bir şeyleri takip ediyoruz, yine haber yapıyoruz ama bunu yaparken sosyal medyanın gücünden faydalanarak bazen oturduğumuz yerden haber yapabiliyoruz'' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/ofissiz-gazeteciler-telefon-ve-bilgisayarla-bize-her-yer-ofis</guid>
      <pubDate>Tue, 19 Mar 2024 21:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/03/19/19032024214152_1571925_21_41.jpg" type="image/jpeg" length="16136"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ekonomist Güldem Atabay: Seçimden sonra IMF'e gidileceğini düşünmüyorum]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/ekonomist-guldem-atabay-secimden-sonra-imfe-gidilecegini-dusunmuyorum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/ekonomist-guldem-atabay-secimden-sonra-imfe-gidilecegini-dusunmuyorum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜİK'in şubat ayı enflasyonunu ENAG'dan yüksek açıklaması IMF habercisi mi? Ekonomist Güldem Atabay yanıtladı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/03/18/18032021210039_2443049_21_0.jpg" style="width: 217px; height: 209px;" /></p>
<p>
	<em><strong>Gizem Ertürk / Serbest Gazeteci</strong></em></p>
<p>
	 </p>
<p>
	Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), şubat ayı enflasyonunu yüzde 4,53, yıllık enflasyonu yüzde 67,07 olarak açıkladı.</p>
<p>
	Bağımsız Araştırma Grubu'na (ENAG) göre ise şubat ayında enflasyon yüzde 4,32 artarken, yıllık bazda yüzde 121,98 oldu.</p>
<p>
	Peki TÜİK, şubat ayı enflasyonunu alışılmIşın dışında bir veriyle neden ENAG'tan yüksek açıkladı. Yerel seçimin ardından IMF'in kapısının çalınacağı iddiası gerçeği yansıtıyor mu?</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/03/06/06032024151552_5702174_15_15.jpg" style="width: 500px; height: 388px;" /></p>
<p>
	Ekonomist Güldem Atabay, bu soruya şöyle yanıt veriyor:</p>
<p>
	'Seçimden sonra IMF'e gidileceğinin bir işareti olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta yıllık olarak hala yarısı civarında olduğunu unutmayalım. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyonla mücadelede yüzde 36 hedefine ulaşmak için faiz artışları yanında Merkez Bankası'nın ve buraya veri teşkil eden TÜİK'in güvenilirliğini de artırmak zorunda. Nedeni daha çok bu bence. Dolayısıyla daha gerçekçi aylık enflasyon verileri Şimşek'in kendi oyun planı içinde uygun görünüyor.</p>
<p>
	<strong>'KONTROLDEN ÇIKMIŞ BİR ENFLASYONLA KARŞI KARŞIYAYIZ'</strong></p>
<p>
	Onun dışında açıklanan verinin içindeki detaylara bakınca, özellikle de gıda fiyatlarında Ramazan öncesindeki sıçrama var. Ama gıda fiyatlarındaki hem aylık hem de yıllık seviyeye bakarsak bunun sadece Ramazan ayında olmadığını hepimiz biliyoruz. Çiftçinin çok yüksek borcu, artan maliyetler, tarım politikası ve teşviklerin yetersizliği nedeniyle gıda fiyatları enflasyonu dünyada düşerken Türkiye'de yükselmeye devam edecek. Bu işin bir boyutu. Ancak diğer taraftan da Merkez Bankası'nın yüzde 36 enflasyon beklentisine kimse inanmadığı için, hizmet fiyatlarında da katılık devam ettiğinden böyle bir başıboş ortamda herkes geldiği gibi fiyatları yansıtıyor. Aslında kontrolden çıkmış bir enflasyonla karşı karşıyayız. Ocak-Şubat verileri Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan'ın açıkladığı gibi mevsimsel olarak düzeltilmiş aylık veriler olarak da düzelttiğinde, yüzde 36'nın kesinlikle ulaşılamayacağını anlatıyor bence.</p>
<p>
	<strong>'SENE SONUNDA ENFLASYON YÜZDE 50 OLUR'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Peki bundan sonra ne olur? 1 Nisan'dan sonra mali taraftaki bozulmanın düzeltilmesi, harcamaların disipline edilmesi, mali tarafın da sıkılaşması gerekiyor. Bu sıkılaştırma yeni ve geniş vergi artışları başlatırsa yeni bir enflasyonist döngü başlatır eleştirisi vardı. Dolayısıyla kamu harcamalarında bir kısıtlama yapılması gerekiyor. Sosyal devlet bacağından uzaklaşmadan para savurganlığının kısılması gerekiyor. Politik olarak bunun yapılamayacağını biliyoruz. O yüzden de vergi artışları daha kolay yol gibi gözüküyor. Geçen sene temmuzdaki vergi artışları, ocaktaki kamu fiyat ayarlamalarından sonra bir daha vergi artışı, enflasyonu tetikleyecek bir durumdu. Mehmet Şimşek bunu yapmayacağını söylüyor. Bu önemli. Ama sene sonunda enflasyonun yüzde 50 veya biraz altında oluşacağını düşünüyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/ekonomist-guldem-atabay-secimden-sonra-imfe-gidilecegini-dusunmuyorum</guid>
      <pubDate>Wed, 06 Mar 2024 15:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/03/06/06032024151628_7584041_15_16.jpg" type="image/jpeg" length="28569"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Doğu Ergil: Türkiye'nin bir kültür politikası yok, çünkü kim olduğunu anlatmakta zorluk çekiyor]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/prof-dr-dogu-ergil-turkiyenin-bir-kultur-politikasi-yok-cunku-kim-oldugunu-anlatmakta-zorluk-cekiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/prof-dr-dogu-ergil-turkiyenin-bir-kultur-politikasi-yok-cunku-kim-oldugunu-anlatmakta-zorluk-cekiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazeteci Gizem Ertürk, Prof. Dr. Doğu Ergil'e "Türkiye'de ortak bir kültür politikası var mı?" sorusunu yöneltti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/03/18/18032021210039_2443049_21_0.jpg" style="width: 217px; height: 209px;" /></p>
<p>
	<em><strong>Gizem Ertürk / Serbest Gazeteci</strong></em></p>
<p>
	 </p>
<p>
	'Kültür politikası' tanımı ilk olarak, 1960'lı yıllarda bu konuda yapılan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) toplantıları sonucunda ortaya çıktı.</p>
<p>
	O yıllarda UNESCO Genel Müdürü olan Rene Maheu ise bu kavramın yaratıcısı oldu. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı'nın ardından 1948'de Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 22. ve 27. maddeleri 'kültür hakkı'ndan söz etmektedir.</p>
<p>
	Beyannamenin 22. maddesine göre: 'Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal  güvenliğe hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her  devletin örgütlenmesine ve kaynaklarına göre, herkes onur ve kişiliğinin serbestçe gelişim için gerekli olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir.</p>
<p>
	Beyannamenin 27. maddesi ise kültür hakkını şöyle tanımlıyor:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	1. Herkes toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan  yararlanma, bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkına sahiptir.</p>
<p>
	2. Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır. </p>
<p>
	Peki, Türkiye toplumu ortak bir kültür politikası geliştirebildi mi? Geliştiremediyse, buna engel olan faktörler nelerdi? Türkiye'nin bugünkü sosyolojik yapısına bakıldığında gelecekte böyle umut görülüyor mu?</p>
<p>
	Siyaset bilimci ve sosyolog Prof Dr. Doğu Ergil, Medya Koridoru için yanıtladı:</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/03/06/06032024142723_5285762_14_27.jpg" style="width: 500px; height: 281px;" /></p>
<p>
	<strong>'KENDİ İÇİNDE KAVGALI BİR TOPLUMUZ'</strong></p>
<p>
	'Kültür dediğiniz şey, aynı zamanda bir kimlik sorunudur. Mesela 'Biz kimiz?' sorusuna net bir yanıt verebiliyor muyuz? Hayır. Çünkü kendi içinde kavgalı bir toplumuz. Sadece komşularımızla değil, birbirimizle de kavgalıyız.</p>
<p>
	<strong>'BİZİM KİMLİK SORUNUMUZ VAR'</strong></p>
<p>
	'Sen kimsin?' diye sorulduğunda bir kısmı kendisine 'müslüman', bir kısmı 'Türk', bir bölümü de 'laik' diyor. Kendini Batılı, Doğulu ve Avrasyalı olarak görenler var. Keza mezhep farklılıklarımız da var. Birçok tanım yapılıyor ama bir araya gelip millet olma tanımını yapamıyoruz. O yüzden bizim bir kimlik sorunumuz var. Ayrışmış bir toplumda da her zaman bir kimlik sorunu vardır.</p>
<p>
	Kültür, düşünme ve yapma tarzıdır. Düşündükleriniz ve yaptıklarınız da bunun ürünüdür. Mesela, dinsel tarafı ağır basan, bilime önem vermeyen bir düşünce tarzına mı sahipsin, yoksa daha bilimsel, daha eleştirel bakabiliyor musun dünyaya? Bunların hepsi kültürün bir parçası. Yediğin, içtiğin, yaptığın yemekler, sofraya oturma tarzın, konuşma tarzın…</p>
<p>
	<strong>'MADEM TÜRK MİLLİYETÇİSİSİNİZ, NEDEN MİLYONLARCA ARAP'I BURAYA DOLDURUYORSUNUZ?'</strong></p>
<p>
	Şimdi bu kadar ayrışmış bir toplumda milli kültür politikası oluşturmak mümkün değil. Hatırlayın, iktidar 'Siyasi iktidar olduk ama sosyal ve kültürel alanlarda iktidar değiliz' demişti. Siyasi rekabet içinde olan hiçbir kesim de edemedi zaten. Bizdeki milliyetçilikte de durum öyle. Mesela 'Türk milliyetçisi' olarak tanımlıyorlar kendilerini. Madem Türk milliyetçisisiniz, neden milyonlarca Arap'ı Türkiye'ye dolduruyorsunuz? Yani milliyetçiliğin bile bir anlamı yok artık.</p>
<p>
	<strong>'TÜRKİYENİN BİR KÜLTÜR POLİTİKASI OLMASI MÜMKÜN DEĞİL. MİLLİYETÇİ OLMASI HİÇ MÜMKÜN DEĞİL'</strong></p>
<p>
	O yüzden bu kadar ayrışmış ve kendi içinde kavgalı, dünyada yerini bulamamış ve dünyadaki yerini ararken, kim olduğunu anlatmakta zorluk çeken bir toplumun kültür politikası olmaz, olamaz. Eski Türk milliyetçileri Türk'ün dünyadaki saygın yerini saptamak için çalışırlardı. Bugünün milliyetçisi, Türkiye'de muhtaç kesimleri devletin kanadı altına sokup korumak kollamak için bir ideoloji haline dönüştürüldü. Ulusal sınırlar dışında hiçbir etkisi olmayan bir ideoloji haline geldi. Şimdi bu ülkenin de kurucu ideolojisi milliyetçilikse, yani ulus oluşturma projesi milliyetçilikse, o dönemle kapandı. O yüzden bir kültür politikası olması mümkün değil. Milliyetçi bile olması mümkün değil.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/prof-dr-dogu-ergil-turkiyenin-bir-kultur-politikasi-yok-cunku-kim-oldugunu-anlatmakta-zorluk-cekiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 06 Mar 2024 14:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/03/06/06032024142937_6458095_14_29.jpg" type="image/jpeg" length="99816"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Doğu Ergil: Türkiye'nin bir kültür politikası yok, çünkü kim olduğunu anlatmakta zorluk çekiyor]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/prof-dr-dogu-ergil-turkiyenin-bir-kultur-politikasi-yok-cunku-kim-oldugunu-anlatmakta-zorluk-cekiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/prof-dr-dogu-ergil-turkiyenin-bir-kultur-politikasi-yok-cunku-kim-oldugunu-anlatmakta-zorluk-cekiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazeteci Gizem Ertürk, Prof. Dr. Doğu Ergil'e "Türkiye'nin ortak bir kültür politikası var mı?" sorusunu yöneltti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2021/03/18/18032021210039_2443049_21_0.jpg" style="width: 217px; height: 209px;" /></p>
<p>
	<em><strong>Gizem Ertürk / Serbest Gazeteci</strong></em></p>
<p>
	 </p>
<p>
	'Kültür politikası' tanımı ilk olarak, 1960'lı yıllarda bu konuda yapılan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) toplantıları sonucunda ortaya çıktı.</p>
<p>
	O yıllarda UNESCO Genel Müdürü olan Rene Maheu ise bu kavramın yaratıcısı oldu. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı'nın ardından 1948'de Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 22. ve 27. maddeleri 'kültür hakkı'ndan söz etmektedir.</p>
<p>
	Beyannamenin 22. maddesine göre: 'Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal  güvenliğe hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her  devletin örgütlenmesine ve kaynaklarına göre, herkes onur ve kişiliğinin serbestçe gelişim için gerekli olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptiri</p>
<p>
	Beyannamenin 27. maddesi ise kültür hakkını şöyle tanımlıyor:</p>
<p>
	1. Herkes toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan  yararlanma, bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkına sahiptir.</p>
<p>
	2. Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır </p>
<p>
	Peki, Türkiye toplumu ortak bir kültür politikası geliştirebildi mi? Geliştiremediyse, buna engel olan faktörler nelerdi? Türkiye'nin bugünkü sosyolojik yapısına bakıldığında gelecekte böyle umut görülüyor mu?</p>
<p>
	Siyaset bilimci ve sosyolog Prof Dr. Doğu Ergil, Medya Koridoru için yanıtladı:</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/03/06/06032024142723_5285762_14_27.jpg" style="width: 500px; height: 281px;" /></p>
<p>
	<strong>'KENDİ İÇİNDE KAVGALI BİR TOPLUMUZ'</strong></p>
<p>
	'Kültür dediğiniz şey, aynı zamanda bir kimlik sorunudur. Mesela 'Biz kimiz?' sorusuna net bir yanıt verebiliyor muyuz? hayır. Çünkü biz kendi içinde kavgalı bir toplumuz. Sadece komşularımızla değil, kendi içimizde de kavgalıyız.</p>
<p>
	<strong>'BİZİM KİMLİK SORUNUMUZ VAR'</strong></p>
<p>
	'Sen kimsin?' diye sorulduğunda bir kısmı kendisine 'müslüman', bir kısmı 'Türk', bir bölümü de 'laik' diyor. Kendini Batılı, Doğulu ve Avrasyalı olarak görenler var. Keza mezhep farklılıklarımız da var. Birçok tanım yapılıyor ama bir araya gelip millet olma tanımını yapamıyoruz. O yüzden bizim bir kimlik sorunumuz var. Ayrışmış bir toplumda da her zaman bir kimlik sorunu vardır.</p>
<p>
	Kültür, düşünme ve yapma tarzıdır. Düşündükleriniz ve yaptıklarınız da bunun ürünüdür. Mesela, dinsel tarafı ağır basan, bilime önem vermeyen bir düşünce tarzına mı sahipsin, yoksa daha bilimsel, daha eleştirel bakabiliyor musun dünyaya? Bunların hepsi kültürün bir parçası. Yediğin, içtiğin, yaptığın yemekler, sofraya oturma tarzın, konuşma tarzın…</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	<strong>'MADEM TÜRK MİLLİYETÇİSİSİNİZ, NEDEN MİLYONLARCA ARAP'I BURAYA DOLDURUYORSUNUZ?</strong></p>
<p>
	Şimdi bu kadar ayrışmış bir toplumda milli kültür politikası oluşturmak mümkün değil. Hatırlayın, iktidar 'Siyasi iktidar olduk ama sosyal ve kültürel alanlarda iktidar değiliz' demişti. Siyasi rekabet içinde olan hiçbir kesim de edemedi zaten. Bizdeki milliyetçilikte de durum öyle. Mesela 'Türk milliyetçisi' olarak tanımlıyorlar kendilerini. Madem Türk milliyetçisisiniz, neden milyonlarca Arap'ı Türkiye'ye dolduruyorsunuz? Yani milliyetçiliğin bile bir anlamı yok artık.</p>
<p>
	<strong>'TÜRKİYENİN BİR KÜLTÜR POLİTİKASI OLMASI MÜMKÜN DEĞİL. MİLLİYETÇİ OLMASı HİÇ MÜMKÜN DEĞİL'</strong></p>
<p>
	O yüzden bu kadar ayrışmış ve kendi içinde kavgalı, dünyada yerini bulamamış ve dünyadaki yerini ararken, kim olduğunu anlatmakta zorluk çeken bir toplumun kültür politikası olmaz, olamaz. Eski Türk milliyetçileri Türkün dünyadaki saygın yerini saptamak için çalışırlardı. Bugünün milliyetçisi, Türkiye'de muhtaç kesimleri devletin kanadı altına sokup korumak kollamak için bir ideoloji haline dönüştürüldü. Ulusal sınırlar dışında hiçbir etkisi olmayan bir ideoloji haline geldi. Şimdi bu ülkenin de kurucu ideolojisi milliyetçilikse, yani ulus oluşturma projesi milliyetçilikse, o dönemle kapandı. O yüzden bir kültür politikası olması mümkün değil. Milliyetçi bile olması mümkün değil.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/prof-dr-dogu-ergil-turkiyenin-bir-kultur-politikasi-yok-cunku-kim-oldugunu-anlatmakta-zorluk-cekiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 06 Mar 2024 08:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/03/06/06032024142657_2968409_14_26.jpg" type="image/jpeg" length="97465"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bağımsız Maden-İş'ten Mert Batur: İliç'teki maden ocağında 150'den fazla taşeron şirket var]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/bagimsiz-maden-isten-mert-batur-ilicteki-maden-ocaginda-150den-fazla-taseron-sirket-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/bagimsiz-maden-isten-mert-batur-ilicteki-maden-ocaginda-150den-fazla-taseron-sirket-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erzincan'daki Çöpler Altın Madeni'nde meydana gelen çökmenin ardından göçük altında kalan 9 işçiyi arama kurtarma çalışmaları sürüyor. Peki bölgedeki son durum ne? Bağımsız Maden İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Mert Batur ile konuştuk.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong><em>Çağdaş Ulus - Serbest Gazeteci</em></strong></p>
<p>
	<strong><em>uluscagdas@gmail.com</em></strong></p>
<p>
	 </p>
<p>
	Erzincan'ın İliç ilçesinde 13 Şubat tarihinde Çöpler Altın Madeni'nde gerçekleşen liç kaymasının ardından 9 işçi göçük altında kaldı. Facianın ardından Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında 8 kişi gözaltına alındı.</p>
<p>
	Kanadalı şirket SSR Mining ve Çalık Holding'e bağlı Lidya Madencilik ortaklığında kurulan Anagold Madencilik'e ait maden ocağıyla ilgili çok sayıda uyarı yapılmıştı. Ancak uyarılar dikkate alınmadığı gibi madende iki kez kapasite artışına gidildi.</p>
<p>
	Göçük altında kalan 9 işçiyi arama kurtarma çalışmaları devam ederken, bölgedeki son durumu ve işçiler ile Erzincan halkının tepkilerini Bağımsız Maden İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Mert Batur'a sorduk.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/02/18/18022024143825_1898005_14_38.jpg" style="width: 500px; height: 347px;" /></p>
<p>
	İşte, Batur'un açıklamaları:</p>
<p>
	<strong>'İŞÇİLER DE ARAMA KURTARMA SÜRECİNİN İÇİNDELER'</strong></p>
<p>
	'Normalde hazır bulundurdukları Anagold Acil Durum Müdahale (ERT) ekibi var. Bu ekiptekiler altın üretimi sırasında çalışan normal maden işçiler. Aynı zamanda da bu ERT biriminin içindeler. Doğal olarak bu ekipler sahadalar. Sahadaki arama kurtarmaya yardımcı olan destek madenci ekipleri var. Bir de aramalar çok büyük bir alanda yapıldığı için orada büyük iş makinalarıyla da süren bir süreç olduğundan doğal olarak madenciler de bu çalışmalara dahiller. Zoraki çalıştırıldıkları bir durum yok.</p>
<p>
	<strong>'GÖÇÜK ALTINDAKİ İŞÇİLERİN BULUNMALARINA İLİŞKİN YÜKSEK ÜMİT YOK'</strong></p>
<p>
	9 madenci hala göçüğün altında. Bulunmalarına ilişkin yüksek bir ümit yok diyebilirim. 'En azından bedenlerine ulaşmak mümkün olabilir mi' diye bir çaba var. Siyanürlü toprakta bir arama kurtarma çalışması yapılması teknik olarak da çok zor bir iş. Doğal olarak onun zorlukları var. Buna hava şartları da ekleniyor. Sahada bu çalışmayı yapabilen görece az sayıda kişi var. Her geçen gün ümit azalıyor. En azından yerlerini tespit etmek için yoğun bir çaba vardı ama şimdiye kadar ondan da bir sonuç çıkmadı.</p>
<p>
	<strong>'MADEN İŞ SENDİKASI'NA TEPKİ BÜYÜK'</strong></p>
<p>
	Anagold Madencilik'te daha önce Türkiye Maden İş Sendikası örgütlüydü. İşçiler geçtiğimiz haftalarda sendikanın, sorunlarıyla ilgilenmediğini, işçilerin karşısında patronla beraber pozisyon aldığını ifade ederek topluca o sendikadan istifa ettiler. Çoğunluğu Bağımsız Maden İş Sendikası'na üye oldu. Daha önceki sendika olan Maden İş'in, şirketle görüştüğü ve şirketin onlara ödül, hediye verdiği görüntüler ortaya çıktı. Ayrıca bu sendikanın 'Şirketin işçi sağlığı güvenliğine ilişkin önlemleri aldığına biz kefiliz, şahidiz' diye işçilere attığı mesajlar var.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Doğal olarak işçiler, bu sendikanın katliama sebep olan çalışma rejiminin inşasında bir rolü olduğunu düşünüyorlar. Sendikanın yetkililerini de önceki gün çarşı içinde görünce 'Sizi burada istemiyoruz' diyerek tepki gösterdiler. Sendikanın yöneticisi de 'Şov yapıyorsunuz' diyerek işçileri azarlamaya kalktı.</p>
<p>
	<strong>'BURADA BAŞKA GELİR KAYNAĞI KALMAMIŞ'</strong></p>
<p>
	İliç, en fazla 10 bin nüfuslu bir ilçe ve insanlar burada daha önce hayvancılıkla geçimlerini sağlıyordu. Burada altın madeni işletilmeye başlandıktan sonra, hem madenin doğal etkisi sebebiyle hem de işçileşme süreci yaşandığı için insanlar artık hayvancılıkla geçinemez pozisyona gelmişler.</p>
<p>
	Taşeronlarla beraber 2 bine yakın kişi bu madende çalışıyor. Aileleriyle birlikte hesaba kattığımızda zaten ilçe nüfusuna ulaşıyorsunuz. Burada başka bir gelir kaynağı kalmamış haliyle. Kendi sağlıklarını hiçe sayarak çalışmak gibi bir durum yok. Süreç böyle gelişmiş.</p>
<p>
	İşçi arkadaşlar, özellikle iş sağlığı güvenliği önlemlere ilişkin ya da kendi sağlıklarını etkileyen meselelere ilişkin bir önceki sendika 'Maden İş' aracılığıyla 'patronlara' dertlerini anlatmaya çalışmışlar. Yani her zaman bu mücadeleye girişme çabaları olmuş. Ama çalışma rejimi tamamen baskıya dayalı inşa edildiği için bu itirazlar bir yol bulup da kendini açığa vuramamış.</p>
<p>
	<strong>'150'DEN FAZLA TAŞERON ŞİRKET VAR'</strong></p>
<p>
	Burada çok sayıda eylem de yapılmış ama şirket 2019'dan beri bir çeşit taşeronlaşmayı derinleştirmiş. Arkadaşların aktardığına göre; 150'den fazla taşeron şirket var burada. Olağandışı bir durum bu. Ayrıca taşeronlarda çalışan insan sayısı da ana firmada çalışan işçilerden fazla.</p>
<p>
	Taşeronlaşma süreci fazla olunca rant da fazla oluyor. Buranın siyasileri veya burayla bağlantısı olan siyasilerden başlayarak çok fazla patronu bir işletmede buluşturmuş oluyor sistem. Bu da baskıyı derinleştiren bir şey.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/bagimsiz-maden-isten-mert-batur-ilicteki-maden-ocaginda-150den-fazla-taseron-sirket-var</guid>
      <pubDate>Sun, 18 Feb 2024 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/02/18/18022024143650_2819789_14_36.jpg" type="image/jpeg" length="88172"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fatih Yaşlı: CHP ile DEM Parti arasındaki pazarlıklar sürecektir]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/fatih-yasli-chp-ile-dem-parti-arasindaki-pazarliklar-surecektir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/fatih-yasli-chp-ile-dem-parti-arasindaki-pazarliklar-surecektir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yazar ve akademisyen Fatih Yaşlı, Başak Demirtaş'ın DEM Parti'nin İstanbul adayı olmayacağını açıklamasını Medya Koridoru'na değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	Cezaevinde tutuklu olan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın eşi Başak Demirtaş'ın, DEM Parti'den İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olabileceğini açıklaması siyasetin gündemine bomba gibi düşmüştü. Demirtaş'ın bu açıklamasının ardından gözler DEM Parti'ye çevrilmiş, Başak Demirtaş'ın aday gösterilip gösterilmeyeceği merak konusu olmuştu.</p>
<p>
	DEM Parti'nin istanbul adayını açıklaması beklenirken, Başak Demirtaş'tan konuya ilişkin yazılı bir açıklama geldi ve adaylıktan çekildiğini duyurdu. Ardından DEM Parti'den de resmi bir açıklama yapıldı ve özetle 'Ortaklaşarak aday olmaması görüşüne varılmıştır' denildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Bu gelişmeyi Medya Koridoru'na değerlendiren yazar ve akademisyen Fatih Yaşlı, <strong>'Bugün hem Başak Demirtaş'ın hem de DEM Parti'nin açıklamalarına baktığımızda, aslında iki taraf arasında Demirtaş'ın adaylığına değil, aday olmamasına dair bir istişare sürecinin yürütüldüğünü görüyoruz. Anlaşılan Başak Demirtaş adaylığını DEM Parti'nin talebi ya da değerlendirmesi üzerine değil, eşi Selahattin Demirtaş'la aldığı bir ortak karar neticesinde, bir tür 'emrivaki' olarak da görülebilecek şekilde gündeme getirmiş. Bunun ise parti içerisinde belli bir tepki yaratmış olma ihtimali var' </strong>dedi.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/02/07/07022024131903_104793_13_19.jpg" style="width: 225px; height: 225px;" /></p>
<p>
	Açıklamasında, <em>Selahattin Demirtaş'ın 14-28 Mayıs seçimleri sonrasında aktif siyaseti bırakırken o güne kadar gizli kalmış bir bilgi de vermiş ve partisine birinci turda cumhurbaşkanı adayı olma isteğini ilettiğini ama bunun karşılıksız kaldığını söylediğini </em>de hatırlatan Yaşlı, <strong>'Şimdi yine benzer bir süreç yaşandı ve Demirtaş, Başak Demirtaş'ın adaylığı üzerinden kendisini hem başta iktidar olmak üzere genel siyasete hem de kendi partisine hatırlatmak istedi ama bu girişimi de partisi tarafından reddedildi' </strong>ifadelerini kullandı.</p>
<p>
	Başak Demirtaş'ın adaylığının, Demirtaş faktörü nedeniyle DEM Parti'nin İstanbul'da ciddi bir oy potansiyeline ulaşmasına yol açabileceği yorumunu da yapan Yaşlı,<strong> 'Şimdi ise aday olmayacağının açıklanması İmamoğlu'nun elini görece rahatlatmış, iktidar kanadında ise bir hayal kırıklığı yaratmış olmalı. Şimdi AKP Yeniden Refah Partisi'nin desteğini almak için daha çok çaba gösterecektir ve pazarlıklar devam edecektir. Aynı şekilde CHP ile DEM Parti arasında da pazarlıklar adayların açıklanacağı son güne kadar sürecektir' </strong>değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/fatih-yasli-chp-ile-dem-parti-arasindaki-pazarliklar-surecektir</guid>
      <pubDate>Wed, 07 Feb 2024 13:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/02/07/07022024131803_1687892_13_18.jpg" type="image/jpeg" length="84129"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Siyaset Bilimci Tanju Tosun: CHP, seçimi kaybetse de kazansa da Hatay'da kaybedendir]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/siyaset-bilimci-tanju-tosun-chp-secimi-kaybetse-de-kazansa-da-hatayda-kaybedendir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/siyaset-bilimci-tanju-tosun-chp-secimi-kaybetse-de-kazansa-da-hatayda-kaybedendir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siyaset bilimci Tanju Tosun, CHP'nin yeniden aday gösterdiği Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş'a gelen tepkileri ve partinin tutumunu değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong><em>Çağdaş Ulus - Serbest Gazeteci</em></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	<strong><em>uluscagdas@gmail.com</em></strong></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<em>Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen ve 11 ili etkileyen 6 Şubat depremlerinin birinci yılında hayatını kaybedenler Hatay'da anıldı.</em></p>
<p>
	<em>Cumhuriyet Halk Partisi'nin itirazlara rağmen yeniden aday gösterdiği Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, alana geldiği sırada büyük bir protesto ile karşılandı. Depremzedeler, Savaş'ı yuhalarken 'Lütfü istifa' sloganları attı.</em></p>
<p>
	<em>Bu gelişmenin ardından gündüz saatlerinde açıklamalarda bulunan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, tepkilerin ardından Savaş'ın adaylığının yeniden görüşüleceğini söyledi. Günaydın; protestoların partiye değil Savaş'a yönelik olduğuna işaret ederek 'Protestolardan ortaya çıkacak sonuçlar, CHP MYK'sında ve PM'sinde değerlendirilecektir' dedi.</em></p>
<p>
	<em>CHP, Lütfü Savaş'ın adaylığı ilk açıklandığında gelen eleştirilere ise 4 ayrı ankette birinci çıktığını söylemişti.</em></p>
<p>
	<em>Hatay halkının tepkisini ve CHP'nin tutumunu sorduğumuz siyaset bilimci Tanju Tosun ise 'Bu saatten sonra kimi aday gösterirlerse göstersinler, bu süreci yönetmek kolay olmayacak' yorumunda bulundu.</em></p>
<p>
	Medyakoridoru'na özel açıklamalarda bulunan Tosun'un değerlendirmeleri şöyle:</p>
<p>
	<strong>'ÇOK PROBLEMLİ BİR DURUM'</strong></p>
<p>
	CHP, kamuoyu araştırmalarını çok fazla abartmış durumda. 'Hayatta en hakiki mürşit, anketlerdir' gibi bir şeye yönelmiş durumdalar. Öyle bir şey yok. Kamuoyu araştırması, belirli bir andaki eğilimi yansıtır. Bu araştırmalarda da yöntem açısından da problem olabilir. Hangi araştırma şirketi yaptı, hangi bilimsel yönteme göre yaptı da dört ayrı ankette birinci çıktı Lütfü Savaş... Vasayalım ki birinci çıktı, o anın tepkisine göre belirlemek mi önemli, seçim kazanmak mı önemli? Siyaseti bu kadar araçsallığa doğru indirgememek gerekiyor. Hatay'da giden on binlerce can var. Hal böyle iken araştırmalarda önde çıktı diye aday göstermeleri çok problemli bir durum. </p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/02/06/06022024220211_2544978_22_2.jpg" style="width: 500px; height: 375px;" /></p>
<p>
	<strong>'CHP, SEÇİMİ KAYBETSE DE KAZANSA DA KAYBEDENDİR'</strong></p>
<p>
	Kaldı ki her yerde de araştırma sonuçlarına uymadı ki CHP. Örneğin, İzmir'deki bazı ilçelerde kamuoyu araştırmalarında ilk üçe giremeyecek isimler aday gösterildi. </p>
<p>
	Dolayısıyla CHP, her pozisyonda Hatay'da kaybeden olmuştur. Seçimi kaybetse de kazansa da kaybedendir. Bu sürecin kötü yönetildiğini düşünüyorum. Bu saatten sonra kimi aday gösterirlerse göstersinler, bu süreci yönetmek kolay olmayacak. Artık alınacak herhangi bir kararın seçmen tarafından kabul görmesi çok mümkün görünmüyor. '</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/siyaset-bilimci-tanju-tosun-chp-secimi-kaybetse-de-kazansa-da-hatayda-kaybedendir</guid>
      <pubDate>Tue, 06 Feb 2024 21:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/02/06/06022024215847_397609_21_58.jpg" type="image/jpeg" length="96236"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Üniversite öğrencileri geçinemiyor: Çoğu arkadaşımın yemek yiyecek parası yok, makarna bile yapamıyoruz]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/universite-ogrencileri-gecinemiyor-cogu-arkadasimin-yemek-yiyecek-parasi-yok-makarna-bile-yapamiyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/universite-ogrencileri-gecinemiyor-cogu-arkadasimin-yemek-yiyecek-parasi-yok-makarna-bile-yapamiyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alım gücünün gün geçtikçe azaldığı ülkemizde, her kesim artan enflasyon karşısında direniyor. Bu durumun kendilerini de etkilediğini ifade eden üniversite öğrencileri, aldıkları burs miktarının azlığından dert yanıp kendilerine yetmediğini dile getirdiler.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong>Azat Özkahraman / Serbest Gazeteci</strong></p>
<p>
	<strong>azadimalazgirt49@gmail.com</strong></p>
<p>
	 </p>
<p>
	Fiyatların gün geçtikçe arttığı ülkemizde her ne kadar ücretlere zam yapılsa da bir noktadan sonra enflasyon karşısında eriyor ve alım gücü düşüyor. Herkesi fazlasıyla etkileyen bu durum, yüz binlerce üniversiteliyi de olumsuz ekliyor. Öğrenciler, aldıkları burs-kredi miktarının kendilerine yetmediğini ifade ederek, miktarın güncellenmesi gerektiğinin altını çizdiler.</p>
<p>
	Devlet yurtlarında kalanların biraz daha avantajlı olduğunu dile getiren öğrenciler, özel yurt ve evlerde barınmak zorunda kalanların ailelerinden destek almadan okuyamadığını söylüyorlar.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/02/06/06022024212301_637782_21_23.jpg" style="width: 500px; height: 468px;" /></p>
<p>
	Balıkesir Üniversitesi Mimarlık bölümü öğrencisi Yiğit İlter de bu durumdan dert yananlardan.</p>
<p>
	Burs miktarının yükünü hafiflettiğini ama hiçbir şekilde yetmediğini aktaran İlter, 'Burs miktarı her ne kadar yükümü hafifletiyor olsa da durumu benden daha kötü olan öğrenciler için kesinlikle yeterli olmayacaktır. Tek başına bursla geçinmek olanaksız bir öğrenci için. Sadece öncelikli ihtiyaç olan, yeme, içme, ulaşım bile ayda 5-6 bin TL gibi bir miktara ulaşırken şu anda aldığımız burs kesinlikle yetmiyor. Ayrıca mimarlık gibi maddiyatın da önemli olduğu bir bölümde yeterli bir destek olduğu söylenemez. Bölümüm gereği yaptığım harcamalar oldukça yüksek bunun yanında kaldığım yerin kirası ve kişisel ihtiyaçlara ödediğim miktar ayda 10 bin liradan fazla olduğu için sık sık ailemden para istemek durumunda kalıyorum. Benimle aynı durumda olmayan öğrencileri düşünürsek zor durumda kalmamak elde değil. Burs miktarı en azından öncelikli ihtiyaçlara yetecek bir seviyeye çekilmeli. Burada devlete daha fazla yük düşüyor ama bir nebze de olsa rahatlamamızı sağlayabilir' dedi. Bursun 5 bin lira seviyesinde olması gerektiğini aktaran İlter, KYK yurdunda kalan öğrencilerle kendileri arasında büyük fark olduğunu, onların en azından yemeklerini oradan yediğini, bunları dikkate alarak bir düzenlemenin yapılması gerektiğini aktardı.</p>
<p>
	<strong>'Bazen Evden Gelen Harçlıkları Arkadaşlarımla Bölüştüğümüz Bile Oluyor'</strong></p>
<p>
	Burs veya kredi alma koşullarında değişiklik yapılması gerektiğini ifade eden Kastamonu Üniversitesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Hasret Erim de herhangi bir destek alamadan okumaya çalışanlardan.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/02/06/06022024212318_3334773_21_23.jpg" style="width: 500px; height: 471px;" /></p>
<p>
	Devlet imkanlarının her öğrenciye eşit dağıtılması gerektiğini ifade eden Erim, 'Türkiye şartlarında bu miktarla geçinmek mümkün değil, ben ailemin gönderdiği harçlıklarla geçinmeye çalışıyorum ama herkes benim kadar şanslı değil, geçinemediği için okulu donduran arkadaşlarım oldu. Birçok arkadaşım da yarım günlük işlerde çalışıp geçimini sağlamaya çalışıyorlar. Çalışan arkadaşlarım derse genelde uykusuz geliyorlar, bazen derste uyuyorlar. Sınav haftasında ders çalışamadıkları için birçok dersten kalıyorlar. Ya işi ya okulu bırakmaları gerekiyor. Yakın zamanda geçinemediği ve kartında yemek yiyecek parası olmadığı için intihar eden bir genç kız haberi duymuş çok üzülmüştüm. Gerçekten çoğu arkadaşımın yemek yiyecek parası yok. Bazen evden gelen harçlıkları arkadaşlarımla bölüştüğümüz bile oluyor. Öğrenci olarak tabii ki ben de bütün arkadaşlarım gibi çok büyük zorluklar çekiyorum. Düşünün şehir dışında okuyorsunuz ve aileniz dışında hiçbir maddi geliriniz yok. Ekstra bir işte çalışmayı düşünüldüğüm bile oluyor ama hem iş hem okulu aynı anda zor yürütemem diye korkuyorum. Ben buraya okumaya geldim. Neden bir işte çalışayım ki... Çalışmak yerine yabancı dil kursuna gidip dil öğrenebilirm veya başka bir aktiviteye katılabilirim. Bu bütün öğrencilerin hakkı. Geçinmek için işe giren arkadaşlarım ders çalışamıyor, ders dinleyemiyor. çoğu zaman derse bile gelemiyorlar. Bir şeyler öğrenmek değil de 'diplomayı nasıl alırız' derdindeler. Üniversite böyle bir yer olmamalı diye düşünüyorum' dedi.</p>
<p>
	<strong>'Çoğu zaman makarna dahi yapamıyoruz'</strong></p>
<p>
	Bursun her öğrenciye eşit verilmesi ve miktarının arttırılarak gerçekten bir öğrencinin yaşayacağı düzeye çekilmesi gerektiğini ifade eden Erim, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>
	'KYK yurtları tamamen ücretsiz olmalı. Şehir içi ulaşımının da öğrenciler için ücretsiz olması gerektiğini düşünüyorum. Bunlar saymakla bitmez gerçekten ama öğrencilere yönelik acil bir düzenlemenin yapılması gerektiğini düşünüyorum. Yurt çıkmadığı için evde kalıyorum. Kiramız 6 bin lira. Mutfak masrafıyla birlikte evin gideri 10 bin lirayı buluyor. Ev arkadaşım da var ona rağmen geçinemiyoruz. Çoğu zaman makarna dahi yapamıyoruz. Asla paramız yetmiyor. Ekstra bir gelirim de yok. Bu yüzden çok büyük zorluklar yaşıyorum. Ailemin de maddi durumu çok iyi değil. Bu nedenle herkese eşit şekilde geri ödemesiz burs yapılması gerektiğini düşünüyorum.'</p>
<p>
	<strong>'iş hayatına borçla başlamak insanı zor duruma sokuyor'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Aile desteği olmadan okumasının imkansız olduğunu aktaran bir diğer öğrenci ise Rızgar Özek. Balıkesir Üniversitesi Mimarlık bölümü öğrencisi olan Özek'te devlet yurdunda yer bulamayıp özel yurtta kalmak zorunda kalanlardan.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/02/06/06022024212334_4296077_21_23.jpg" style="width: 500px; height: 526px;" /></p>
<p>
	Geri ödemeli burs aldığını ifade eden Özek, 'Aldığımız burs yetmiyor çünkü hayat bu kadar pahalıyken bu kadar az bir miktarın yetmesi çok zor ailem olmasa geçinemezdim, okulumu okuyamazdım. Benim durumumda olan binlerce öğrenci var ama herkes benim kadar şanslı olup ailesinden destek alamıyor. En basitinden benim okuduğum bölümde maket gibi şeyler çok olduğu için onlara bile para yetiştiremiyorum ki bir tane maket için en az 300 lira gözden çıkarmam gerekiyor.</p>
<p>
	Ücretin artırılması lazım çünkü hayat pahalılığı bu durumdayken bu kadar küçük ücret komik duruyor. Ailem para yollamasa çok zor durumda kalırım. Şu an burs ücreti en azından öğrencilerin bir şey alıp yerken 'çok pahalı ya bunu yemesem daha iyi' demeyeceği bir fiyatta olması lazım. Burs miktarı belirlenirken bunlara dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü devlet okulunda okuyup, devlet yurdunda kalan, maddi durumu kötü arkadaşıma geri ödemeli burs çıkarken, özel okulda burssuz okuyup, durumu iyi arkadaşıma geri ödemesiz burs çıkabiliyor. Bence tüm öğrencilere geri ödemesiz burs yatması lazım, işsizlik bu kadar fazlayken ve iş yerleri tecrübesiz personel almazken, üniversiteden mezun olur olmaz doğrudan iş hayatına borçla başlamak insanı zor duruma sokuyor' ifadelerini kullandı.</p>
<p>
	<strong>2024 KYK burs ve kredi miktarları nedir?</strong></p>
<p>
	Yüksek öğrenim gören öğrencilere devlet tarafından karşılıksız olarak verilen KYK bursu ve geri ödemeli kredi miktarları, 2024 yılı için şöyle açıklamıştı:</p>
<ul>
	<li>
		Lisans öğrencileri için 2 bin lira,</li>
	<li>
		Yüksek lisans öğrencileri için 4 bin lira,</li>
	<li>
		Doktora öğrencileri için ise 6 bin lira.</li>
</ul>
<p>
	 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/universite-ogrencileri-gecinemiyor-cogu-arkadasimin-yemek-yiyecek-parasi-yok-makarna-bile-yapamiyoruz</guid>
      <pubDate>Tue, 06 Feb 2024 21:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/02/06/06022024211204_5856898_21_12.jpg" type="image/jpeg" length="19767"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Beyaz Reform’ umut vermedi: 2023 yılında 3025 sağlık çalışanı 'iyi hal belgesi'ne başvurdu!]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/beyaz-reform-umut-vermedi-2023-yilinda-3025-saglik-calisani-iyi-hal-belgesine-basvurdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/beyaz-reform-umut-vermedi-2023-yilinda-3025-saglik-calisani-iyi-hal-belgesine-basvurdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Tabipler Birliği, 2023 yılında 3025 sağlık çalışanının yurt dışında eğitim veya çalışma amacı verilen ‘İyi Hal Belgesi’ne başvurduğunu açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<em><strong>Burak Altınok / Serbest Gazeteci</strong></em></p>
<p>
	<em><strong>brkkaltnk@gmail.com</strong></em></p>
<p>
	 </p>
<p>
	Sağlık Bakanlığı'nın, sağlık çalışanlarının çalışma şartlarını iyileştirmek amacıyla ilkini Ağustos 2022, ikincisini Ağustos 2023 tarihinde çıkardığı 'Beyaz Reform', sağlık çalışanı göçünü durduramadı. Türk Tabipler Birliği'nin açıkladığı verilere göre yurtdışında eğitim görmek veya çalışma amacıyla verilen 'İyi Hal Belgesi'ne 2023 yılında 3025 sağlık çalışanı <a href="https://twitter.com/ttborgtr/status/1740746140457279822?s=20" rel="nofollow" target="_blank">başvurdu. </a></p>
<p>
	<br />
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/02/03/03022024123746_7426722_12_37.jpg" style="width: 700px; height: 394px;" /></p>
<p>
	<em>*Kaynak: Türk Tabipler Birliği</em></p>
<p>
	Açıklanan veriler incelendiğinde 2012 yılında 59, 2013 yılında 90, 2014 yılında 118, 2015 yılında 150, 2016 yılında 245, 2017 yılında 282, 2018 yılında 802, 2019 yılında 1047, 2020 yılında 931, 2021 yılında 1405, 2022 yılında 2685 olan başvuru sayısı 2023 yılında 3025 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	<strong>Türk Tabipler Birliği'nin, X'de yaptığı açıklama şu şekilde:</strong></p>
<p>
	'TTB'ye 'İyi Hal Belgesi' başvuru sayısı;</p>
<p>
	Aralık ayında 240, 2023 yılında 3025 oldu.</p>
<p>
	İyi Hal Belgesi başvuru sayısının 11 yılda 60 kat artarak yıllık 3 bini aşması, hem Sağlık Bakanı'nın açıkladığı verilerin doğru olmadığını hem de 'Beyaz Reform'un herhangi bir çözüm üretmediğini açıkça göstermektedir.</p>
<p>
	Yönet(e)meyenlere inat sağlıklı bir gelecek için mücadelemizi 2024'te de sürdüreceğiz!'</p>
<p>
	<strong>Sağlık Bakanlığı 'Beyaz Reform' Demişti</strong></p>
<p>
	Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Ağustos 2023 tarihinde sağlık çalışanlarına bir <a href="https://www.saglik.gov.tr/TR-96884/bakan-kocadan-saglik-calisanlarina-mektup-ikinci-beyaz-reform-donemi-basladi.html" rel="nofollow" target="_blank">mektup</a> göndererek, 'sabır' dedi.  Koca, sağlık çalışanlarına gönderdiği mektupta 'sabrınızın ardından, devletimizin ürettiği radikal çözümler ve köklü değişimler geldi' diyerek bu süreci 'Beyaz Reform' olarak tanımladı.</p>
<p>
	Koca'nın mektubunda şu satırlar dikkat çekiyor:</p>
<p>
	'Hekimlerin eline geçen aylık toplam miktarın şu anki düzeylere gelebileceğini acaba kaç kişi öngörebilmişti? 'Altı yıla karşılık 1 yıl yıpranma tazminatı' kazanımını, 5510 sayılı yasanın zorunlu kıldığı prim esaslı emekliliğin hekim ve diş hekimlerini kapsar olmaktan çıkacağını içimizden acaba kaç kişi hayal edebilmişti? Mahsuplaşma sisteminin bir istisna bırakmadan kaldırılacağını, her emeğin karşılık bulması esaslı bir teşvik ödeme sisteminin uygulamaya geçeceğini acaba kaçımız tasavvur edebiliyordu? İntörn doktorlarla diş hekimliği son sınıf öğrencilerine tam asgari ücret ödenmesi ancak iyi niyetli bir plan gibi görülmüyor muydu?</p>
<p>
	Dünyada örneği bulunmayan, sağlık çalışanları için adeta 'mesleki kalkan' işlevi görecek güçte bir Malpraktis yasası umuluyor muydu? Şiddet suçu karşısında başka hiçbir meslek grubunun sahip olamadığı yasal düzenlemelere sahip olacağımız, sağlıkta şiddet suçunun Katalog Suçlar kapsamına alınabileceği düşünülüyor muydu? Uygulamada sorunlarımız olduğu kesinlikle doğru, fakat sağlıkta şiddet suçlarına 10 yılları bulan cezalar verildiğine ilk kez tanık oluyoruz. Düzenlemelerin tam olarak yerleşmemiş olmasına bağlı sorunlara karşı ise bilmenizi isterim ki gerekli tutumu alıyoruz. Konu başlıklarımıza bir örnek daha vereyim: Aşırı nöbet yükünün, gayriinsani olması sebebi ile son bulacağını, bu durumu 'şiddet' olgusu kapsamında ele aldığımızı söylediğimizde tasarımızı pek de inandırıcı bulmayanlar sizce az mıydı? Hekim odalarına birer tıbbi sekreter atanması, sayınınsa 32 bine kadar varabileceği hayal kapsamında bir beklenti değil miydi? Bu 'bir kitap' dolusu gelişmelerin sayılmasına ihtiyacımız bulunmuyor. Unutan, yeri gelince hatırlıyor olmalı.'</p>
<p>
	Mektupta sağlık çalışanlarına verilen vaatlerin bazıları şu şekilde:</p>
<ul>
	<li>
		Nöbet ücretini adil bir düzeye çekmek</li>
	<li>
		Taban ödemesinin artması</li>
	<li>
		Sağlık çalışanlarını enflasyona karşı korumak</li>
	<li>
		Güvenli çalışma ortamları</li>
	<li>
		Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı'nın uygulanması</li>
	<li>
		Beyaz Kod sisteminin geliştirilmesi</li>
</ul>
<p>
	Bu mektup ve vaatler sağlık çalışanları göçünü durduramadı. Sağlık çalışanlarının yanı sıra sağlık çalışanı adayları da göç etmeyi planlıyor.</p>
<p>
	<br />
	<strong>Farklı Pozisyonlar, Benzer Arayışlar</strong></p>
<p>
	Medya Koridoru'na konuşan Dr. Göktürk Öğretici, 7 sene Türkiye'de hekimlik yaptıktan sonra 2022 yılında Almanya'ya taşındığını açıklarken, doktor adayı B.Y. de eğitimini tamamladıktan sonra yurtdışına gitmenin yollarını aradığını söyledi.</p>
<p>
	<strong>Hastaların Yoğunluğundan, İletişim Problemlerine…</strong></p>
<p>
	Yaklaşık 15 ay önce Almanya'ya göç eden dahiliye uzmanı Göktürk Öğretici, Türkiye'de yedi yıl süren doktorluk tecrübelerini paylaştı. Göktürk, 'Hastaların yoğunluğundan iletişim problemlerine, güvenlik problemlerinden iş yoğunluğuna kadar çeşitli problemler yaşıyorduk. Bunun üzerine ekonomik zorluklar da eklenince ben de birçok arkadaşım gibi 'ne yapabilirim?' diye düşünmeye başladım. Sektör değiştirmek istedim ama Covid-19 döneminde bize gelen 'istifa yasağı' nedeniyle iş değiştiremedim. Dolayısıyla o işe de geçemedim. Ayrıca bu karar da beni çok sinirlendirmişti çünkü bizim kendi kendimize karar alma özgürlüğümüzü elimizden aldılar. Tüm bu yaşadıklarım benim göç etmem adına daha büyük bir neden oldu, 31 yaşımdan sonra Almanca öğrenip, Almanya'ya geldim' dedi.</p>
<p>
	<strong>'Doktorların Parayı Sevdiği Algısı Yaratıldı'</strong></p>
<p>
	Sağlık Bakanlığı'nın, sağlık çalışanlarının çalışma hayatlarını kolaylaştırmak adına çıkardığı 'Beyaz Reform'un kendisi işten ayrıldıktan sonra çıktığını belirten Öğretici, reformun yeterli olmadığı düşüncesini şu sözlerle açıkladı:</p>
<p>
	'Reformda olan neydi? Maddi olarak düzenlemeler vardı. Diğer sorunlarda düzelme sağlanmadı ki… Doktorların çılgınca para sevdalısı olduğu, eğer para alırlarsa kalacakları gibi bir algı yaratıldı. 'Beyaz Reform' bu açıdan doktorları öne sürdü. Yapılan şey iyi gibi gösterildi ama doktorlara negatif yansıdı. Tüm bunlar neresinden tutarsan tut elimizde kalacak hareketler oldu. Ben çalışırken reform yapılsaydı çok da kararımı değiştirmezdi.'</p>
<p>
	<strong>'Şunun Yakını, Bunun Akrabası'</strong></p>
<p>
	Almanya'daki çalışma şartlarından da bahseden Öğretici, bir hastayla ilgilenmek için yeterli zamanı olduğunu, hastalarla iletişimde sorun yaşamadığı ve şiddetin olmadığını söyledi. Öğretici, 'Bir hastayla acil durumlar hariç bir daha karşılaşmak istemiyorsam bunu belirtip, hastayı kabul etmeme hakkım var. Türkiye'de çalışırken bırakın kabul etmemeyi, bizlerin üzerine yürüyorlardı ve arbede yaşanıyordu. Sonrasında bizi de Başhekimliğe şikayet ediyorlardı. Başhekim de 'bu şunun yakını, bunun akrabası' diye ortamı sakinleştirmeye çalışıyordu' dedi.</p>
<p>
	<strong>'Sosyal Devlet' Şartları</strong></p>
<p>
	Almanya'daki meslek yaşamını 'kaliteli çalışma' olarak adlandıran Öğretici, 'Türkiye'de kadınlara doğum izni gibi izinler verilebiliyor ama bir erkek olarak benim dinlenmeye ihtiyacım var, bu hafta 20 saat çalışacağım diyemiyorduk ama burada sözleşmenize bunu ekleterek bu şekilde çalışabiliyorsunuz. 65 yaşında birçok doktorla çalıştım. Haftada üç gün üçer saat çalışıyorlardı. Devlet, doktorunu sosyal hayattan koparmıyor, onu yalnız hissettirmiyor ve tecrübesinden faydalanıyor. Bunu yaparken de kendisini fizikken ve ruhen zorlamıyor. Bu hoş bir tutum' dedi.</p>
<p>
	<strong>Doktorlar Göç Ediyor, Öğrenciler Göç Etmeyi Planlıyor</strong></p>
<p>
	Doktorluk eğitiminin üçüncü yılında olan doktor adayı B.Y., şiddet vakaları, çalışma saatleri ve çalışma şartlarından dolayı genç doktor adaylarının yurtdışına gitmenin yollarını aradığını söyledi. B.Y. bu durumu şu sözlerle açıkladı:</p>
<p>
	'6 yıllık bir eğitimin ve bitmek bilmeyen bir sınav yoğunluğunun ardından özellikle Türkiye gibi sağlık sistemine olan ihtiyacın bu kadar fazla olduğu bir ülkede meslek icra edebilmenin çok zor olduğunu henüz okurken fark edebiliyoruz. Hastaların randevu sıralarını bulamadığı, doktorların muayeneye 3-5 dk gibi çok kısa süreler ayırmasının istendiği bir sistem bu. Gördüğümüz şiddet vakaları, öldürülen doktorlarımız, çalışma saatleri… Tüm bunlar biz gençlerin Türkiye'de doktorluk yapma isteğini azaltıyor. Elbette doktorlar da bunu değerlendirip yurtdışında doktorluk yapabilmeyi deneyimlemek istiyorlar. Bunun ülkemizce çok yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Hayat kalitenizin arttığı, çalışma saatlerinizin sizin için daha iyi olduğunu düşündüğünüz, sağlık çalışanına şiddet olaylarına yaptırım uygulandığı bir ülkede doktor olmayı istemek aslında çok anlaşılabilir bir durum.'</p>
<p>
	Medya Koridoru'na konuşan her iki doktor da yurtdışına giden sağlık çalışanların haksız söylemlerle mücadele etmek zorunda kaldığını ve yanlış anlaşıldıklarını söylüyor. Konuyla ilgili konuşan Göktürk Öğretici 'Bizlere ağır ithamlarda bulunuyorlar, bizleri hedef gösteriyorlar. Bize bunları söyleyenler vatansever, biz değilmişiz, 'zor durumda' ülkeyi terk etmişiz gibi söylemlerde bulunuyorlar ama bu doğru değil.  Türkiye benim ülkem ve çalışma şartları düzeldikten sonra elbette ülkemde çalışmayı isterim' derken, doktor adayı B.Y. de 'Doktor göçü 'ülkeyle bağımızı koparmak', 'ülkemizi bırakıp gitmek' olarak lanse ediliyor ama öyle değil. Hiçbir meslek grubu mensubu çalışma şartları iyiyken ülkesini bırakıp başka bir ülkede sıfırdan düzen kurmaya çalışmaz' dedi.</p>
<p>
	 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/beyaz-reform-umut-vermedi-2023-yilinda-3025-saglik-calisani-iyi-hal-belgesine-basvurdu</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Feb 2024 12:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/02/03/03022024124554_3681300_12_45.jpg" type="image/jpeg" length="76176"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Halk sağlığı tehlikede: 2023 yılında Türkiye’den ihraç edilen 23 üründe yüksek dozda aflatoksin ve mikotoksine rastlandı!]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/halk-sagligi-tehlikede-2023-yilinda-turkiyeden-ihrac-edilen-23-urunde-yuksek-dozda-aflatoksin-ve-mikotoksine-rastlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/halk-sagligi-tehlikede-2023-yilinda-turkiyeden-ihrac-edilen-23-urunde-yuksek-dozda-aflatoksin-ve-mikotoksine-rastlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’den Avrupa Birliği ülkelerine ihraç edilen 197 ürünün 23’ünde limiti aşıldığında insan sağlığı için risk oluşturan aflatoksin ve mikotoksin maddeleri tespit edildi. 23 ürünün 17’si sınırda reddedildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<em><strong>Burak Altınok / Serbest Gazeteci</strong></em></p>
<p>
	<em><strong>brkkaltnk@gmail.com</strong></em></p>
<p>
	Avrupa Birliği'nin 1979 yılında kurduğu ve 2014 yılında tüketicinin kullanımına açtığı Gıda ve Yem için Hızlı Uyarı Sistemi olan RASFF, 1 Ocak 2023-31 Aralık 2023 tarihleri arasında incelendiğinde Avrupa ülkelerine ihraç edilen 197 ürünün 23'ünde aflatoksin ve mikotoksin maddelerinde yüksek doz kullanıldığı bildirildi. 23 ürünün 17'si sınırda reddedilirken, 6 ürün uyarı bildirimi aldı. </p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/02/02/02022024162231_4897731_16_22.jpg" style="width: 700px; height: 653px;" /></p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/02/02/02022024162327_9803279_16_23.jpg" style="width: 700px; height: 512px;" /></p>
<p>
	Kabul edilen oranın üstünde aflatoksin ve mikotoksin kullanılan gıdalar incelendiğinde 23 ürünün 16'sı kuru incir, 3'ü Antep fıstığı, 1'er tane de helva, incir, Hindistan cevizi ve patlamış mısır oldu.</p>
<p>
	<strong>Aflatoksin ve Mikotoksin Nedir?</strong></p>
<p>
	Mikotoksin doğadaki küfler tarafından üretilen toksik kimyasal maddelerdir. Küfler ise mantarlar grubundaki canlılardan biridir. Bazı küfler kendilerini diğer mikroorganizmalardan korumak amacıyla kimyasal madde üretirler ve mikotoksin de bu kimyasallardan biridir. Mikotoksinlerin türleri vardır ve aflatoksin de bunlardan biridir. Aflatoksin dünya üzerindeki en etkili toksinlerden biri olarak sınıflandırılır ve hatta bazı uzmanlar tarafından bazı kanserlere sebep olarak gösterilir.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/02/02/02022024162649_6536067_16_26.jpg" style="width: 700px; height: 465px;" /></p>
<p>
	2021 yılında yapılan bir çalışma aflotoksinin 1960'lı yıllarda hindilerde görüldüğünü ve toplam 100 bin kümes hayvanının ölümüne neden olduğunu belirtiyor.</p>
<p>
	<strong>Uzmanlar Uyarıyor: 'Tüm Canlılar İçin Zararlı'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Beslenme Uzmanı Ersin Özdemir, aflotoksin ve mikotoksinin zararlarına dikkat çekerken, sağlıkçı Necla Örnek de kendi tecrübesini Medya Koridoru'yla paylaştı.</p>
<p>
	<strong>'Raf Ömrü Uzatmak İçin Kullanılabiliyor'</strong></p>
<p>
	Aflotoksin ve mikotoksinin gıdaların uygun olmayan koşullarda üretmiş olduğu mantarlar, küfler ve bakteriler olarak tanımlayan Beslenme Uzmanı Ersin Özdemir, bu tarz maddelerin raf ömrü uzatmak için ürünlerde kullanıldığını söyledi. Özdemir, 'Aflotoksin ve mikotoksin oranının yüksek olması solunum yolu enfeksiyonlarına, akciğerde astım, alerjik reaksiyonlara, cilt renginde değişmeye, sinir hasarına, bilinç kaybına ve depresyona sürükleme gibi hasarlara yol açabilir. Hatta mikotoksinin ağır bulunduğu küflü evlerde yapılan araştırmalarda insanlarda anksiyete geliştirdiğine dair bulgular da var' dedi.</p>
<p>
	<strong>'Maruz Kalmamak Gerekir'</strong></p>
<p>
	Aflotoksin ve mikotoksinin insan dışındaki canlılara da zarar verdiğini belirten Özdemir, 'Aflotoksin ve mikotoksinin bir böceği, sineği anında öldürebilir ama insan kompleks bir varlık olduğu için zamanla öldürür. Bunu şu şekilde açıklayabilirim: Kimse bir hafta sigara içti diye akciğer kanseri olmaz ama 20 yıl sigara içen birinin akciğer kanseri olma riski artar. Ev ortamından tutun da satın aldığımız gıdalar, merdiven altında yapılan kozmetik ürünlere kadar dikkat etmemiz gerekiyor. Maruz kalmaktan kaçınmak gerekir' dedi.</p>
<p>
	<strong>'Hayvanlardan da Geçebilir'</strong></p>
<p>
	Instagram üzerinden küflerin insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çeken ve farkındalık yaratmaya çalışan sağlık çalışanı Necla Örnek, aflotoksinlerin bulaşma yollarından bahsetti. Örnek, 'Aflotoksin doğadaki tüm canlılar için tehlikeli ve toksiktir. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler… Hiçbir canlının vücudunda olmaması gerekir. Aflatoksin anneden bebeğe süt ve plasenta yoluyla geçer. Ayrıca aflatoksine maruz kalan hayvanların eti ve sütüyle de bize geçebilir' dedi.</p>
<p>
	<strong>Örnek, hastalıkla tanışma sürecini ise şu şekilde anlatıyor:</strong></p>
<p>
	'Benim aniden başlayan ve çözüm bulamadığım gittikçe kötüye giden sağlık sorunlarım oldu. Baş, kas, göz, karın, eklem, boyun ve omuz ağrısı başta olmak üzere birçok belirtileri oldu. Ayrıca panik atak, depresyon, anksiyete, kaygı, tükenmişlik hissi, öfke, isteksizlik, odaklanamama gibi semptomlarım da oldu. Yaklaşık 2 yıl bana tanı konulması için doktor ve hastane dolaştım. En sonunda bir doktor bende mikotoksin zehirlenmesi olabileceğini söyledi ve hemen tedaviye başladık. Bu süreçte tıbbi detoks, toksin bağlayıcı kullandım ve eksik vitaminlerimi, minerallerimi tamamladım. Ayrıca küf oranı yüksek gıdaların listede olmadığı özel bir diyet yaptım. Spor ve düzenli saunayla da tedavimi destekledim.' </p>
<p>
	<strong>Örnek, aflotoksin bulunması muhtemel maddeleri de açıkladı:</strong></p>
<ul>
	<li>
		Kuru meyveler</li>
	<li>
		Kuru sebzeler</li>
	<li>
		Kuru yemişler</li>
	<li>
		Baklagiller</li>
	<li>
		Tahıllar</li>
	<li>
		Mısır</li>
	<li>
		Şarap, bira</li>
	<li>
		Yıllanmış peynirler</li>
	<li>
		Pul biber</li>
	<li>
		Aflatoksin bulaşmış yem yiyen hayvanların et ve sütünde ve mamalarda</li>
	<li>
		Yer fıstığı ezmesi</li>
	<li>
		Fındık ezmesi</li>
	<li>
		Susamda, dolayısıyla tahin ve helvada</li>
	<li>
		Kahve</li>
	<li>
		Ekmek ürünleri</li>
	<li>
		Tavuk<br />
		 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/halk-sagligi-tehlikede-2023-yilinda-turkiyeden-ihrac-edilen-23-urunde-yuksek-dozda-aflatoksin-ve-mikotoksine-rastlandi</guid>
      <pubDate>Fri, 02 Feb 2024 16:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/02/02/02022024163057_8422969_16_30.jpg" type="image/jpeg" length="67344"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sezin Öney'den DEM Parti yorumu: Kılıçdaroğlu döneminde yapılan hataların faturası, Özgür Özel yönetimine kesilmek isteniyor]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/sezin-oneyden-dem-parti-yorumu-kilicdaroglu-doneminde-yapilan-hatalarin-faturasi-ozgur-ozel-yonetimine-kesilmek-isteniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/sezin-oneyden-dem-parti-yorumu-kilicdaroglu-doneminde-yapilan-hatalarin-faturasi-ozgur-ozel-yonetimine-kesilmek-isteniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siyaset Bilimci Sezin Öney ile DEM Parti'nin CHP'ye bakışını ve Başak Demirtaş'ın adaylık açıklamasını konuştuk.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong><em>Çağdaş Ulus - Serbest Gazeteci</em></strong></p>
<p>
	<strong><em>uluscagdas@gmail.com</em></strong></p>
<p>
	 </p>
<p>
	<em>Yerel seçim tarihi yaklaştıkça siyasetin nabzı da hızlanıyor. 31 Mart seçimlerinde özellikle de İstanbul için belirleyici konumda olan partilerin başında DEM Parti geliyor. CHP ile genel başkanlar düzeyinde iki kez yapılan görüşmelerin ardından, DEM Parti ile CHP arasında bir işbirliğine olası gözle bakılıyordu. Ancak önceki gün DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan'ın CHP lideri Özgür Özel'e dönük 'O da 'iyi Kürt-kötü Kürt' ayrımı yaptı' eleştirisi ve şu anda herhangi bir partiyle güçbirliği kararı almadıklarını açıklaması dikkat çekiciydi.</em></p>
<p>
	<em>Aynı gün, cezaevinde tutuklu olan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın eşi Başak Demirtaş'ın cezaevi ziyareti sonrası 'İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı için partimiz uygun görürse düşünebiliriz' açıklaması ise gündeme bomba gibi düştü.</em></p>
<p>
	<em>Siyaset Bilimci Sezin Öney, DEM Parti'den CHP lideri Özgür Özel'e yönelik yapılan bu sert açıklamaları ve Başak Demirtaş'ın adaylık açıklamasını Medyakoridoru'na değerlendirdi.</em></p>
<p>
	<em><img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2024/01/23/23012024111513_514186_11_15.jpg" style="width: 450px; height: 300px;" /></em></p>
<p>
	<em>*Sezin Öney - Siyaset Bilimci</em></p>
<p>
	<strong>PARTİDE ÜÇ FARKLI GÖRÜŞ VAR</strong></p>
<p>
	'Partide farklı görüşler olduğu kesin. Çok sert görüşte olanlar, 'Ekrem İmamoğlu'na ne olursa olsun oy vermem' yaklaşımında olanlar da var. Bunun çok net sebepleri de yok. Birinci grupta; CHP'ye olan genel bir mesafeden bahsedebiliriz. Daha geçmişe dayanan, yaptıkları veya yapamadıkları üzerinden bir CHP alerjisine bağlayabiliriz. Bir grup da siyaseten 'Önce DEM Parti' gibi de bakabilir. Ama aynı zamanda Türkiye'nin de gidişatı veya herhangi bir şekilde bu yerel seçimlerde 'AK Parti'nin önü çok fazla açılırsa bizim de zararımıza olur' diye bakanlar da var. Üçüncü bir grup da 'DEM Parti'yle ilgili ne yapıyorsak yapmamız lazım. Kürt kimliğini ve DEM Parti'nin çıkarlarını önceleyen bir yönelimde olmalıyız' yaklaşımındalar.</p>
<p>
	<strong>KILIÇDAROĞLU DÖNEMİNDE YAPILAN HATALARIN FATURASI, ÖZGÜR ÖZEL YÖNETİMİNE KESİLMEK İSTENİYOR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Birinci ve üçüncü grubun söylemleri biraz daha örtüştüğü için bu dönemde daha ön plana çıktıklarını görüyoruz. Yani 'önümüzdeki dönemde Türkiye'de ne olacak, demokratikleşme yolu iyice mi kapanır mı' sorularını dert edenler çeşitli sebeplerden daha azınlıkta kalıyor. Unutmayalım ki sadece DEM Parti'de de değil, muhalefetin genelinde CHP'yle ilgili ne hesapları varsa kesecekleri bir tablo çıkıyor ortaya. Kılıçdaroğlu döneminde olanlar veya öncesinde yapılan yanlışların faturası, Özgür Özel yönetimine kesilmek isteniyor.</p>
<p>
	<strong>ÖZEL'İN KENDİNİ KANITLAMAK İÇİN ÇOK FAZLA ZAMANI OLMADI</strong></p>
<p>
	DEM Parti, Özgür Özel'in samimiyetine inanıyor fakat 'Kürt hareketini ne kadar tanıyor, Kürtleri ne kadar anlıyor' gibi sorgulamalar öne çıkıyor. Özgür Özel'in de kendini kanıtlamak için birtakım söylemler dışında fazla bir zamanı olmadı ve olamayacak da.</p>
<p>
	<strong>KÜRTLER, İSTANBUL'DA KENDİLERİNİ ÇOK İŞİN İÇİNE KATILIYOR GİBİ HİSSETMEDİ</strong></p>
<p>
	Sadece Özgür Özel değil. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul'a baktığımızda Kürtlere yönelik bir şey yapmadığı, fazla teması olmadığı, 'İstanbul'da yaşayan Kürtler için ne yaptı' sorgulaması var. Bu tabanda da var. İmamoğlu, yaptıklarını çok fazla yansıtamadı. Mesela İSMEK'lerdeki Kürtçe kursları olduğu yerde kaldı. Yeteri kadar duyurulamadı. İstanbul'daki Kürtler kendilerini çok işin içine katılıyor gibi hissetmedi.</p>
<p>
	'Bu tartışmalar bir pazarlık başlığı altında mı yapılıyor' sorusu da gündemde. Siyasette pazarlıklar, el yükseltmeler çok doğal. Tabii ki unutmayalım ki Kürt hareketinde de o kadar çok yaşanmışlık var ki 'biz ne aldık, bize ne yapıldı' düşüncesi farklı farklı kesimlere sinmiş durumda. Böyle olunca bu genel bir kanaat haline geliyor ve bu konuda da artık 'başkaları ne düşünüyor' gibi bir sorgulama da çok fazla yapılamıyor. 'Daha ne kaybedebiliriz ki' düşüncesiyle pazarlık da daha sert ve çekincesiz yapılabiliyor.</p>
<p>
	<strong>TİP'LE YAŞANAN KIRILMANIN DA ÇOK BÜYÜK ETKİSİ VAR</strong></p>
<p>
	Burada mesele biraz da güven kaybı tabii. Muhalefet genelinde DEM Parti'ye karşı 'dönerler, AK Parti'yle anlaşırlar' ön yargıları hep hakimdi. DEM Parti'de de Türkiye'nin geneline karşı bir önyargı var. Yani 'biz niye size destek olalım' diyorlar. Bu bütünüyle CHP'den kaynaklanmıyor. Geçtiğimiz mayıs seçimlerinde çok fazla üstüne konuşmadık ama bence TİP'le yaşanan kırılma da çok önemliydi. CHP'nin daha solunda yer alan partilerle yaşanan kırılma DEM Parti açısından da belirleyici oldu. DEM Parti, birazcık daha Türkiye solunun içinde kalabilseydi durumlar başka olabilirdi.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/sezin-oneyden-dem-parti-yorumu-kilicdaroglu-doneminde-yapilan-hatalarin-faturasi-ozgur-ozel-yonetimine-kesilmek-isteniyor</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jan 2024 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2024/01/23/23012024111631_6311763_11_16.jpg" type="image/jpeg" length="42122"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[''Çocukları sabahın köründe sokağa çıkarmak güvenlik riski de yaratır'']]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/cocuklari-sabahin-korunde-sokaga-cikarmak-guvenlik-riski-de-yaratir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/cocuklari-sabahin-korunde-sokaga-cikarmak-guvenlik-riski-de-yaratir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Veysi Çeri, tartışmalı "Yaz saati" uygulamasının çocuklar üzerinde yarattığı olumsuz etkilere dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong><em>Mustafa Kılıç / Bağımsız Gazeteci</em></strong></p>
<p>
	<strong><em>mustafakilic.mk@gmail.com</em></strong></p>
<p>
	 </p>
<p>
	Türkiye'de 7 yıldır uygulamada olan 'Yaz saati' uygulamasına tepkiler gelmeye devam ediyor. Bu uygulamadan en olumsuz etkilenenler ise sabah karanlığında okula gitmek zorunda kalan çocuklar oldu. Veliler ve eğitimciler, bu uygulamadan acilen vazgeçilmesi çağrısı yaparken, gçtiğimiz günlerde konuyla ilgili açıkama yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, yaz saati uygulamasının yıl boyunca uygulanmasının daha faydalı olacağını belirterek, kış saatine geçilmeyeceğini söyledi.</p>
<p>
	Peki uzmanlar ne diyor?</p>
<p>
	Çocuk ve Genç Psikiyatristi Doç. Dr. Veysi Çeri ile konuştuk:</p>
<p>
	<strong>'ERKEN UYUSUNLAR, ERKEN UYANSINLAR TEZİNİN GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA KARŞILIĞI YOK'</strong></p>
<p>
	Bugün eskiyle karşılaştırılamayacak bir düzendeyiz. Öncelikle bunu kabul etmemiz gerekiyor.  Yani 'erken uyusunlar, erken kalksınlar' tezinin günümüz dünyasında karşılığı yok. Annelerin-babaların saat 21.00'den önce eve gidemediği bir sistemdeyiz. Dolayısıyla aileleriyle 1-2 saat vakit geçirebilseler dahi uykuya dalmaları 23.00'ü buluyor. Eskisi gibi çocukları 21.00'de uyutmak mümkün değil yani.</p>
<p>
	<img alt="" src="https://medyakoridorucom.teimg.com/medyakoridoru-com/wp/2023/12/21/21122023152741_1740840_15_27.jpg" style="width: 500px; height: 307px;" /></p>
<p>
	<em>*Doç. Dr. Veysi Çeri</em></p>
<p>
	<strong>'ÇOCUKLAR AZ UYUDUKLARINDA ÖĞRENME YETENEKLERİ BOZULUYOR'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	Uyku, çocukların psikolojik, sosyal gelişimi ve genel fiziksel gelişimi için olmazsa olmaz genel hayati bir ihtiyaç. Hepimiz için böyle aslında. İlkokul dönemindeki çocukların ortalama 10-11 saate kadar uyumalarını bekleriz. Uyumadıklarında, bu durum vücutları üzerinde gerek biyolojik, gerekse de psikolojik sorunlara yol açıyor. Çocuklar, daha az uyuduklarında konsantrasyonları, dikkatleri ve öğrenme yetenekleri bozuluyor. Bunun yanı sıra depresyon, stres ve akran sorunlarına da yol açıyor. Bu sorunlardan dolayı çocukların daha fazla uyumasına imkan yaratmamız gerekiyor.</p>
<p>
	<strong>'AMERİKA'DA YAPILMIŞ ARAŞTIRMALAR VAR'</strong></p>
<p>
	Örneğin Amerika'da yapılan bir araştırmada; okula başlama saatinin 09.00'a alındığında çocukların depresyon skorlarının düştüğü gözlemlendi. Hatta Amerikan Pediatri Akademisi ve Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi, okulların 09.00'dan önce açılmaması gerektiğiyle ilgili raporu ABD federal hükümetine sundu. Çünkü çocuklar ve ergenler için uyku yeme içmek kadar önemli bir şey.</p>
<p>
	<strong>'ÇOCUKLARI SABAHIN KÖRÜNDE SOKAĞA ÇIKARMAK GÜVENLİK RİSKİ DE YARATIR'</strong></p>
<p>
	Ayrıca sokaklar da tekinsiz. Birçok risk kol geziyor sabahın o saatimde. Çocukları sabahın köründe sokağa çıkarmak güvenlik riski de yaratır. Kaldı ki çocukların bir kısmı gelişimsel olarak karanlıktan korkar. İnsanın kaygılıyken, endişeliyken, stresliyken zeka skoru düşer. Bu çocuklara karanlıkta stres yükleyip, güvensiz hissettirip okula sokmanın ne anlamı var. Öğrenmelerini bozacak bir meseleyle okula göndermenin ve bu konuda diretmenin hiçbir bir anlamı yok. Bu yanlış uygulaya bir an önce son verilmeli.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/cocuklari-sabahin-korunde-sokaga-cikarmak-guvenlik-riski-de-yaratir</guid>
      <pubDate>Thu, 21 Dec 2023 15:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2023/12/21/21122023153138_1231654_15_31.jpg" type="image/jpeg" length="84509"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Serhan Afacan: İsrail, sahip olmadığı bir 'üstün el' imajı oluşturmaya çalışıyor]]></title>
      <link>https://www.medyakoridoru.com/doc-dr-serhan-afacan-israil-sahip-olmadigi-bir-ustun-el-imaji-olusturmaya-calisiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medyakoridoru.com/doc-dr-serhan-afacan-israil-sahip-olmadigi-bir-ustun-el-imaji-olusturmaya-calisiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[BM Güvenlik Konseyi'nin Gazze'de yeni bir ateşkes çağrısı başlığıyla bugün yeniden toplanması bekleniyor. Geçtiğimiz hafta ABD'nin veto kararına tepkiler sürerken, Filistin için yeni bir ateşkes umudu doğar mı? Doç. Dr. Serhan Afacan ile konuştuk.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>
	<strong><em>Mustafa Kılıç / Bağımsız Gazeteci</em></strong></p>
<p>
	<strong><em>mustafakilic.mk@gmail.com</em></strong></p>
<p>
	 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>
	7 Ekim'den bu yana devam eden İsrail-Gazze savaşında çok sayıda sivil hayatını kaybetti, çatışmalar ise tüm şiddetiyle devam ediyor.</p>
<p>
	Geçtiğimiz hafta ABD'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK), Gazze'de acilen insani ateşkes talep edilen karar tasarısını veto etmesine büyük tepki gelmişti.</p>
<p>
	Tepkiler sürerken BM Güvenlik Konseyi'nin de bugün, Gazze'de yeni bir ateşkes çağrısı ve İsrail ile Hamas'ın insani yardım için Gazze'ye erişime izin vermesi ile sağlanan yardımın BM tarafından izlenmesi yönünde bir talep üzerinde oylama yapması bekleniyor.</p>
<p>
	Peki ateşkes umutları tamamen tükendi mi? Mevcut karar bize ne söylüyor?</p>
<p>
	İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tarih Bölümü'nde öğretim üyesi Doç. Dr. Serhan Afacan, bu sorulara şöyle yanıt veriyor:</p>
<p>
	'ABD'nin, BM Güvenlik Konseyi'nde ateşkes önerisini veto etmesi büyük bir kriz yaratmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da 'ABD ile adalet olmaz' diyerek kararı eleştirmiş ve BM Güvenlik Konseyi'ni işaret etmişti. Bu gelişmeyle konseyden ateşkes durumunun çıkmayacağını anlıyoruz. Sanırım bu bir yıpranma savaşına doğru devam edecek. Yani Netanyahu, önüne vade koymadan bu saldırıları sürüdürecek. Bu durum biraz da bölgesel anlamda burada bir inisiyatifin -en azından süreci etkileyecek- oluşamadığını da gösteriyor.</p>
<p>
	<strong>NETANYAHU, 'KONTROL BİZDE' MESAJI VERMEYE ÇALIŞIYOR</strong></p>
<p>
	İsrail'in, Gazze'de harabeye dönen Şeyaya kentine bayrak çekmesinin temel nedeninin, bütün kontrolü ele geçirmiş gibi bir görüntü verme çabası olduğunu söyleyen Afacan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun planını ise şu ifadelerle özetliyor:</p>
<p>
	Biliyorsunuz İsrail kara hareketi başlatmadı. Sızlamalar şeklinde ilerliyor ve havadan bombaladığı yerlere sınırlı saldırılar düzenliyor. Netanyahu, bir taraftan da 'İntikam alacağız, Ortaçağa çevireceğiz' diyerek iç kamuoyuna kendini çok fazla angaje etti. Orada kamuoyuna dönük 'kontrol bizde' mesajı vermeye çalışırken, uluslararası toplumun tepkisine de aldırmıyor. Bir başka ülkenin toprağına bayrak dikmek uluslararası mevzuata göre açıklaması olan bir şey değil. Dolayısıyla Netanyahu psikolojik üstünlüğü ele geçirmek için bir PR yapıyor. Ama bunun çok karşılığının olmadığını da söylememiz lazım. Kassam Tugayları'ndan gelen açıklamalarda da bunun teyit edildiğini görüyoruz. İsrail, bu bayrak manipülasyonlarıyla sahip olmadığı bir üstün el imajı oluşturmaya çalışıyor.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KORİDORDAN</category>
      <guid>https://www.medyakoridoru.com/doc-dr-serhan-afacan-israil-sahip-olmadigi-bir-ustun-el-imaji-olusturmaya-calisiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 18 Dec 2023 13:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medyakoridorucom.teimg.com/crop/1280x720/medyakoridoru-com/wp/2023/12/18/18122023130144_504268_13_1.jpg" type="image/jpeg" length="61487"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
