Cumhuriyet'e 44 yıl emek veren Orhan Erinç: Gazeteden ayrılınca yaptıkları ilk iş adımızı yazar bölümünden çıkarmak oldu!

Cumhuriyet%E2%80%99e+44+y%C4%B1l+emek+veren+Orhan+Erin%C3%A7:+Gazeteden+ayr%C4%B1l%C4%B1nca+yapt%C4%B1klar%C4%B1+ilk+i%C5%9F+ad%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1+yazar+b%C3%B6l%C3%BCm%C3%BCnden+%C3%A7%C4%B1karmak+oldu%21;
ABONE OL

Türk basınının en kıdemli isimleri arasında yer alan Orhan Erinç, 64 yıllık gazetecilik hayatının 44 yılını muhabirlikten genel yayın yönetmenliği ve ‘imtiyaz sahipliği’ne kadar her kademesinde geçirdiği Cumhuriyet gazetesinin yönetimini eleştirdi.

Aynı zamanda eski Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı olan Erinç, “hayatının yarısından fazlasını geçirdiğini” vurguladığı Cumhuriyet gazetesinde bugünkü yönetimin, “kendileri gazeteden ayrıldıktan sonra yaptığı ilk işin, adlarının yazarlar bölümünden çıkarılması ve gazete arşivine erişim sağlayan şifreleri iptal etmek olduğunu” açıkladı.

Alev Coşkun’un, Cumhurbaşkanlığı’na imzasız ihbar mektubu yazdığının mahkeme tutanaklarına da geçtiği, eski yöneticilerin tutuklanmalarını da içeren  bir sürecin ardından Cumhuriyet gazetesi yönetimi Eylül 2018’de değişti. Gazetenin sahibi konumundaki Cumhuriyet Gazetesi Vakfı Başkanı Orhan Erinç, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Yayın Kurulu üyesi ve yazar Aydın Engin, Yazı İşleri Müdürü Bülent Özdoğan’ın da aralarında bulunduğu isimlerin gazeteden ayrılmalarından sonra, Cumhuriyet Vakfı Başkanlığı’na Alev Coşkun getirildi. Vakfın Genel Yayın Yönetmenliği’ne atadığı eski Haber Müdürü Aykut Küçükkaya ve Alev Coşkun’un üç yıllık yönetimi döneminde, eski yönetime, gazetede tartışma ve yeni istifalara da yol açan çeşitli iddialar yöneltildi.

64 yıllık gazetecilik hayatının 44 yılını Cumhuriyet’in bütün kademelerinde muhabir, yazar, yazı işleri müdürü, genel yayın yönetmeni ve Cumhuriyet Vakfı Başkanı sıfatıyla gazetenin imtiyaz sahibi olarak geçiren 85 yaşındaki Orhan Erinç, yeni yönetime tepki gösterdi. Erinç, Facebook’taki hesabında, yaklaşık 55 yıl önceki Türkiye-Yunanistan gerilimi sırasında Gökçeada’ya gidişinin hikâyesini anlatırken, bugünkü Cumhuriyet yönetiminin yaptığı ilk işin, “adlarının yazarlar bölümünden çıkarılması ve arşiv şifrelerinin iptal edilmesi” olduğunu açıkladı.

Orhan Erinç’in bugün (23 Eylül 2021 Çarşamba) Facebook hesabında paylaştığı yazı şöyle:

“İlginç anılarımdan biri de İmroz (sonradan Gökçeada) Adası’na gidişimdir. Karabiga’ya uğrayarak Çanakkale’ye giden, oradan da İmroz’a ulaşan Deniz Yolları İşletmesi gemisi, görev bana verildiğinde gitmişti. Otobüsle Çanakkale’nin yolunu tuttum. Açık denize de gidildiği için İmroz gidişi yasak gibiydi. Takanın adamıyla konuştum. Öteki yolcular gibi benden öncekinin ardından çaktırmadan girdiğimi sanarak (polisler ve gümrük muhafaza görevlileri biraz uzaktaydılar) takaya binip başaltına saklandım. Taka kalktı, Boğaz’ı geçene kadar orada sıkıntılı bir yolculuk oldu. Boğaz’ı geçince ‘çıkabilirsiniz’ dediler. Ohh dünya varmış…

O dönemde liman, Ada’nın batı tarafındaydı. Yaklaşınca gördük ki bizleri, görevliler dahil büyük bir meraklı kitlesi bekliyor. İndik, kimse kimsin, nesin diye sormadı. Ben kaymakamlığın yolunu tuttum. Yunanistan, Batı Trakya Türklerine uyguladığı sınırlamaları arttırmış, Türkiye de ülkedeki Rumlara sınırlamalar getirmişti. 1964 ya da 1965 yılı olmalı. (Ayrıldığımızdan sonra ilk yapılan iş adlarımızın yazarlar bölümünden çıkarılması ve arşive giriş şifremizin iptali olduğu için Cumhuriyet’ten 2008 öncesine ulaşma olanağım yok. Ulaşabildiklerim de arama motorunun izin verdiği ölçüde. Yaklaşık 44 yıl (1963-1981 + 1993-2018) emek verdiğim; muhabirlik, istihbarat şefliği, editörlük, yazı işleri müdürlüğü, genel yayın danışmanlığı, genel yayın müdürlüğü, yazarlık ve imtiyaz sahipliği sanlarını taşıyan (saydıklarım görev yıllarını gösteren sıradır. Hiçbirisini muhabirliğe değişmem) ilk çalışan olarak abone olmayı da içime sindiremiyorum. Ulaşamadığım için yanlış yaparım endişesi ile ayrıntı yazamıyorum.                                                         

Akşam oldu. Kaldım ortada. Otel, pansiyon hak getire. Sığınabileceğim yer karakoldu. Bir koltukta sabahı bulurum diyordum. Genç bir polis arkadaş durumumu yadırgamış olmalı ki beni evine Tanrı misafiri olarak götürdü. Adını anımsamıyorum ama teşekkür borcumu bir kez daha yineliyorum.         

Ada’nın özel konumu nedeniyle silahlı birlik bulundurmak kurala aykırı olduğundan jandarma eğitim birliği gelmiş, Karayolları Genel Müdürlüğü büyük bir şantiye kurmuş, yarı açık cezaevi oluşturularak mahkûmlar getirilmişti. Bu değişiklikler için kullanılan alanlar da Rumlardan istimlak edilmişti.       

İmroz fotoğraflarından elimde kalmış olan tek fotoğrafı aşağıda sunuyorum. İskelenin biraz ilerisinde karaya çekilmiş ama rüzgârların taşıdığı toprağın üzerinde, yine rüzgârların getirdiği tohumların yeşerdiği takayı ilginç bulmuş olmalıyım. Oysa ayaklarında yün tomaklar, başlarında yünden örülmüş külahlar bulunan yerlileri, sanki bir tepedeki kahvede sohbet ederken de fotoğraflamıştım. Yaklaşık 56 yıl olmuş. Kuzenlerim Öznur- Tümay kardeşlerime, yolları düştüğünde bir bakıvermelerini rica ediyorum. Bilinen şeydir. Gazeteci dediğin meraklı olur.”

twitter takip